Türkiye’nin Ermenistan’la diplomatik girişimi canlandırma zamanı!

Amelia Atalay ve Nader Habibi *

Moskova'nın arabuluculuğunda 9 Kasım’da sağlanan ateşkes anlaşmasıyla 44 günlük Dağlık Karabağ savaşı sona erdiğinde geride bir mağlup üç galip bıraktı. Tartışmasız kaybeden taraf Ermenistan; galipler ise Azerbaycan, Türkiye ve Rusya. Azerbaycan, bu savaşla 30 yıldan fazla bir süredir Ermeni kontrolü altında bulunan topraklarının önemli bir kısmını geri almayı başardı. Azerbaycan'ın ana müttefiki ve askeri destekçisi olarak Türkiye bu zaferi paylaştı. Türkiye’ye sınırlı bir rol veren Rusya çatışmanın gidişatını başarıyla belirleyerek ve kendisini ateşkes anlaşmasının ana uygulayıcısı ve sürdürücüsü olarak konumlandırarak Güney Kafkasya'daki etkisini yeniden kanıtladı.

Şimdi, ilgili tüm taraflar bu savaşın jeopolitik ve stratejik sonuçlarını ve ileriye dönük en iyi hareket tarzlarını değerlendiriyorlar. Son haftalarda birkaç gözlemcinin belirttiği gibi, barış anlaşmasının şartları ve Azerbaycan'ın önemli toprak kazanımları, Türkiye için bölgeyle diplomatik ve ekonomik ilişkilerini genişletmek için eşsiz fırsatlar yarattı. Ve bunun başta geleni de, Dağlık Karabağ sorunu nedeniyle otuz yılı aşkın süredir önemli bir gerileme yaşayan Ermenistan ile kademeli yakınlaşma politikaları yeniden canlandırmak.

Aynı zamanda, böyle bir anlaşmanın şartları Ermenistan’ın zararlarını azaltacağı için de Türkiye ile düşmanlıkların azaltılmasına daha az karşı çıkılabilir. Azerbaycan, tüm Dağlık Karabağ bölgesini ele geçirmek ve hatta Ermenistan topraklarına girmek için yeterli bir askeri avantaja sahipken, Rusya’nın dayattığı anlaşma, Ermeniler tarafından Artsakh Cumhuriyeti olarak bilinen toprakların yüzde 30'unu Ermeni kontrolü altında bıraktı. Ayrıca, Ermenistan'a Rusya'nın koruması altındaki Laçin Koridoru'na (Dağlık Karabağ ve Ermenistan arasında 60 kilometrelik bir geçit koridoru) erişim sağladı. Bu sonuç, Ermenistan'ın bu kaybın yarattığı travmanın üstesinden gelip Türkiye ile yakınlaşmaya ve Azerbaycan ile yeni statükonun sürdürülmesini siyasi olarak mümkün kılıyor.

9 Kasım anlaşması, Türkiye'nin 2007-2015 döneminde gerçekleştirdiği yakınlaşma girişimlerine pek çok nedenle yeniden başlamasını da kolaylaştıracak. Birincisi, bu büyük zaferin koşulları, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, Ermenistan’ın I.Dünya Savaşı’nın Ermeni kayıplarını ele alma ve kabul etme talebiyle ilgili olarak güçlü ve ulusal bir güven konumundan ele alma ve kabul etme talebiyle ilgili diyalogları ve kültürel alışverişi güçlü ve ulusal bir güven konumundan dolayı kolaylaştırma imkanı veriyor. Son yıllarda, ABD ve Avrupa Birliği'nin bu olayları soykırım olarak tanıması ve özür dilemesi için Türkiye'ye yönelik uyguladıkları dış baskılar, milliyetçi bir direnişle sonuçlandı.

