Sergi ve ağıt : ‘Ez ne poşmanim’

Fotoğraflar, Zehra Doğan’ın Türkiye’deki ilk kişisel sergisinden… Zehra’nın hapishanede kendi kanıyla, saçıyla, tırnağıyla, elbisesiyle, çarşafıyla, koğuş arkadaşlarıyla içtiği çayın posasıyla ürettiği eserler… Özgürlüğüyle takas ettiği eserler…

Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi’nin ilk iki katında yapılan ‘Nehatîye Dîtın / Görülmemiştir’ sergisinin girişinde ankesörlü bir telefonda Zehra kendi sesiyle bizleri karşılıyor. Sesini duymak mutlu ediyor insanı. Belkide bir kaç adım sonra göreceğimiz eserlerine bizi hazırlıyor…

zehra doğan sergi

 

Zehra, Türkiye’nin ilk kadın haber ajansı olan Jin Haber Ajansı’nın(JİNHA) kuran 4 kadından biri. Diyarbakır merkezli haber ajansı 8 Mart 2012’de kuruldu ve belki de Kürdistan’da en az gösterileni gösterdi. Kadınları…

Zehra hakkında Mardin'in Nusaybin ilçesinde sokağa çıkma yasakları sırasında çizdiği resimleri sosyal medya hesabından paylaştığı ve 10 yaşındaki bir çocuğun notlarını haberleştirdiği için ‘örgüt üyeliği suçlamasıyla’ dava açıldı. 23 Temmuz 2016'da Mardin'de gözaltına alınıp tutuklandı. Beş ay sonra ilk duruşması görüldü ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Eserleri çok ses getirmişti. Sanatın savaştan daha güçlü olduğunu göstermişti. Bu da birilerini kızdırmıştı tabii ki… 2017 yılının Haziran ayında 2 yıl 9 ay hapis cezasıyla Diyarbakır E tipi Kapalı Cezaevine hapsedildi. Bu sefer devlet tedbirliydi. İlk iş Zehra’ya tuval ve fırça tutmayı yasakladı. Zehra durmadı. KHK ile kapatılan Özgür Gündem gazetesini tuval, çayı ve meyveleri boya yaptı kendine… Manşeti şöyle atmıştı, “Devlete göre Nusaybinli olmak vatana ihanet”.

Her yasak Zehra’nın sesisinin daha gür çıkmasını sağladı. Zehra’nın hikayesi tabi ki hapishanede başlamadı. Zehra, yoksul bir Kürt ailenin kızı. Ege ve Karadeniz’de ailesiyle birlikte mevsimlik tarım işçiliği yaptı. Kışları okul okudu. Okul çıkışı Diyarbakır sokaklarında tatlı, maydanoz sattı. Bu şartlarda -Kürt inadından olsa gerek- ilkin Moda Tasarım daha sonra Resim Öğretmenliği okudu.

 

zehra doğan sergi

 

 

zehra doğan

 

Zehra, bohçasında birçok kimlik taşıyor; kadın, Kürt, işçi, Ortadoğulu, gazeteci, sanatçı,…

Sergiye geri dönersek, Zehra sergisinde tüm kimliklerini haykırıyor adeta. Bir söyleşide şöyle diyor, “Cezaevindeyken kendimi ve arkadaşlarımı düğümlere üfleyen büyücüler gibi görürdüm”. Düğümlere üflemek için olsa gerek, koğuş arkadaşlarının regl kanlarını ve kestikleri saçları topluyor. Çarşafı, yastık yüzünü, annesinin ona hediye ettiği tülbenti alıyor bir tuvale, enstelasyona dönüştürüyor. Dehşete düşmemek elde değil.

 

zehra doğan sergi

 

Eserlerinin üzerinde irili ufaklı yazılar, notlar? Yaklaşınca dehşet kayboluyor birden. “Ez Zehra Natirsim”, “Ez Zehra, Ez Azadim”, yani “Ben Zehra Korkmuyorum, Ben Zehra, Ben Özgürüm”

Belki kendisine de hatırlatıyor… Bunu bilemeyiz ama bize hatırlattığı duygular çok kadim ve gerçek…

 

zehra doğan sergi

 

Bu dağınıklıkla ikinci kata tırmanıyorum. Kürtçe bir ağıt sesi geliyor kulağıma… Yaklaşınca anlıyorum. Annesi Şehem’in Zehra’ya yaktığı ağıtlar. Derken Zehra’nın hapishane koğuşu karşılıyor bizleri. Koğuşta yattığı yatak, çarşaf, yastık ve küçük zalim bir hapishane masası…

Arkada annenin evladına ağıdı…

Yastığa kendi saçlarıyla yazmış, “Ez Zehra ne poşmanim” yani ‘Ben Zehra pişman değilim’

Arkada annenin evladına ağıdı…

 

Sanatçı, gazeteci Zehra Doğan ile Türkiye’deki ilk kişisel sergisini, gurbette geçirdiği günleri ve Türkiye’yi konuştuk.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar