Çetin Ünsalan: SWAP ne biliyor musunuz?

Son günlerin ekonomide en çok konuşulan başlıklarından biri swap, yani takas… Ekonomi yönetiminin bu konuyu bir kurtuluş gibi sunmasıyla birlikte herkes konuşur oldu. Nitekim Katar ile yapılan bir anlaşma üzerinden de beklenti yönetimi başladı.

Öncelikle bu takas işlemi yeni bir olay değil. Sadece Katar ile yapılanın bile ‘yenilenmiş’ olarak anlatılması bunun en açık kanıtı. Peki niye bu kadar gündemimize oturdu? Bunun yanıtına gelmeden önce tanımını yapalım.

Burada teknik ya da kitabi bir tanım yapmayacağım. Ekonomi çerçevesinde, aslında ne anlama geldiğini paylaşacağım. Hepimiz bir futbol kulübünün sempatizanıyızdır. Fakat bunların içerisinde üç büyükler olarak nitelendirilen güzide kulüplerimizin sevenleri sayıca fazladır.

O yüzden tanımlamayı da burada yapalım. İçlerinden biri kötü bir sezon geçiriyor ya da arka arkaya kötü sonuçlar alıyorsa; teknik direktörden başlayarak yönetime kadar uzanan bir yelpazede istifalar gündeme gelir.

Tribünlerde tepkiler çoğalır; kulüp başkanları ya da yöneticileri kendisini ateşe atmamak için geri planda durur ve klasik bir açıklama yapar. “Hocamızın arkasındayız.” Tarihi gerçekleşmelerle sabittir ki, bu son açıklamadır ve genellikle birkaç hafta içerisinde o teknik direktörle de yollar ayrılır. Böylece başkan ve yönetim nefes alır.

Fakat üç büyük, yani Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray için bunun bir istisnası vardır. Şayet takımın önünde bir derbi maçı varsa durum buraya kadar idare edilir. Derbi maçı galibiyetle sonuçlanırsa, en az dört hafta daha tansiyon düşer, tolerans artar; o arada işin toparlanma ihtimali varsa sezon sonuna kadar idare edilir.

Elbette galibiyetin ardından klasik beyanat yine verilir. “Hocamızın ve takımımızın arkasındayız.” İşte, bu sonun başlangıcıdır. Genellikle takım iyi olmadığı için işler iyi gitmez ve en fazla bir ayın sonunda boyalar dökülüp, tepkiler artınca hoca gider.

İşte herkesin üzerinde tepindiği swap başlığı bundan ibarettir. Sadece üç-dört hafta kazanabilmek, sonrasına da ‘sonra bakarız’ demenin bir başka çeşididir. Şu bir gerçek ki Türkiye ekonomisinde işler iyi gitmiyor. Buna dünya ekonomisindeki daralma da eklendiğinde, ciddi bir kaynak sıkıntısı başta olmak üzere, alım gücünü ve hatta işini yitirmiş bir vatandaş gerçeği, baskıyı arttırıyor.

Yeni para bulunamayınca, sıcak para da gelmeyince, swap işlemlerinin öne çıkarılmasının tek çare olarak görüldüğü, buradan bir iyimserlik yaratılmaya çalışıldığı biliniyor. Yani mevcut iktidarın eski hocası, Rahmetli Erbakan’ın tabiriyle ‘pansuman tedbir’.

Oysa gerçek şu ki, virüs sürecine hoş bir tabloyla girmeyen, bu süreci de ekonomi ve tedbirler anlamında iyi geçirmeyen bir iktidar ile karşı karşıyayız. Normalleşme sürecinin ‘yeni normal’ diye adlandırılması da bundan başka bir bakış açısı değil.

Yani deniliyor ki; ‘süreç bittiğinde daha önce olduğu gibi ‘iş, aş’ beklentisine girme. Çok rahat geçinmeyi bekleme. Yeni zamlara hazır ol. Hak kayıplarını dile getirme. Ekonomi de zaten korona sürecinden çıktı, bu nedenle yönetimini suçlama.

İşte swaptan yeni normalin yanlış anlaşılmasına kadar sürece böyle giriyoruz. Borcunu döndürmekte zorlanan şirketlerden kamuya, bireylerden finans sistemine kadar açmazlarımız var. Ama bunun nedeni korona değil. Bugüne kadar yaptıklarımız ve yapmadıklarımız.

Hayatın nispeten normale dönmesiyle birlikte, dört duvar arasından çıkacak insanlar iş isteyecek. Gelirinin yetmediğinden bahsedecek. Borçlarını ödeyemediğini anlatacak. Nereden mi biliyoruz?

ANAR’ın son anketi bize gösteriyor ki, virüsten sonra vatandaşın bir numaralı sorunu yüzde 77,6 oranında ekonomi olarak görülüyor. Yüzde 50,5’inin geliri azalırken, yüzde 36,2’nin borcu arttı. Yüzde 14,9’u işini kaybederken, hiç etkilenmediğini söyleyenlerin oranı yüzde 12. Yani etkilenen nüfus yüzde 88.

İşte bu fotoğraf karşısında yapacak bir şey bulamayan, eskisi gibi para çekemeyen, güvendiği dağlara kar yağan ekonomi yönetimi ve şakşakçıları, herkesin çok da hâkim olmadığı bir terim ve işlem buldular. Swap…

Swap ne biliyor musunuz? Derbi maçını alalım; üç – dört hafta üzerimizdeki baskı kalksın arayışı. Başka da bir şey değil. Hiçbir sorunu çözmüyor ama çözecekmiş gibi anlatılıyor. Bu arada da gündem dağıtmak için siyasi polemik yaratacak başlıklardan medet umuluyor. Tıpkı işlerin kötü gittiği takımın yönetiminin federasyon ve hakemlerle kavgaya başlaması gibi. Meselenin özü bu kadar basit.

 

Bu yazı Para Analiz'den alınmıştır