'Diktatör' demekten daha fenası var

Canan Kaftancıoğlu hakkında Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik sözleri gerekçesiyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen soruşturma başlatılmış.

“Resen” kendiliğinden demektir. Yani savcılık, kimseden talimat almadan, kendiliğinden soruşturma başlatmaya karar vermiş. Bir de “Yargı talimatla çalışıyor” derler. Hani, burada talimat nerede?

Kaftancıoğlu konuşmasında, "Demokrasi yoluyla bir diktatörü bu ülkeden göndereceğiz" demiş. Bu sözleri “Cumhurbaşkanına hakaret” suçu kapsamında değerlendirilmiş.

Erdoğan'ın avukatları da Cumhurbaşkanı hakkında "küçük düşürücü ifadeler" kullandığı gerekçesiyle Kaftancıoğlu hakkında suç duyurusunda bulunmuş

Avukatlar aracılığıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na sunulan dilekçedeki iddialara göre Kaftancıoğlu, Erdoğan'a yönelik;

- Küçük düşürücü, 

- Aşağılayıcı, 

- Hukuk düzeni tarafından hiçbir şekilde kabul edilemeyecek bir üslup ile 

- Yüz kızartıcı ifadeler … kullanmış.

- Erdoğan'ın onur, şeref ve haysiyetini zedelemiş

- Ağır hakaretler ile kişilik haklarını ihlal etmiş.

- Müvekkile (yani Erdoğan’a) alenen hakaret etmiş.

- Bunları “Hiçbir ahlaki ve toplumsal değerle bağdaşmayacak şekildeki ifadelerle” yapmış.

- Üstelik bunlar basın yoluyla yapmış.

Bütün bu iddialara karşılık avukatların talebi, Kaftancıoğlu'nun, "Cumhurbaşkanına alenen hakaret" suçundan cezalandırılması…

Cumhurbaşkanına hakaret etmenin cezası, bir yıldan dört yıla kadar hapistir. 

Bence istenen ceza dengeli olmamış. Bırakın Cumhurbaşkanını, herhangi birine yönelik; “küçük düşürücü”, “aşağılayıcı”, “yüz kızartıcı ifadelerle onur, şeref ve haysiyetini zedelemek”, “ağır hakaretlerle kişilik haklarını zedelemek”, “alenen hakaret etmek” …gibi suçlar için öngörülen ceza bu kadar olmamalı. Hiç caydırıcı bir ceza değil. 

Ben hukukçu değilim ama ya iddia edilen suçlar biraz yumuşatılmalıydı ya da istenilen ceza yükseltilmeliydi. Cumhurbaşkanını Koruma Kanunu buna uygun değilse, daha uygun bir kanun maddesi bulunmalıydı.

***

İşin diğer bir boyutu, Kaftancıoğlu o kadar suçu, tek bir cümleye sığdırmış; "Demokrasi yoluyla bir diktatörü bu ülkeden göndereceğiz."

Roman, öykü, masal, tiyatro vs. hiçbir edebiyat türünün bu kadar güçlü bir anlatım kapasitesi yoktur… Şiir hariç!

Aslında, "Demokrasi yoluyla bir diktatörü bu ülkeden göndereceğiz" cümlesine bu kadar iddia yüklemek, cümleye “şiir” muamelesi yapmak anlamına gelir.

 

Bu da “Suçu ve suçluyu övmek” kapsamında değerlendirilebilir. Ben söylemiş olayım.

 

***

Bence “Diktatör” demekten daha fenası var… “Başkan” demek!

Uzun zaman önce bir firmayı ziyaret ediyordum. Firmanın sahibi ayrıca bir şeyin başkanıydı. Şimdi iyi hatırlamıyorum ama muhtemelen Erzincanlılar Derneği Başkanıydı.

 

Ziyaretin ardından, katılacağı bir etkinliğe beni de davet etti.  Neredeyse karşılaşan herkes birbirini “merhaba başkanım”, “nasılsınız başkanım?” diye selamlıyordu.

Merak edip sordum “Başkan olmayanlar bu etkinliğe gelemiyor mu?” dedim. Güldü ve izah etti: “Haklısın. Ama bu tür yerlerde herkes başkandır. Ya hemşeri derneği başkanı ya bir mesleki kuruluş başkanı, spor kulübü başkanı, siyasi parti ilçe başkanı, cami yaptırma dernek başkanı… O sırada başkan değilse bile bir önceki dönem, başkandır. Yani herkes bir şekilde başkandır” demişti.

Kıtlama Şekerle Çay İçmeyi Sevenler Derneği'nin de bir başkanı vardır. Ama Kıtlama Şekerle Çay İçmeyi Sevenler Derneği'nin, cumhurbaşkanı yoktur. 

“Cumhurbaşkanı” gibi “tek” olan, özel bir unvanı, “Başkan” gibi ele ayağa düşmüş bir unvanla değiştirmek, en hafifinden, makama haksızlıktır, saygısızlıktır diye düşünürüm.

Bir çocuk, ilkokula başladığında daha birinci sınıfta başkan olabilir. Üstelik daha okuma yazma bilmeden, rakamları harfleri daha tanımıyorken.

Ben de ilkokul üçüncü sınıfta “Kitaplık Kolu” başkanı olmuştum. Koluma K.K. harflerinin işlendiği bant bile taktığımı hatırlıyorum. Başkandım yani. Ama ne ilkokulda ne de sonrasında hiç Cumhurbaşkanı olamadım.

Cumhurbaşkanı olmak için 40 yaşını geçmek ve üniversite mezunu olmak gibi koşullar gerekir. Yani Cumhurbaşkanı, başkandan değerlidir.

Cumhurbaşkanına 'başkan' denmesi; Cumhurbaşkanını hakaretlere karşı da korumasız bırakır. Cumhurbaşkanını Koruma Kanunu var. Ama “Başkanı koruma kanunu” yok.

“Başkan” denilecekse bile öncesinde meclisten “Başkanı koruma kanunu” talep edilmelidir.

Bu durumda Kanarya Severler Derneği Başkanı da yasadan yararlanabilir ama bu göze alınabilecek bir risktir. Kanarya Severler Derneği Başkanı kanunla korunmasın diye “Başkanımızı” korumasız bırakacak değiliz elbette.

Adalet Bakanlığı'nın 2021 verilerine göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan döneminde 'Cumhurbaşkanına hakaret' suçundan açılan toplam soruşturma sayısı 160.000’i aşmış. 3.625 kişiye ise hapis cezası verilmiş. “Başkanı koruma kanunu “çıkartılmadan Cumhurbaşkanına başkan demek, başkanı bu kadar yoğun hakaretler karşısında savunmasız kalması demektir. Bence “başkan” demek, “diktatör” demekten daha fenadır. 

Üstüne üstlük “başkan” ifadesi muhalif kesimler değil, Takvim, Sabah, aHaber, TRT, Yeni Asır, Yeni Akit, Anadolu Ajansı, Akşam, Güneş gibi, Cumhurbaşkanına destek veren mecralarda kullanılıyor. Tehlikeli olan, pirincin içindeki siyah taş değildir, ak taştır. Çok daha sorunludur.

“Başkan” diyenlere neden “resen” soruşturma açılmaz, bilemiyorum.

Bence “Diktatörü seçimler yoluyla göndereceğiz” ifadesine, “şiir gücünde” değer atfeden şikâyet dilekçesi, “başkan” ifadesine “destan” muamelesi yapmalıdır.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.