ABD bürokrasisi, Rusya soruşturması adı altında Trump’ı üç yıl boyunca kafesledi mi?

Seçimlerden bu yana 30 gün geçti. Önümüzde Joe Biden'ın başkanlık yemini etmesi için 48 gün kaldı.

Bu esnada geriye dönüp Donald Trump'ın başkanlığının ilk üç yılının Rusya soruşturmasının gölgesi altında geçtiğini hatırlamak ve tarihe not düşmekte fayda var. Karşımızda büyük bir soru var şimdi: Bu soruşturmalar ABD bürokrasinin Trump'ı kafesleme girişimi miydi yoksa yanlış hedefler ve boş soruşturmalar peşinde koşturulan Amerikalı savcıların bir aldatılması olayı mıydı?

Trump'ın başkanlığa seçilmesinden sonra giderek artan şiddette Trump'ın, kampanya ekibinin ve yakınlarının Moskova ile bağlantıları olduğu yönünde ABD ana akım medyası yoğun haberler yapmış ve bu yoğun yayınlar ışığında Trump kampanyası ile Putin’in Rus devleti arasında aktif bir işbirliği olduğu yolunda bir kanı ortaya çıkmıştı.

Washington Post köşe yazarı David Ignatius, Trump’ın Ulusal Güvenlik Başdanışmanı Mike Flynn'in henüz göreve başlamadan Rusya'nın ABD Büyükelçisi ile telefonda görüştüğü haberini ‘patlatmıştı’. Flynn, o telefon görüşmesinde, görevdeki son haftalarını dolduran Obama yönetiminin Rusya'ya uyguladığı ambargolara karşı Kremline’e çok sert tepki vermemesini salık veriyordu zira Trump yönetimi göreve geliyordu. Normalde bu konuşma ve konuşmayı yapan Flynn’in isminin asla basına sızdırılmaması da gerekirdi.

ABD kanunlarında resmi görevi olmayan bir Amerikan vatandaşının ABD devleti adına, 'devlet işleri' için başka ülke yönetimleri ile görüşmesi yasal değil. 

FBI yetkilileri de, Flynn'in Rusya Büyükelçisi ile telefon görüşmesinin ağlarına takılması sonrası bir strateji geliştirerek, Flynn'i konuşturmaya karar verdileri. Normalde, FBI'ın bir Beyaz Ev yetkilisini sorgulayabilmesi için uzun bürokratik görüşmeler yapmaları gerekiyor. Trump yönetimi ve yetkililerinin acemiliklerini yaşadıkları ilk günlerde FBI bu bürokratik işlere hiç girmeyelim diyerek Beyaz Ev’in avukatlarına bu durumu bildirmeden doğrudan Flynn’den görüşme talep ediyor. 

FBI, acemi Flynn’i pusuya düşürüyor ve Flynn’in bu görüşmede Rus Büyükelçisi ile yaptığı telefon konuşması hakkında yalan söylemesi ile ellerine koz geçiyor. Bütün bunların böyle geliştiğini bizzat zamanın FBI Başkanı James Comey'in verdiği bilgilerden öğrendik. Flynn 'devlet işleri görüşmedim' dedikten sonra yalan söylediği ortaya çıkınca bu skandal sonrası daha görevde ikinci haftasını doldurmadan kovuluyor.

(Flynn'in Türk hükümeti adına lobicilik yaptığını 2017 yılının Mart ayında ABD Adalet Bakanlığı kayıtlarında itiraf ettiğine de şahit olmuştuk ama burada konumuz o değil.)

Flynn'in başı, hakkında yalan söylediği Rus Büyükelçisi ile yaptığı telefon görüşmesi nedeniyle beladayken, 2017'nin ilk günlerinde bu kez Washington'daki fısıltılar, Trump'ın Moskova'daki bir otelde toplu sex faaliyetlerine katılırken elde edildiği söylenen kamera kayıtlarına yoğunlaşıyor. Sonradan bu iddialara kaynak olan ‘’Steele dosyası’’ yazarının Christopher Steele olduğu ve zamanın Başkanı Barack Obama ve FBI direktörünün de bu memodan haberdar olduğu öğrenildi. Bu doğruluğu ispatlanamayan memo, 10 Aralık 2017 günü Buzzfeed isimli haber sitesinde yayınlanarak ABD’de bir numaralı haber oldu. Memoya göre Trump’ın bir seks partisindeki görüntüleri Rus istihbaratının elinde idi. Bu da, başkanın Rus şantajlarına açık olması demekti.