Ancak Karabağ zaferi, Erdoğan'ın bu konuyu zafer sonrası cömert bir konumda ele almasına olanak tanıyacak ve bu da Türk milliyetçilerinden, özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın koalisyon ortağı Milliyetçi Hareket Partisi'nden (MHP) çok daha az siyasi direnişle karşılaşacaktır. Türk milliyetçiliği ve pan-Türkizm temelinde duran MHP, geleneksel olarak Ermenistan ile ilişkilerin normalleşmesine karşı çıkıyor. Ancak şimdilik bu galibiyetle ikna olmuş durumdalar ve herhangi bir itirazda bulunurlarsa Erdoğan, Ermenistan ile ilişkinin gerekliliğini anlayan ve başlangıçta o ülke ile diplomatik diyalog başlatma konusunda proaktif olan MHP'nin kurucusu Alparslan Türkeş'in mirasını vurgulayabilir.

İkincisi, Azerbaycan’ın zaferi ve bu sonuçta Türkiye'nin desteğinin kritik rolü, Azerbaycan’ın Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasına karşı muhalefetini azaltacaktır. Son yirmi yılda Azerbaycan, Türkiye için önemli bir ticaret ve yatırım ortağı olarak ortaya çıktı ve sonuç olarak Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerini etkileyebildi. Bu zaferden sonra, Azerbaycan sadece Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin daha da iyileştirilmesine daha az karşı çıkmaya teşvik edilmeyecek, aynı zamanda bu ilişkilerin gelişmesini görmekle de ilgileniyor. Kasım ayında yapılan ateşkes anlaşmasının en önemli faydalarından biri de Ermenistan üzerinden Azerbaycan ile Nahçivan arasında karayolu ulaşımının kurulmasıdır. Azerbaycan, Türkiye ve Avrupa ile ticaret yapmak için demiryolu ağını bu koridora bağlayacağını açıkladı. Türkiye ile Ermenistan arasındaki bağların iyileştirilmesi, Ermenistan'ın bu koridorun oluşturulmasını ve başarılı bir şekilde işlemesini engelleme isteğini azaltacaktır.

Üçüncüsü, Rusya’nın arabulucu olduğu ateşkes anlaşması, Ermenistan'ı Türkiye'nin yakınlaşma girişimlerine daha açık hale getirebilir. Şu anda Ermenistan neredeyse izole durumda ve 1993'ten beri sadece Gürcistan ve İran ile olan iki kısa sınırı açık. Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırın açılması, Ermenistan'ın izolasyonunu sona erdirmesi ve Avrupa'ya karadan erişim hakkı kazanması için daha büyük fırsatlar sağlayacaktır. Türkiye ile doğrudan ticaretten de faydalanabilir. Sınırların kapalı olmasına ve diplomatik ilişkilerin olmamasına rağmen Ermenistan, 2010-2020 döneminde Gürcistan üzerinden dolaylı yollardan 2.3 milyar dolarlık Türk malı ithal etti. Türkiye ile ilişkilerin iyileştirilmesi ticareti kolaylaştırabilir ve dış ticareti Ermenistan'a çekebilir. 

*** 

Önümüzdeki tüm zorluklara rağmen, Ermenistan ile ilişkilerin normalleşmesinin Türkiye için birçok önemli faydası olacaktır. Doğrudan faydalar, ekonomik refahı için büyük ölçüde küresel ticarete ve yatırıma bağımlı bir ülke olarak Türkiye’nin uluslararası imajı üzerinde süregelen Ermeni şikayetlerinin olumsuz etkisinin sona ermesini içeriyor. Madece üç milyonluk küçük bir ülke olmasına rağmen, Ermenistan ile ticaret ve yatırım ilişkileri, halihazırda bu ülke ile büyük bir ticaret fazlası olan Türkiye için faydalı olacaktır. Ayrıca normalleşmenin dolaylı faydaları Türkiye için daha da önemli olabilir. Türkiye’nin Ermenistan ile gerilimi ABD ve birçok Avrupa ülkesiyle ilişkilerine gölge düşürdü. Ermeni diasporası lobileri her iki bölgede, özellikle ABD kongresinde oldukça etkili ve geçmişte Türkiye’nin ABD ve AB ile ilişkilerini etkilemede bazı başarılar elde etmişlerdir. Ermenistan ile yakınlaşma, bu lobilerin Türkiye karşıtı kampanyalarını hafifletecektir. Türkiye on dokuz yıl önce Avrupa Birliği'ne ilk katılım teklifini yaptığından beri, AB, Türkiye'nin AB'ye katılım için bir ön koşul olarak Ermeni şikayetlerini (Ermeni Soykırımı gibi) ele almasının gerekliliğini defalarca vurguladı. AB'ye katılma umutları iç karartıcı görünse de, Türkiye, Ermenistan ile daha iyi ilişkilerden kaynaklanacak gelişmiş AB algılarından hâlâ yararlanabilir. 

