Değil ülkeyi Sim City’i bile yönetemezsiniz

Türkiye, 2020 yılının ilk 8 ayında borçlanma rekorunu kırdı ve Meclis bu yıl için Hazine’nin borç miktarını iki katına çıkardı. Diğer yanda kamudaki en değerli kurumların toplandığı Varlık Fonu’nun borcu da iki katına çıkarken karı neredeyse yarı yarıya düştü.

Doğal olarak bu ekonomik kötü gidişat ülkedeki şirketleri de kötü etkiliyor. Son olarak üniversite rektörlüklerine gönderilen bir yazı ile ilaç ve tıbbi cihaz satan firmalardan feragat istenmesi kararlaştırıldı. Üstelik daha önceki feragattan farklı olarak kademeli değil, bütün alacaklar için aynı oran uygulanarak.


ABD Büyükelçisi’nin Amerikalı ilaç şirketlerinin borçları konusunda yaptığı açıklama ise hala akıllarda. 

Dünyanın sayılı güzellikteki sahil alanlarından olan Muğla’daki çoğu plaj ve tarihi alan jeotermal enerji santrali yapılması için listeye çıkarıldı. Az biraz Türkiye’yi tanıyan herkes bu alanların jeotermal enerji santrali için kiralanacağını, sonrasında yapılacak bir değişiklikle turizm arazisine çevrileceğini bilir. Yani AKP hükümetine yakın olan bir gruba para kazandıracak bir gelişme.

Zaten Türkiye’de kamudaki yandaş şirketlerin nasıl beslendiğini görmek isteyen herkesin bir kez Sayıştay raporlarına bakması yeterli. İhalesiz olarak tek bir firmaya verilen işler, işlenmeyen faturalar ve diğer nice olay.

Koronavirüs bahane gösterip çevre katliamına “dur” demek isteyen gruplar engellenirken pek çok dağlık bölge siyanür ile altın aranması için firmalara veriliyor. Türkiye’de doğanın aldığı yaranın onarılması AKP’nin iktidarda kaldığı ve kalacağı süreden çok daha uzun zaman alacak.

Bütün bunların yanında artık hiçbir şey üretemeyen bir ülke durumuna geldi Türkiye. Neredeyse her şey yurtdışından alınırken çiftçilerin üretim yapmasının da önüne geçiliyor. Mesela 2019 yılında 25 ildeki toplam 141 bin 650 dekar alanda patates üretimi yasaklandı. 

Buğday konusuna değinsek Türkiye’nin 10’da 1’i kadar tarım arazisine sahip olan Yunanistan’dan sürekli buğday ihraç ediliyor. Son beş yılda Yunanistan ithal edilen buğday yüzde 632 oranında artış gösterdi.

Hadi ekonomik konuları geçelim. Ülkede hala yüzlerce bebek ve çocuk hapiste. İşini geri isteyen kişiler hapiste. Yazarlar, gazeteciler ve siyasiler hapiste. İçi boş iddianamelerle binlerce kişi cezaevlerinde tutuluyor. Buradaki hak ihlallerine ise yönetimdekilerin kulakları tıkalı. 

Kadına ve çocuklara şiddet konusunda tıpkı sağlık personeline saldırılar konusunda olduğu gibi ciddi bir ceza verilmiyor. Zaten mahkemelerin pek çok kararının sosyal medyanın tepki göstermesi de adaletin ne derece zarar aldığını gösteriyor.
Gözaltında işkence iddialarının artık iddia olmadığı raporlarla ve kimi video görüntüleri ile biliniyor. İki Kürt vatandaşın helikopterden atılmasında bile bunun sorumluları değil, konuyu ortaya çıkaran gazeteciler tutuklanıyor.

Tüm dünyayı etkileyen koronavirüs konusunda açıklanan sayıların gerçek olmadığı Sağlık Bakanı tarafından açıklandı ve sürecin şeffaf yürütülemediği biliniyor. Bu konudaki çekincelerini pandeminin başından beri dile getiren Türk Tabipleri Birliği için ise kapatılsın kampanyası yürütülüyor.

Ülkenin zeki genç beyinleri iş bulamadıkları, terfilerde liyakate bakılmadığı için yurtdışına gidiyor. Beyin göçünü önlemek için yapıldığı söylenen projelerde bile kazananlar nedense hükümete yakın kişiler oluyor.

Kısaca ülkede sorunsuz bir alan yok. Hangi konuda biraz konuşsanız yönetimden kaynaklı bir sorun ile karşılaşıyorsunuz. Bunların nasıl çözüleceğine dair kimsenin bir fikri yok ama AKP iktidarı hala Türkiye’nin dünyanın en iyi ülkelerinden biri olduğunu iddia ediyor. Zaten bu fikir ile çelişecek kişiler için dava açmak üzere savcılar da hazır bekliyor.

Bütün bu durum çocukluğumda çok sevdiğim hala da oynadığım Sim City oyununu aklıma getiriyor. Sonu açık olan ve kazanmak için belli bir durumu olmayan bu oyunda bir bölgeye şehir kurmaya çalışıyorsunuz.

Yeşil bir alanda kurulan şehrin yollarını, binalarını, iş yerlerini, fabrikalarını siz yerleştiriyorsunuz. Alt yapıdan vergilere her şey sizin sorumluluğunuzda. Şayet yerleşim yerleri ile fabrikalar arasında beli bir mesafe olmazsa şehrinizde yaşayanlar mutsuz oluyor ve şehri terk etmeye başlıyor. Vergiler yüksek ama şehrin kalitesi kötüyse yine problem.

Büyümeye bağlı olarak alt yapının geliştirilmesi, binaların büyümesi için doğru üretim yapılması gerekiyor. Bazen doğal afetler ile karşılaşıp şehrinizin hasar gören yerlerini onarmanız da gerekiyor. Belli bölgeler terk ediliyorsa sebebi bulup düzeltmeniz gerek.

Kısaca bir ülkeyi yönetmeye benzer şekilde kendi şehrinizi dizayn edip yönetiyorsunuz. Bir dönem belediye başkan adaylarının oynaması konuşulan bu oyunu ne zaman oynamasam aklıma Türkiye’yi yönetenler geliyor. 

Şu an iktidarda olanlar ülkeyi yönettikleri gibi Sim City’de bir şehri yönetmeye çalışsalar tarihe geçecek şekilde bu oyunun en kötü oyuncuları olurlar. Hal böyle iken insan soramadan duramıyor, bir bilgisayar oyunundaki şehri yönetemeyecek kişiler neye dayanarak Türkiye’yi iyi yönettiklerini düşünüyor?

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.