Erdoğan hükümeti ABD seçimlerinde taraf olarak büyük bir kumara girdi

Demokratik Parti'nin başkanlık adayı Joe Biden'ın sekiz ay önce yapılmış olan mülakatında Erdoğan'a otokrat demesi ve kendisini seçimde yenmek için Türkiye'deki muhalifleri destekleyeceğini açıklaması Türkiye gündeminde.

Bu ABD'de bir seçim kampanya süreci olsa ve kampanyada söylenenlerin başkanlık koltuğunda, yani gerçek dünyaya inildiğinde az ya da çok değişmesi mukadder olsa da, söyleyenin Beyaz Ev'de daha önce Barack Obama'nın başkan yardımcılığını sekiz yıl yapmış olması söylenenlere daha da bir ağırlık getiriyor. 

2020 ABD seçimleri böylece Erdoğan yönetimi için, tarihte hiçbir başka Türk hükümetinin karşı karşıya kalmadığı bir hal aldı şimdi. Bir tarafta Erdoğan'ın bir dediğini ikiletmeyen Trump yönetimi varken, diğer tarafta ise son video ortaya çıkmamış olsa da hemen her konuda karşı karşıya yerlerde duran bir Biden ekibi var. 

Biden, Obama'nın ekibini yeniden Beyaz Ev'e taşıyacağı için bu sözler ortaya çıkmasa da Ankara tarafından sevilmeyen bir başkan adayı Erdoğan taraftarlarınca. 

Biden ekibinin beğenilmesinin en önemli nedenlerinden birinin onun Fethullah Gülen ve ekibine sempatik baktığı yolundaki düşünce ve izlenimler olabilir. Son 3.5 yıldır Trump'ın başkanlığında Gülencilerle yaptığı PR savaşını kaybetmiş olan Erdoğancılar için aslında fark edecek çok şey yok.

Suçlu, suçsuz yüz binlerce insanı hapislere atmış, insanları mağdur etmiş, Halkbank’ın İran ambargolarını delmesi gibi bir davanın delilleri ABD kurumlarında varken bunu dahi tamamen bir Gülen sabotajı ve oyunu olarak ABD’ye satmaya çalışan AKP ve yandaşları, ellerinde 'darbe girişimi' gibi bir mağduriyet olmasına rağmen yaptıkları yanlış ve adaletsizliklerle yine de dertlerini anlatamadılar.

Obama'nın darbeden sorumlu tutularak, ve sonrasında gerekli hızda ve sertlikte darbe girişimine karşı duruş almadığı iddiası Erdoğancıların Obama-Biden-Clinton ekibinden nefrete varan soğumasının bir başka nedeni.

Bir başka neden ise Obama'nın 2011'in Ağustos ayında Suriye diktatörü Esad'a 'görevden ayrıl' çağrısı yapıp, sonra deyim yerinde ise ellerini kovuşturup, bölgenin ateş topuna dönmesini izleme rolü var ki, bu konuda ben de AKP ile aynı fikirdeyim. Obama'nın Suriye politikası tam bir fiyasko idi. Ama Erdoğan, 2013'de bu farklılaşmaya anlamamakta da ısrar ederek kendi yalnızlığının rotasını çizmişti.

Son neden olarak da 2014'den itibaren ABD'nin Suriyeli Kürtlere silahlı ve silahsız destek sağlaması, herşeye tuz-biber ekmişti. Türk hükümeti IŞİD'e karşı neden bu kadar etkisiz kaldıkları ve yıllarca sınırında bulunan IŞİDlilerle açık sınır politikasını ise hatırlamazdan gelmek istiyor. Suriyeli Kürtler ile işbirliğini kendilerinin yol açtığını anlamıyor veya anlamazlıktan geliyorlar.

Bu son videonun işte bu eski hesaba yeni bir yük getirdiğini söyleyebiliriz. Zaten Obama-Clinton-Biden ekibine nefret dolu Erdoğan yönetimi için bu video mal bulmuş mağribi gibi bir üstüne atlayacakları ve 'dış mihrak' ı bulduk diyecekleri bir başka neden oldu.

Ne var ki bu durum bazı gerçekleri, beceriksizlikleri de saklayamıyor. Şimdi, AKP hükümeti, bir yabancı ülke hükümeti olarak, ABD'nin iç politikasına boğazına kadar battı ve taraf oldu. Ne Ruslar, ne Çinliler (iki ülke de kendi istedikleri adayın kazanması için gayret ediyor) kamuoyuna açık şekilde ABD iç siyasetine, hele seçim döneminde girmezken, Türk yetkililer sabah-akşam Demokratik Partiye saldırıyor.

Erdoğan hükümeti, trolleri, bazı siyasi operatifleri ve yetkilileri ABD içindeki seçimlerin tarafı, yani Trumpçı olarak profil sergiliyor, kasım seçimlerine taraf olarak giriyorlar: Trump yanlısı ve Biden karşıtı olarak. Bir kumar daha oynuyorlar yani. Trump’ın kazanmasına bağladılar her şeyi.

Dominik Cumhuriyetinde Pazar sabahı ABD Dışişleri Bakanı ile görüşen Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, daha sonra Biden’a ‘teröristlerle yatıp kalkmışlar’ türünden laflarla saldırıyor.