Ermenistan ile ilişkilerin normalleşmesi, Türkiye’nin Rusya ile karmaşık ilişkilerinde elini güçlendirebilir. Türkiye ve Rusya, çok sayıda çatışmaya (Suriye, Libya, Dağlık Karabağ, ..) müdahale ettikleri için Ortadoğu ve Avrasya'da bir işbirliği-rekabet ilişkisi geliştirdiler. Ermenistan ile Azerbaycan arasında 44 gün süren savaşta Türkiye’nin kazanımları ne kadar önemliyse, Rusya daha da fazlasını kazandı. Sadece ateşkes şartlarını dikte etmeyi ve Türkiye’nin barışı koruma rolünü sınırlamayı başarmakla kalmadı, Rusya iki taraf arasındaki baskın güç olarak da ortaya çıktı. Ermenistan artık güvenliği ve istikrarı açısından Rusya'ya daha da bağımlıdır ve bu nedenle Rusya, Türkiye ile bölge genelindeki ilişkilerinde Türk-Ermeni düşmanlıklarını bir pazarlık aracı olarak kullanabilir. Türkiye, Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirerek Ermenistan’ın izolasyonunu ve dolayısıyla Rusya’ya bağımlılığını azaltabilir. 

*** 

Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasının yeniden canlandırılmasına yönelik her türlü çaba, her iki ülkedeki olumsuz kamuoyunun üstesinden gelinmesini sağlayacaktır. Türk dış politikasına ilişkin kamuoyu algısı üzerine 2019 yılında yapılan bir araştırmaya göre, ankete katılanların yüzde 60'ından fazlası Türkiye için en büyük tehdidi oluşturan ülkelerden biri olarak Ermenistan'ı seçti. Ermenistan'daki Türk karşıtı duygular da 44 günlük savaştan sonra tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. Ermeni hükümeti, 2021 Ocak ayından itibaren halkın sevdiği Türk ürünlerine yasak koydu. Bu güçlü olumsuz duygulara rağmen, Azerbaycan’ın zaferinin mevcut koşulları, Türkiye’nin Ermenistan ile yakınlaşması için bir fırsat penceresi yarattı ve bunun etkileri hem ülkeler hem de Azerbaycan için bölgesel işbirliğine ve fırsatların artmasına imkan verecek. Bu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın cesur bir diplomatik hareketini gerektirecek.


* Nader Habibi, Brandeis Üniversitesi, Ortadoğu Araştırmaları Merkezi, Henry J. Leir Ortadoğu Ekonomisi Uygulama Profesörü. Haziran 2007'de Brandeis Üniversitesi'ne katılmadan önce Global Insight Ltd.'de Ortadoğu ve Kuzey Afrika ekonomik tahmin ve risk analizi genel müdürü olarak görev yaptı. Habibi, 1987'den itibaren İran, Türkiye ve ABD’de akademik ve araştırma kurumlarında çalıştı. Brandeis Üniversitesi'nde İslami ve Ortadoğu Çalışmaları Direktörü olarak görev yaptı (Ağustos 2014-Ağustos 2019). Yayınlarına https://naderhabibi.blogspot.com/ adresinden ulaşılabilir. 

* Amelia Atalay, Brandeis Üniversitesi, Uluslararası ve Küresel Çalışmalar, Ekonomi ve İslami ve Orta Doğu Çalışmaları dördüncü sınıf lisans öğrencisidir. Amerika Türk Koalisyonu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Dünya Kadınlar Bankacılığı'nda staj yaptı. İstanbul’daki Robert Kolej Yaz programında çalıştı.