Türk-Yunan ilişkileri ve farklı iletişim kodları

Bilge bir dostum yıllarca önce akıllı bir uyarıda bulunmuştu: 

“Anlamsız, tuhaf, saçma bir şey duyunca dikkatli ol, bir ihtimal bir şeyleri gözden kaçırıyor olabilirsin” demişti.

Cuhurbaşkanı Erdoğan’ın   Van’daki konuşması (11 Haziran) bu dostumu hatırlattı.  CB, Yunan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis’i kastederek şöyle konuşmuş:

“Seni ben Vahdettin Köşkü’nde ağırlayacağım, yemek ikram edeceğim ve o yemekte seninle bir şeye varacağız, mutabakata; bundan böyle biz direkt olarak ikimiz konuşalım, aramıza üçüncü kişileri sokmayalım. Tamam, aradan 15 gün geçti, 20 gün geçti, sen gidiyorsun Amerika’ya, Amerika’da Senato’da kalkıp Türkiye’nin aleyhinde konuşma yapıyorsun, F-16’larla ilgili konuşma yapıyorsun.

Yemezler Miçotakis, yemezler. Her şeyden önce bu milletin mayası öyle dalgaya-malgaya gelmez. Biliyorsun bu dalga-malga filan falan bunları geçmişte senin ataların çok iyi bilirler, tekrar yeniden bunları yenilemeye kalkmayın, faturası ağır olur. 5, 4 üsler kuruldu, ne kurarsanız kurun. O kurulan üsleri ne için yaptınız filan diye sorduğumuz zaman verdikleri cevap çok manidar; Ruslara karşı diyorlar. Ya Ruslara karşı diyorsunuz da Ukrayna’ya karşı Rusların karşısında ne yaptınız, Ukrayna’nın yanında durabildiniz mi, Ukrayna’ya destek verebildiniz mi? Her şeyleri yalan.

Bu Batıya güven olmaz. Batının alacaksan ilmini alırsın, sanatını alırsın, ama siyasette Batının siyasetine güven olmaz. Bunlar bizi Avrupa Birliği’nde bile işte sene 63, o günden bugüne ne yapıyorlar? Hâlâ oyalıyorlar. Ne zaman başladı? Aslında 59’da başladı, ama o gün bugün hep oyaladılar. Niye? Ya bunlarda yalan aman Yarabbi, almış başını gidiyor. Dürüstlük yok bunlarda. Dürüstlük bizim milletimizde var.”

Amerikalı Kızılderililerin barışa karar verdiklerinde “barış piposu” içtiklerini söylenir. Batı dünyasında protokol farklıdır. Ne yemekli ikramlar ne de pipolar! 

Bir anlaşmaya varılacaksa (diyelim, bir yatırım projesi başlatılacaksa) iki taraf oturur konuşur ve anlaşırlarsa, bir sofranın etrafında yiyip içip olayı kutlarlar. 

Türkiye’de misafirperverliğin önceliği vardır. Yemek sunulur ve o aşamada işin özü söz konusu olmaz. Özellikle kritik ve tartışmalı sorunlar konuşulmaz. Misafirperverliğin “boyutu” niyetin mesajını verir. Eğer ikram mükellefse bu “iyi niyetin” belirtisidir. (Seni Vahdettin Köşkü’nde ağırladım, yemek ikram ettim.) 

Erdoğan o yemekte iyi niyetini kanıtlamış olduğuna inanıyor çünkü ağırlama üst düzeydeydi. Birkaç gün sonra Yunan adaları üzerinden, o güne kadar görülmemiş büyük sayıda uçakların uçmuş olması, Erdoğan’a göre, kendisinin misafirperverliğine kıyasla, ikincil bir olaydı. 

(Bu arada Yunan basınında çıkan habere göre, Yunan savunma bakanı Hulusi Akar’ı telefonda arayıp “hayrola, ne oluyor?” havasında bu toplu uçuşları sormuş, o da “bilmiyorum, araştıracağım” demiş. Nasıl bilmez böyle bir operasyonu? Ondan habersiz mi oldu bu tırmandırma? İster misiniz birileri ilişkileri sabote ediyor olsun; örneğin, Avrasyacılar?) 

