Peki, acaba Yunanistan savaş istiyor mu?

1966 yılında muhalefette olan İsmet İnönü o zamanın hükümeti için o ünlü sözü kullanmıştı: “Eşkıyanın bu gece ne yapacağı belli olmaz”.

Günümüzde sık kullanılan 'geceli' söz “Bir gece ansızın gelebiliriz” oldu. R.T. Erdoğan bu tehdidi Irak ve Suriye için kullanmıştı, sıra şimdi Yunanistan’a geldi; ancak bu kez Türkiye’de, ama özellikle Batı dünyasında bu tehdit eleştirildi.  

Eleştirenler R.T. Erdoğan’ın bu söylemi milliyetçi seçmeni yanına çekmek ve/veya savaş bahanesiyle kaybetme riski bulunan seçimleri savaş bahanesiyle ertelemek için benimsediğini ileri sürdüler. Yani faturayı Türkiye’ye kestiler.

Türkiye’de kimileri Yunanistan’ın da tahriklerde bulunduğunu, Türkiye’yi böyle bir 'cevaba' zorladığını savundu. Bu yazı, bu savaş atmosferi tırmanışlardaki Yunanistan’ın payı ve rolü hakkındadır. 

Aylardır Türkiye basınında ve özellikle televizyon programlarında 'savaş uzmanlarınca'  Yunanistan’ın, Batı’nın ve özellikle ABD’nin teşviki ve yardımıyla Türkiye aleyhtarlığı yaptığı söyleniyor.

Bu kapsamda Yunanistan’da 'Türkiye karşıtı' üstlerin kurulduğu, Yunanistan’ın silahlandırıldığı ve Ege’de Türkiye'ye meydan okuduğu yazılıyor ve söyleniyor. “Yunanistan neden savaş istiyor?” türünde sorulara da cevap aranıyor. 

Bu tür yorumlar Yunanistan toplumundaki algıları bilmemekten kaynaklanıyor. Herhalde Türkiye’deki çok eskilere uzanan siyasi durumlar da (megali idea, gibi) bu yönde etkili oluyor. Yunan halkı ve yöneticileri bir Türk-Yunan savaşından korkuyor.

Böyle bir savaşın felaket olacağını düşünüyor. Türkiye’nin ABD’den sonra NATO’nun en güçlü ikinci ordusuna sahip olduğunu biliyorlar. Bir savaş durumunda, özellikle Yunan adalarının savunulmasının hemen hemen imkânsız olduğunu herkes farkında. 

Kaldı ki bir savaşı Yunanistan neden istesin? Savaşı kazansa bile bu 'kazanç' ne olabilir ki? Türk topraklarını – örneğin İzmir’i veya Edirne’yi - Yunanistan’a mı katacak? Böyle bir düşünce Yunanistan’ın aşırı milliyetçi kesimleri arasında bile dile getirilmiyor. Savaş Yunanistan için yalnız zarardır; ülkede egemen, hatta tek görüş budur.  

Yunanistan’ın silahlanmasına gelince… Yunanistan’ı iflasın eşiğine getiren ekonomik kriz süresince kemer sıkma silahlanmadan başladı. Yıllarca Yunanistan yeni silah satın almadı, hatta çağdaş denizaltılar bile torpilsiz satın alındı!

Bu arada Türkiye silahlanmaya hız verdi. Örneğin, ABD ile anlaşarak onlarca F-35 savaş uçağı almak, savaş gemisine sahip olmak gibi planlarını Yunanistan izlemekle yetindi. 

Ama Türkiye-ABD ilişkileri gerginleşmeye başlayınca, ABD çevrede alternatifler aradı. Yunanistan’daki ABD üsleri bu gerilimin sonucudur. Türkiye 'güvensiz müttefik' olunca ABD çevrede güvenli üslere sahip olmaya karar verdi.

Bu üslerin Yunanistan’ın güvenliğini de sağlayacakları bir gerçek; ama bunlar Türkiye'ye karşı değil, İncirlik hava üssünde  olduğu gibi 'her ihtimale karşı' kuruldu. 

Bir yanda Türkiye 'ansızın gelebiliriz' türü tehditleri artırınca, öte yanda Yunanistan ekonomik sıkıntılarını kontrol altına alınca hızlı bir silahlanma programı başlattı. Amacı Türkiye’nin muhtemel bir 'silahlı çözüm' arayışlarına karşı caydırıcı bir güç oluşturmak.

Siyasi konjonktür ise bu yönde Yunanistan’dan yana: Türkiye pek çok ülke ile 'kavgalı' durumda, Rusya ile rahatsızlığa neden olan bir ilişki içinde, özellikle ABD ile gerilimli bir pazarlıkta … Yunanistan bu ortamda kârlı çıkıyor. Batı’da Yunanistan’ın siyasi dili, Erdoğan'ın 'ansızın gelebiliriz' türü söylemlerine göre daha anlaşır ve Yunanistan daha güvenilir bir müttefik olarak görülüyor.  

Son aylarda ve hele son haftalarda görülen Türkiye-Yunanistan geriliminde, herhalde son yıllarda ilk kez tarafların sorumluluğu bu derece eşit değil. Bir yanda bir savaştan çekinen ve böyle bir gelişmeden hiçbir kâr gözetmeyen, öte yanda iç siyasetinin dışa yansıması biçiminde sert bir söylemden bahsediyoruz.  

Belki en kötüsü, Türkiye kamuoyunun eksik bilgilendirilmesidir. Aylardır, hükümetin vesayeti altındaki basın, bir 'düşman Batı' algısını topluma, hatta muhalefete de, kabul ettirmiş gibidir: “Batı dünyası bize karşıdır, Yunanistan’ı bize saldırtmak istiyor!”

Oysa durum bu değildir. Batı, Türkiye’yi 'kaybetmekte' olduğunu görüyor, en azından bundan kaygı duyuyor ve önlemlerini alıyor. 

Bu Batı algısı doğru mu? Haklı mı? Batı’nın bu gerilimde suçu veya sorumluluğu var mı? Bütün kabahat yalnız Türkiye’de mi? Bu sorular tabii ki ilginç yorumlara açıktır. Ama bu yazının konusu bu değildir. Konusu “Yunanistan savaş istiyor mu?" sorusudur.  Çünkü hatalı bir gerilimin nedenini  “savaş isteyen” komşuya mal edilirse iki zararlı sonuç doğar. 

Birincisi, 'bizim kendi' eksikliklerimiz hasıraltı edilir, eleştirilmez ve düzeltilmez.  İkincisi, öteki 'seytanlaştırılınca' ikili ilişkiler daha da kötü olur, önyargılar oluşur ve çözüm olanakları azalır. Yazının amacı bunları elden geldiğince önlemektir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.