Yalnızlaşan ülkem

Polonya’da ( Krakow-Varşova) başlayıp Baltık ülkeleri ( Litvanya-Letonya-Estonya) ve Finlandiya  ile devam eden, İskandinav ülkeleri ( İsveç- Norveç-Danimarka) ile son bulan 11 günlük geziden döndükten sonra Türkiye coğrafyasında yaşayan insanların ne kadar kötü yönetildiğini bir kez daha anlamış oldum.

Tarihsel süreç içinde birbirleriyle çatışmış, savaşmış, egemenlik alanları değişmiş, dünya savaşları, soykırım ve katliamlar yaşamış ülkelerin kadim sorunlarını büyük ölçüde çözmüş olduklarını, gerilim ve kutuplaşmadan uzak, uzlaşı-işbirliği ekseninde yaşayarak refah düzeylerini arttırmış olduklarını gördüm.

İnsanların yüzlerinden, dinginliklerinden, sakinliklerinden de bu durumu anlayabiliyorsunuz. Kuşkusuz dünyada  salgının  ekonomiye getirdiği yük sonucu, enflasyon küçük oranlarda da olsa yükselme eğilimi göstermekte. Buna Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini ve bunun yarattığı etkileri de eklemek gerekir.

Ancak bütün bunlara rağmen söz konusu ülkelerde herhangi bir kaygı yaşanmamakta. Hükümetler ekonominin rasyonalitesi içinde tedbirlerini alarak halka güven verirken, insanlar olumsuzluklardan az etkilenmekte.

Belirttiğim ülkelerin yıllık enflasyon oranlarında önceki enflasyon oranına göre 2022 verileri bağlamında ufak kıpırdanmalar var. Norveç’te 5.7 olan enflasyon 6.3’e, İsveç’te 7.3 olan oran 8.7’ye , Danimarka’da 7.4 olan oran 8.2’ye, Finlandiya’da 7 olan oran 7.8’e, Polonya’da 13.9 olan oran 15.6’ya, Litvanya’da 18.9 olan oran 21’e, Letonya’da 16.9 olan oran 19.3’e, Estonya’da 20 olan oran 21.9’a çıkmış durumda.

Türkiye’de ise 2005’te 7.72’ye gerilemiş olan enflasyon oranı uzun yıllar tek hanede seyrederken, 2017’de 11.9’a , 2021’de 36.08’e, daha sonra 78.62’ye çıkmış durumda. TÜİK’in belirlediği bu oranların da hissedilen gerçek enflasyonu yansıtmadığı bilinmekte. Ayrıca 2018 yılında partili cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesiyle birlikte enflasyonun katlanarak arttığı açık.

Kişi başına düşen milli gelire baktığımızda da bu ülkelerle aramızda ciddi farklar olduğu görülmekte. 2002-2022 yılları arasında geçen 20 yıllık dönemi göz önüne aldığımızda kişi başı milli gelir dolar olarak, Litvanya 11.990’dan 19,998’e, Letonya 5.879’dan 17.620’ye, Estonya’da 7134.79’dan 21.421’e , Polonya’da 5.207’den 15.656’yükselmiş durumda. Norveç 75.420, İsveç 51.610, Danimarka 59.882 , Finlandiya 48.686  dolara ulaşmış durumda.

Türkiye’de ise 2002’de 3688 dolar olan kişi başına düşen milli gelir AKP iktidarının ekonomide rasyonel davranması ve AB ile ilişkileri geliştirmesi sonucu 2013’te 12.615 dolara çıkmış, 20.000 doların aşılması hedef olarak gösterilmişti. Ancak 2014’ten itibaren AKP iktidarının devletle özdeşleşmesi, AB ile ilişkilerini zayıflatması, demokrasi ve hukuktan uzaklaşarak tek kişinin yetkili olduğu sisteme geçilmesi sonucu bugün kişi başına düşen milli gelir 7.000 doların altına inmiş durumda. Yunanistan’da ise 19.583 dolar.

Kişi başı milli gelirinde artış gösteren ülkelerin nüfuslarının az olduğu söylenebilir. Ancak nüfusu bizim kadar ya da bize yakın olan birçok ülkede kişi başı milli gelir 30 bin dolar ile 50.000 dolar arasında seyretmekte. Güney Kore’de 31.762 dolar.

İskandinav ülkelerinde bulunan önemli sayıdaki  göçmen ağırlıkla hizmet sektöründe, limanlarda çalışmakta. Sokakta başıboş dolaşan göçmen bulunmuyor. Ekilmedik yer yok. Tarımda güneş panelleri kullanılıyor.

İsveç’ten Danimarka’ya geçerken deniz içinde çok sayıda rüzgar türbinleri bulunmakta. İki ülkeyi birbirine bağlayan Öresund Köprüsü’nün bir kısmı denizin altından devam ediyor. Köprünün dört şeritli kara yolunun altından çift şeritli tren yolu geçmekte.

Estonya dünyanın en gelişmiş dijital toplumlarından ve bilişim sektöründe lider bir ülke. Caddelerde kargo hizmeti gören küçük robotlar görüyorsunuz. Litvanya endüstriyel tarımda ilerlemiş durumda.

Gezdiğim ülkelerin hiç birinde kuyruk, mal kıtlığı görmedim. İnsanların yüzünde herhangi bir endişe, gerilim ve kaygı belirtisi bulunmuyordu.. Yaşanan krizden hükümetlerinin rasyonel politikalarla korunacağından eminler.

Türkiye’nin çok kötü yönetildiği, rasyonaliteden ve gerçeklikten koptuğu, otokratik tek adam yönetimiyle keyfiliğe, hukuksuzluğa ve yoksulluğa  itildiği görülmekte. Bu durum mafyatik bir örgütlenmenin yükselmesiyle siyasi gücün ahlaken irtifa kaybederek  toplumu çürütmesine neden olmakta.

Betona gömülmüş, doğası tahrip edilmiş, yeşili yok edilmeye yemin edilmiş bir ülkenin geleceği olamaz. Ülke dışından dönen her vatandaşın yaşadığı gibi ülkemi bu halde görmekten dolayı üzüntülüyüm.

Erken seçimin bir zaruret haline geldiği açık. Türkiye’nin yeni bir zihniyetle ve süratle her alanda rasyonel politikalara dönerek uzlaşı-işbirliği içinde çoğulcu, katılımcı, özgürlükçü, hukukun üstünlüğüne dayalı bir demokrasiyi inşa etmesi gerekiyor.

Gelişmiş ülkelerde timsahların hakları gündem olurken (Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme) (CITES) ,Türkiye’nin gündemine bakın.

Çünkü biz yüzyılı aşkındır enerjimizi birbirimizle mücadele ederek geçiriyoruz. İç sorunlarını siyaset yoluyla uzlaşarak çözemeyip aksine şiddet yoluyla yok edeceğini sanan bir ülkede ne barış ne de istikrar olur.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.