Bir taraf “mükellef ikramlarda bulundum” vurgusunu yaparken, öteki taraf “adaların üzerinden uçuşlara son verilmelidir” demektedir. Mitsotakis 6 Temmuz’daki radyo konuşmasında Yunan adalarının üzerinden Türk savaş uçaklarının geçmelerinin kırmızı çizgileri olduğunu Vahdettin köşkünde CB Erdoğan’a açıkladığını söyledi. 

Demek ki karşılıklı konuşurken taraflar farklı şeyler duyuyordu. 

Bir de sık tekrarlanan “üçüncü taraf karışmasın” tezi var. 

Oysa uluslar arasındaki ilişkiler çıkmaza girince “üçüncü taraf” özellikle aranır.  Zaten Türkiye de pek çok anlaşmazlıkta üçüncü taraf olarak aktif . Örneğin, Libya’da, Irak’ta, Azerbaycan-Ermenistan konusunda, Rusya-Ukrayna savaşında. Üçüncü taraf neden rahatsız edici olsun ki? 

Cevap, Van konuşmasında bulunabilir. 

İtiraz Batı algısından kaynaklanıyor: 

“Bu Batıya güven olmaz… Ya(hu) bunlarda yalan aman Yarabbi, almış başını gidiyor. Dürüstlük yok bunlarda.”

Batı baştan “dürüst olmayan, güvenilmez”, hatta bize karşı düşmanca davranan diye algılanırsa “kendini kanıtlayan kehanet” olayı yaşanır (Self-fulfilling prophecy):

Hasım algıladığına karşı gardını alırsın, yeni ittifak arayışlarına girersin, karşı taraf senin güvensizliğini kuşku ile karşılar hatta potansiyel düşmanlık olarak, her ihtimale karşı yeni üstler kurar ve böylece senin ilk kabulün (kehanetin) kanıtlanmış olur.

Yani “bundan böyle biz direkt olarak ikimiz konuşalım, aramıza üçüncü kişileri sokmayalım” derken kastedilen, “sen bizim hasımlarımızla, düşmanlarımızla haşır neşir olma, onlardan uzak dur”dur. 

Ama bu kez de Mitsotakis’e “dost ve müttefik peşine düşme” denmiş oluyor ki, bu talebin kabul edilmesi pek gerçekçi değil. 

Erdoğan’nın argolu sözleri (yemezler, dalga-malga) ve tehditleri (ataların bilir, faturası ağır olur) o denli önemli değil. Çünkü tansiyonu artırsalar da aslında bunlar kendi seçmenine yönelik ve güçlü lider imajını besleme amaçlıdır. 

Ama temel kabulleri ve algıları – Batı’ya karşı güvensizlik ve genel yabancı düşmanlığı – önemlidir. Çünkü milli strateji önyargılara göre belirleniyor demektir. Aslında algı “bilgi” olarak içselleştirilir. 

Yani son “Mitsotakis yok” olayı anlaşmazlığın başka bir boyutunu da çıkardı ortaya: 

Farklı kültürel iletişim kodlarını. 

Örneğin biri köşkte ikramı iyi niyet beyanı sayarken, ötekisi göz boyama ve iltifatlarla aldatma taktiği olarak, biri “ikimiz konuşalım” önerisiyle samimiyeti kastederken, öbürü hasmı yalnızlaştırılıp zayıf kılınmasını anlamakta… 

Uluslararası ilişkilerdeki farklı kültürel kodlar, uzmanlar dışında pek dikkat edilmez. Bu konuda Raymond Cohen’in Negotiating Across Cultures (1991) aydınlatıcıdır. 

Daha İyi Türk-Yunan İlişkileri İçin Yap Yapma Kılavuzu (H. Millas, 2002) çalışması da bu tür kaygıların sonucuydu. Bu tür sorunlardan ve farklı kodların varlığından haberdar olmayan siyasilerin, bu işleri bilenlere kıyasla daha sık ve daha büyük hatalar yapmaları beklenen bir sonuçtur. 

Devletler arası temaslar antropologların ve sosyal psikologların kontrolü altında yürütülemeyeceğine göre, bir alternatif iletişim aşamasında bu tür sorunların varlığından haberdar olan diplomatların aktif rol almaları olabilir. 

Uluslararası diplomasi standartlarının izlenmesi de yararlıdır. Hem kullanılan dil bu standartla uyumlu olmalı hem de kişisel ve yöresel normlar iletişimin standardına dönüştürülmemeli. 
Ama bunlar iyi niyetli dileklerdir.

Gerçek dünyada şu an kişilerin kişiliği gidişi belirleyecektir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.