Trump’ın seçilmesinden itibaren sürekli olarak ekibinde yer alan figürlerin Ruslarla ve Rusya devleti ile olduğu ileri sürülen esrarengiz görüşme ve irtibat haberleri çıkmaya devam etti. 

Ortalığa çıkan neredeyse her iddiada Trump ekibi üyelerinin sürekli Rusya ile ilgili irtibatlarını sakladığı izlenimi de, 'ateş olmayan yerden duman çıkmaz' atasözü rehberliğinde daha çok odun taşıdı. 

Trump'ın FBI direktörü Comey’i Trump’ın Rusya ile işbirliği iddialarını araştırırken 2017 yılının nisan ayında ansızın kovması, Trump’ın sakladığı bir şeyler var tezini daha da güçlendirdi ve büyük bir reaksiyon yarattı. Bu kez özel sorumlu bir başsavcı olan Robert Mueller soruşturmayı devraldı, çok geniş yetkililerle ve ucu açık bir şekilde Trump'ın başkanlık kampanyası ile Rus devleti arasındaki ilişkinin mahiyetini sorgulamaya başladı. 

Diğer yandan Rusya’nın Trump’ın seçilmesi için 2016 seçimlerine müdahale ettiği iddialarını ABD’nin tüm istihbarat kurumları desteklediler. Özellikle Wikileaks'in Rus devletinin istihbarat aleti olarak Clinton kampanyasının aleyhine olarak sızdırdığı emaillerin seçimlere etkisi açıktı ve bu sızıntıların yayılmasının da çok stratejik zamanlamalarla yapıldığı görüldü. 

Ama 1,5 yılı aşan ve kimi zaman yirmiye yakın savcı tarafından götürülen soruşturma sonucunda Trump'ın aleyhinde ağır değerlendirmeler olsa da, son raporda Trump'ın Rus devleti ile doğrudan bir bağ kurarak ortaklık yaptığına dair bir kanıt ortaya çıkmadı. Bu yok anlamına gelmese de, ispat edilemediği ve dolayısıyla çağdaş hukuka göre Trump’ın masumluk karinesi anlamına geliyordu. 

Washington Post, New York Times başta olmak üzere pek çok ABD ana akım medya kuruluşu ise bu süre boyunca 'ABD eski yetkililere' dayandırarak Trump ve Rus devleti arasında 'kasti' ve ‘gizli’ bir işbirliği olduğu yönünde ve böyle algı yaratacak sızma haberleri yayınladılar. Bu eski yetkililerin hemen hepsinin Obama yönetimi yetkilileri olduğu belliydi. 

Bir süre sonra ise kendisi de FBI kaynağı olan Christopher Steele'e Trump hakkında 'kirli çamaşır' bulunması için verilen ‘ihalenin’ aslında Clinton kampanyasınca verildiği ve fonlandığı ortaya çıktı. Bu bilgiye atıf yapılmadan ve göz önüne alınmadan aylarca yapılan yayınlarda ise Trump Rus ajanı olarak tasvir edilmişti.

2020 başında ortadaki durum şu idi: Clinton kampanyası, rakibi Trump hakkında ‘dedikodulardan’ ibaret bir memoyu fonlamış ve bu memoya dayanarak FBI, soruşturmalar açmış, Trump’a yakın kimseleri yakından izlemeye, telefonlarını dinlemeye almıştı. Bütün bunların rakip siyasi kampanya tarafından hazırlandığını bilmesine rağmen. Tablo gerçekten de eğreti duruyor.

Trump’ın kampanyasındaki bulunan birçoklarının gerçekten de dolandırıcı ve karakterinde ciddi sorunlar görünen, geçmişinde karanlık işlere bulaşmış figürlerden oluşması, bütün bu iddiaların doğruluğu yönünde ciddi bir zemin oluşturmuştu. FBI ve diğer ABD kurumları da büyük ihtimalle, Trump’ın yakınındaki bu ‘çürük’ elmaların gerçekten de Rus istihbaratı ile çalıştığına dair şüphe taşımış olabilirlerse de başlatılan soruşturmaların kaynağının sağlam olmadığı ortada.

Trump'ın Putin hakkında ve Putin ile birlikte iken söylediği sözler, örneğin 2018 yılında Helsinki Zirvesinde iken Putin'in yanında kendi kurumlarının değil de Putin'in haklı olduğu yönünde cümleler kurması da, Trump'ın Rusya'ya karşı zayıf olduğu ve ortaya çıkan memodaki bazı dedikoduların gerçek olabileceği senaryosunu güçlendirmişti. Yani eğer Trump’ın aleyhine yaratılan bir senaryo varsa, Trump da bu tabloda kendine Rus ajanı dedirtebilecek her şeyi de yapıyordu adeta.

