'7 Haziran-1 Kasım parantezi' mi?

Mersin’de Polis Evi’ne yapılan terör saldırısından sonra Muhalefetin, can havliyle açıkça dillendirmeye başladığı bir iddiayı basitleştirerek formüle edelim: “Terörü tırmandırmayı ve bu şartlarda seçim kazanmayı planlıyorlar.”

2015’te AK Parti’nin iktidar çoğunluğunu kaybettiği 7 Haziran’dan sonra aniden tırmanan terör olayları ve bu şartlarda 5 ay sonra 1 Kasım’da yapılan seçimde oylarını % 9 civarında arttırması bu iddiaya emsal gösteriliyor.

Ben bu iddiayı ciddiye almıyorum: Vatana ihanetle eş değer, çok ağır ve rezil bir suçlama. Hiçbir iktidar halkına kan banyosu aldırarak hükümranlık sürmeyi istemez. Hadi, iktidarı şeytanla eş tutan, ondan her melaneti bekleyen muhalifleri ikna etmek için söyleyelim: Bu yöntemle seçim kazanamaz. Hadi kazandı diyelim, böylesine kanlı bir kumpasa alet edilecek ne kadar kamu görevlisi varsa, mutlaka ilerde hesaba çekileceğini, bu ihanetin hesabının burunlarından fitil fitil getirileceğini bilir ve melanete ortak olmaktan çekinir.

Seçime, azgınlaşmış terör saldırıları altında gireceksek, asıl şu soruyu sormamız gerekir: Küçük dokunuşlarla seçim sonucunu belirleme gücü vehmettiğimiz terör örgütleri seçimi kimin kazanmasını ister?

İki baskın aktör var: PKK ve İŞİD. Nitekim emsal gösterilen 1 Kasım seçimlerinde İŞİD, Suruç ve Ankara Garı katliamları ile, PKK ise Dağlıca baskını ile başlayan ve Hendek operasyonları ile devam eden kanlı olaylarla sürece dahil oldular. Seçimden sonra, iki taraf da inlerine çekildi, eylemlerini bitirdi.

Terör yol açtığı panik ve korkuyla sakin, soğukkanlı düşünmemizi engeller. Doğru bir muhakeme yürütmeyi deneyelim.

Eğer terör tırmanırsa, bu işten AK Parti kazançlı çıkmaz. Geride bıraktığımız dağ gibi “7 Haziran-1 Kasım Parantezi” bir tecrübe olarak arkamızda duruyor. O tarihte başbakan olan Davutoğlu Altılı Masa’nın ortaklarından biri. “Açıklarsam yer yerinden oynar” imalarında zaten bulunmuş durumda. “Dezenformasyonla Mücadele Yasası”nın imkânları, Muhalefetten gelecek ters dalgayı göğüslemeye yetmez. Mersin Belediyesi, Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı’nın evine iktidar yanlısı medya ordusu eşliğinden yapılan polis baskını çok amatörceydi. Neticede eski zamanların fısıltı gazetesinden bin kat daha güçlü sosyal medya var. Yıllar öncesinin külünü kimse yutmaz.

O zaman, terör eylemleri ile seçim sonucunu etkilemeye çalışacakları varsayılan örgütlere dikkatimizi çevirmemiz gerekiyor.

PKK ve İŞİD, kimin kazanmasını, kimin kaybetmesini ister? Cumhur’un mu, Millet’in mi?

Mesele Suriye’deki statükoya bağlı. Her iki örgüt de Fırat’ın doğusunda ve batısında statükonun değişmesini istemiyor: Doğu’da PKK’nın kurduğu otonom yönetim, Batı’da ise saklanma imkânı bulan İŞİD. Statükoyu kim değiştirir? Bu kritik sorunun cevabı garip: İktidar Esad’ı muhatap alarak, Muhalefet zaten kökten karşı olduğu için statükoyu değiştirmeye her ikisi de talipler.

İŞİD’in Suruç ve Ankara Garı katliamlarını hatırlatacak eylemleri, AK Parti’nin itibarına açıkça zarar verir, muhalefetin sesini yükseltmesine vesile olur. Bu durumda  Kırmızı Pazartesi’nin hepimizce malûm potansiyel faili PKK’dan ibaret görünüyor.

Burada epeyce karanlık bölge var.

“7 Haziran-1 Kasım parantezi” için iktidara yönelik “terörü tırmandırma” iddiaları kamuoyuna yeteri kadar yansıdı, muhtemelen terör tırmanırsa daha fazlası da gündeme gelecek. Belki Davutoğlu önemli lâflar edecek. Ancak, PKK yöneticilerinin iç savaş çağrıları ve Türkiye’yi kan deryasına mahkûm eden eylemlerin (Hendek operasyonları) sebebini ve açıklamasını hala bilmiyoruz. “7 Haziran-1 Kasım parantezi”ni 15 Temmuz’da  “yeni süreci devrimci halk savaşı süreci” olarak ilan eden KCK eşbaşkanı Bese Hozat başlattı. Bir gün önce Murat Karayılan “Çözüm Sürecİ’nin ara dönemde olduğunu, kurulacak hükümete göre tavır alacaklarını” açıklamıştı. Terör planlı toplu cinayet demektir. Bir amacı, gözettiği hedefi ve stratejisi vardır. PKK, iki seçim arasında düpedüz iç savaş çağrısı olan “16 merkezde özyönetim”i neden ilan etti? Seçimden sonra vazgeçtiğine göre, gerçekte gözettiği amaç neydi?

Konuşmasını bekleyeceğimiz tek kişi Ahmet Davutoğlu değil; Selahattin Demirtaş’ın da konuşmaya başlaması lâzım. Bir diyalogun parçası olarak söylendiği belli ve şu meşhur parantezde ağırlığı bariz olan: “Seni başkan yaptırmayacağız?” sözünü neye ve kime karşı söyledi? HDP eşbaşkanı Pervin Buldan’ın O döneme atfen 2021’in 28 Şubat’ında (Dolmabahçe Mutabakatı’nın 6. Yıldönümünde) “Yeri geldiğinde bize verdiğiniz vaatleri açıklayacağız” tehdidi, halen HDP’nin heybesinde duruyor.

“7 Haziran-1 Kasım Parantezi” üç bine yakın insanın hayatına mal oldu. Bu kadar kanlı bir tecrübenin bize öğrettiklerini unutmamız mümkün mü?

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.