Siz yaptınız!

İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanlar hemen hemen tüm Avrupa başkentlerini Blitzkrieg (yıldırım harbi) ile kısa sürelerde işgal ettikleri gibi Fransa’nın incisi Paris’i de çok zorlanmadan kısa sürede işgal etmeyi başarmışlardı. 

İşte o işgal günlerinin birinde nasıl olduysa Alman askerlerinin yolu o sıralarda Paris’te yaşayan ünlü İspanyol ressam Pablo Picasso’nun atölyesine de düşmüştü. Dünyanın en önemli sanat eserlerinin doğumuna ev sahipliği yapan o atölyede, İspanya İç Savaşı sırasında Nazi Almanyası'na ait bombardıman uçaklarının İspanya’nın Guernica şehrinde sebep olduğu tarihi katliamı anlatan ünlü Guernica tablosunu görünce Almanlar; “Bunu kim yaptı?” diye sormuşlardı o sırada kendilerini müstehzi bir şeklide izleyen ünlü ressama. Picasso’nun yanıtı ise sadece tek bir kelimeden ancak milyonlarca anlamdan oluşmuştu; “Siz!”

Yıllar sonra İspanyollar efsane Guernica’yı evine, yani İspanya’ya geri getirmesi için kendi vatandaşları olan Picasso’ya adeta yalvarmışlardı. Ancak Picasso o yıllarda Franco faşizmi ile yönetilen İspanya’ya demokrasi gelmeden bu daveti asla kabul etmeyeceğini söylemişti onlara, ki bildiğim kadarıyla da bu sözüne sonuna kadar sadık kalmıştı.

Hani olmaz ya, gün gelir de bir gün o lanet yolunuz “kayyım işgali altındaki” güzel Diyarbakır’ımıza, Diyarbakır’ımızın o bereketli topraklarının tartışmasız en çok hak edilmiş “isyanlarına” ev sahipliği yapmış Demirtaş ailesinin o mütevazı dairesine düşerse eğer, babalarıyla beraber geçirecekleri uzun ve mutlu zamanlara iktidar eliyle zorla, hukuksuzca, insafsızca, arsızca el konulmasıyla birlikte “zamanları kendilerinden adeta çalınan” eskinin iki küçük kız çocuğunun, şimdilerin ise iki yetişkin insanın fotoğraf albümlerindeki o kahredici boşluğa bakarak; “Bunu kim yaptı?”, “Buna kim sebep oldu?” diye manasız bir soru sorarsanız eğer;  size vereceğimiz cevap tek bir kelimeden ancak milyonlarca anlamdan oluşacaktır; SİZ!

Eşiyle, yoldaşıyla, tek sevdiğiyle ve tabii ki de tıpkı milyonlarca insanın olduğu gibi hayranı olduğu karizmatik lideriyle birlikte geçirecekleri uzun ve mutlu zamanlara “hukuku ve utanmayı” kötürüm bırakma pahasına zorla, insafsızca, utanmazca el konulmasıyla birlikte “zamanı kendisinden çalınan” eskinin öğretmeninin, şimdilerin ise ağır işçisinin, özgürlük elçisinin, haysiyet ve cesaret timsalinin bu memlekete dair yıllardır istihdam ettiği umutlarının yerinde açılan o kahredici boşluğa bakarak; “Bunu kim yaptı?”, “Buna kim sebep oldu?” diye manasız bir soru sorarsanız eğer;  size vereceğimiz cevap tek bir kelimeden ancak milyonlarca anlamdan oluşacaktır; SİZ!

Hani olmaz ya, gün gelir de bir gün o lanet yolunuz kıymetli bir akademisyenle, meşhur bir iş insanının seviyeli evliliklerine ev sahipliği yapan, içerisinde yüz binlerce kitabın olduğu ve okunduğu kendi halinde bir “Kavala” evine düşerse eğer, tıpkı memleketin diğer tuzu kuru zenginleri gibi devlet hazinesine sırtını yaslayarak tüm mesaisini parasıyla birlikte malını mülkünü sayarak geçirmek varken; sivil toplumun adeta emekçisi, gözü kara bir neferi olmayı seçerek kendisini bu toprakların insanına ve kültürüne adayan; ancak bu riskli tercihi sebebiyle de yıllardır saçma sapan sebeplerle demir parmaklıklar altında rehin tutulan sıra dışı bir burjuvayla evli olan cefakar bir kadının memleket yargısına dair istihdam ettiği umutlarının yerinde açılan o kahredici boşluğa bakarak; “Bunu kim yaptı?”, “Buna kim sebep oldu?” diye manasız bir soru sorarsanız eğer;  size vereceğimiz cevap tek bir kelimeden ancak milyonlarca anlamdan oluşacaktır; SİZ!

Hani olmaz ya, gün gelir de bir gün o lanet yolunuz meslek onuru uğruna kalemini kıran; ama asla satmayan gerçek bir gazeteciyle ondan belki de yıllardır ayrı kalacağını bile bile evlenmesinin ağır bedeli olarak bu zor birlikteliği zamanla bir “direnme karargahına” çevrilen o soğuk mapushane hücresiyle paylaşmak zorunda kalan dirençli bir kadının, dinmeyen bir isyanın, görülmek istenmeyen haklı bir göz yaşının, kocası Mehmet Baransu’nun bu korkunç esaretine yıllardır insanı çileden çıkartan bir kifayetsizlikle seyirci kalan memleket insanına dair istihdam ettiği umutlarının yerinde açılan o kahredici boşluğa bakarak; “Bunu kim yaptı?”, “Buna kim sebep oldu?” diye manasız bir soru sorarsanız eğer;  size vereceğimiz cevap tek bir kelimeden ancak milyonlarca anlamdan oluşacaktır; SİZ!, SİZ!, SİZ!

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.