İşte bu halde Trump, başkanlığının son yılına hem mağdur hem de harika bir ekonomik tablo ile girmişti. ABD, tarihinin en düşük işsizlik rakamlarını yaşıyordu. Şimdi kendisine sadık bir Adalet Bakanının yanısıra, birçok üst düzeye atayabileceği yetkilileri de keşfetmiş olan Trump, kendisi hakkında sorgu yetkisini veren 2016 yılındaki yetkililerinin peşinden gidilmesi için düğmeye basmış ve ‘’Durham Soruşturması’’ isminde yeni bir ‘karşı’ soruşturma açılmıştı.

Bütün bu soruşturma sürecine, Trump'ın ve muhafazakarların 'derin devlet' olarak komplo teorileri ile tasvir ettikleri ABD bürokrasinin direnç göstermesi de eklenmişi. 2016 yılı kampanyası sırasında ve başkan olduktan sonra da Trump ABD kurumlarını, devlet yetkililerini, hatta kendi yönetiminde görev alan kariyer diplomatlarına hakaretlere devam etmiş ve hedef göstermişti. CIA de dahil olmak üzere kurumlarını yerden yere vurmuştu. Müesses nizamın saygıdeğer bulduğu her şeye tükürüyordu Trump. 

CIA, FBI ve diğer uzman kuruluşlardan, basın kurumlarına, oradan John McCain gibi ABD'de en çok saygı duyulan figürlere dek herkese ve her gün hakaret eden Trump’ın ne ABD basınından ne de bürokrasisinden ‘mağdur’ muamelesi görmesi beklenemezdi. Trump da zaten bu hızla basına savaş açarak ve iyi ekonomik tablo ile 2020 seçimlerini kazanacağını umuyordu. Ta ki salgın vurana ve salgına karşı çok kötü bir yönetim gösterene kadar.

FBI bu dönemde Trump'ın şahsi avukatından kampanya menajerlerine dek birçok yetkilisi hakkında soruşturma açtı ve bunları hapse attırdı. Hatta Roger Stone gibi on yıllardır Trump'ın yakınında bulunan medya figürünün evine sabahın 6.00'sında tam otomatik silahlar ile baskın yapan onlarca FBI yetkilileri CNN tarafından yayına verilmesi, FBI’ın Trump’a karşı açtığı savaş olarak da alındı.

Ama FBI'ın içeri attığı veya hüküm giydirdiği Trump'a çok yakın bu kişiler soruşturma nedeni olan Rusya ile işbirliğinden dolayı değil, ya FBI'ya yalan söylemekten, ya vergi işlerinden ya da farklı yolsuzluklardan yargılandı veya hüküm giydiler. Evet, hepsi Trump'ın yanındakilerin çürük (crooked) olduğu yargıda da kesinleşti ama soruşturmaya neden olan iddialar ispatlanamadı.

Bütün bu Rusya iddiaları doğru olmadığı bilinerek Clinton ve Obama yakını eski yetkililerinin basını manipüle etmesiyle mi gerçekleşmişti? En azından üst düzey bazı bürokratik - güvenlik çevreleri Trump’ı kontrol altında tutmak için, veya kafeslemek için mi bu iddiaların peşinden gittiler yoksa onlar da bu ‘çürük’ elmaların peşinden koşmak maksadıyla ‘kandırıldılar’ ve dedikoduların kurbanı mı oldular?

Trump'ın Biden'in seçim zaferini kabul etmemesinin nedenlerinden biri olarak 'onlar benim başkanlığıma Rusya soruşturması ile meşruiyet gölgesi düşürdüler, ben de onlarınkine aynısını yapıyorum' dediğinin basına yansıdığını da hatırlatmak gerekir. 

İlerleyen zamanlarda belki de bu konu hakkında başka bazı gerçekler de ortaya çıkabilir. Salgına rağmen 2020 yılında ABD Adalet Bakanlığının FBI’ın kendi görevini su-i istimal edip, etmediği yönünde açılan ‘’Durham soruşturmasından’’ şimdiye kadar  bir sonuç çıkmadığını hatırlatmak gerekir. Ama bu soruşturma devam ediyor.

2017 ile 2019 arasında ABD’de çıkan Trump-Rusya ilişkisi hakkındaki haberleri takip edip yazan bir gazeteci olarak, 2020’nin bu son haftalarında, hem de Trump seçimi kaybettiğinin anlaşıldığı şu zamanlarda, geriye dönme ve tarihe şerh koyma ihtiyacı hissettim. 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.