Çok yakın zamana kadar bazı AKP kurumlarını temsil etmiş ve halen Saray'a çok yakın olarak bilinen isimler, ingilizce olarak açık bir Biden aleyhtarlığı yapmaya başladılar. Mike Flynn, Mueller raporu gibi bazı konular başta olmak üzere ABD içi konularda ABD yargısına saldırıp, Trumpçı olan bu AKP’liler kendi hükümetlerini ne türlü bir kumara süreklediklerini de ya bilmiyorlar ya da umurlarında değil.

Türkiye içinde AKP'ye yakın olan ve Milliyet, Türkiye gibi yerlerde yazıp, AHaber ve benzeri programlarda dış politika hakkında konuşan zevat da Biden'a ağzına geleni söylüyor. Küreselci, emparyalistten başlayıp, akla, hayale gelmez komplo teorilerine kadar götürüyorlar.

Biden'ın geri geldiği takdirde en azından ABD Dışişleri Bakanlığı'nın işlevsel hale geçeceğini ve günlük basın toplantılarının başlaması ile Türkiye'yi insan hakları ihlallerinde, hiçbir şey yapmasa bile sürekli uyaracağını, kınayacağını tahmin edebiliriz. İlişkilerin gerileyeceği ve zor bir dönemece gireceği beklentisi doğru bir beklenti.

Bunların yanında ise Biden hükümetinin F-35 ve S-400 konuları olsun, Kürtlere (Suriye, Irak, Türkiye) destek konuları olsun birçok farklı konuda AKP'nin tersine düşmesi belli olmasına rağmen AKP yönetimi giderek kasım seçimlerinde açık bir aktör haline geliyor. Biden hiçbir şey yapmasa, S-400’leri aldığı için ABD’nin CAATSA ambargolarına muhatap ABD kanunları gereği muhatap olması gereken Erdoğan yönetimini korumayı bırakır ve Halkbank davası da 2021’de sonuca ulaşır.

Washington'da uzun on yıllardır Türkiye-ABD ilişkilerini izleyen bir Amerikalı uzman bu durumun bir benzerinin Turgut Özal ile baba George Bush arasındaki ilişki olduklarını hatırlattı.

Birinci Körfez Savaşı sırasında ilişkileri iyi olan Bush ve Özal'ın dostlukları, Bush ikinci kez seçilmiş olsaydı çok daha iyi olması bekleniyordu. Zamanın Washington Büyükelçisi Nüzhet Kandemir'in altındaki elçilik de Ankara'ya Bush'un kesin seçileceği yönünde kablolar çekiyordu.

Ne var ki seçim akşamı Bill Clinton, anketlerin de gösterdiği gibi seçimi kazandı. Zamanında da Clinton'lara yakın olan Strobe Talbott, Clinton ile Özal'ın arasında bir 'back channel'' dedikleri arka köprü kurulması için etkili bir rol oynaması teklifini geri çevirmedi.

Özal, zaten Erdoğan ve yetkilileri gibi ABD iç politikasına taraf olmamış, Halkbank gibi yolsuzluk dosyaları ile muhatap olmamış, S-400 gibi stratejik anlamsızlıklara imza atmamıştı. Doğal olarak ilişkisi iyi bir ABD başkanının ikinci dönem kazanmasını beklemiş, olmayınca o kadar hızlı bir el ile yeni Demokratik başkana ulaşmıştı ki, Clinton Ocak 1993'de başkanlık yemini ettikten yaklaşık 20 gün sonra Özal, 8 Şubat günü Clinton'ı ziyaret eden ilk yabancı devlet başkanı olmuştu ve basına da 'Beyaz Saray'ın ilk konuğu'' başlığı ile haber olmuştu.

tat

tat

Bu kez ise Demokratik Parti başkan adayını 'şeytanlaştıracak' kadar nefrete boğulmuş bir profil var Ankara’da. Erdoğan bir başka büyük kumara, bilerek, isteyerek ve görerek giriyor.


Not: Hürriyet Daily News’in eski genel yayın yönetmeni Murat Yetkin, 17 Ağustos günü kendi sitesinde garip bir yazı yayınlamış ve Biden videosunun çıktığı gün yazdığım yazıda belirttiğim "mülakat perşembe günü ilk defa önce Arap medyasında, sonra da Kürt medyasından Türkçe sosyal medya hesaplarından yayıldı" bilgisine ‘komplo teorisi’ demiş. 

Ortada ispatlanabilir bir iddia var, ama Yetkin sormak yerine komplo teorisi diyor. 

Arapçada ilk kez Suudi medyasından Al Arabiya ve Mena’da yayınlandı Biden video bilgileri.

Kürtçe twitter dünyasında da bu sözleri ilk yayınlayan Yetkin’in dediği gibi Aref Zerevan değildi. Hawre Ali-Nazhad’in şu twiti idi. Hawre'ye DM ile ulaşarak kaynaklarını sordum ve o da bana dakikalar sonra gönderdi. Bunların hepsi açık kaynak ve en temel gazetecilik faaliyetleri. Komplo teorilerini ne Ahval’de bulabilirsiniz ne de benim yazılarımda.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.