Yaşar Yakış
Ağu 01 2019

Fırat’ın doğusu hala Türkiye’nin gündeminde

Fırat’ın doğusu her zaman Türkiye’nin gündeminde olmuştur, ancak iç ve dış politikada diğer konulara öncelik verilmesi nedeniyle, birkaç ay boyunca göz önünde değildi. Şimdi ise ABD ile sonuçsuz kalan müzakereler sonucunda acil bir sorun haline geldi. ABD’nin bu konuya ilişkin şu ana kadar gösterdiği tutum ümit verici değil. 

ABD’nin geciktirme taktiklerine tepki olarak Türkiye, sınır boyunca, özellikle Kürtler’in Kobanê olarak adlandırdığı Suriye’nin Ain El Arab kasabasının karşısındaki Suruç ve Suriye'nin Tell Abyad kentine bakan Akçakale arasında büyük bir askeri yığınak yapıyor. İki Türk şehri arasındaki mesafe yaklaşık 70 kilometre.

Türkiye iki yıldan uzun süredir seslendirdiği askeri operasyonu sonunda gerçekleştirirse, bu operasyon muhtemelen Kobanê'nin doğusu ile batısını birbirinden ayırmak ve bölgedeki Kürt kontrolünü ortadan kaldırmak için olacak. 

İki zırhlı tugay, iki mekanize tugay ve iki komando tugayını içeren yığınak neredeyse bir kolordu büyüklüğünde. Sınırın Suriye tarafında, ABD hava kuvvetleri dışında, bu kadar büyük bir askeri güçle eşleşebilecek bir kuvvet yok. İki NATO müttefikinin askeri bir çatışmaya girip girmeyeceklerini bekleyip göreceğiz.

Hem Türkiye hem de ABD, böyle bir şeyin gerçekleşmesi durumunda, bunun pek çok şeyin sonu anlamına geleceğinin farkında.

Usta diplomat James Jeffry, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi olarak atandığında umutlar bir nebze arttı. Jeffry, daha önce Ankara’da ve sonrasında Irak’ta ABD Büyükelçisi olarak görev yaptı. Bölgeyi çok iyi tanıyor. 

Ülkenin kuzeyi başta olmak üzere tüm Suriye’de, Türk ve Amerikan çıkarları, bağdaşabilir olmaktan uzak. Bölgede güvenli bölgeler oluşturma konusunda, ülkelerin çıkarları birbirine tamamen tezat oluşturuyor.

ABD’nin, güvenli bölgeler kurulmasını istemesinin temelinde, YPG’li Kürt savaşçıları Türk ordusundan korumak yatıyor. Pek çok ABD üst düzey yetkilisi, YPG başta olmak üzere Kürtlerin güvenliği konusundaki endişelerini açıkça dile getiriyorlar. Türkiye, genel olarak Kürtlerle bir sorunları olmadığını ısrarla vurguluyor.

Türkiye’nin hedefinde, 30 yılı aşkın bir süredir mücadele ettikleri Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile yakın bağlantıları olan YPG bulunuyor. 

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, bu yılın Ocak ayında, Başkan Trump’ın “Türklerin Kürtleri katletmemesini sağlamanın önemini” teyit ettiğini söyledi. 

Başkan Trump, “Türkiye Kürtleri vurursa kendilerinin (ABD) Türkiye’yi ekonomik olarak tahrip edeceğini” tweetlediğinde oldukça kararlı gözüktü. Bu açıklamalardan sekiz ay sonrasında ABD politikasında çok önemli bir değişiklik olmadı. Her iki ülkenin askeri delegasyonları arasında pek çok toplantı yapıldı, ancak çok az ilerleme kaydedilebildi. 

ABD, YPG'ye teçhizat, mühimmat ve eğitim şeklinde devasa desteğine devam ediyor. Bu desteğin, Kürtlerin hem anayasal süreçte Suriye hükümetine baskı yapmak için bir kaldıraç olarak hem de bölgedeki bir Kürt varlığını teşvik etmek için daha uzun vadeli bir amaç olarak kullanılması amaçlanıyor.

Bu konuda Türkiye, Suriye hükümetini zayıflatmayı destekliyor. Bu açıdan çıkarları ABD'nin çıkarlarıyla uyuşuyor, ancak Suriye'nin kuzeyinde güçlü bir Kürt varlığı Türkiye'nin görmek isteyeceği son şey. 

Suriye, Suriye'nin kuzeyinde Türk ordusu tarafından kontrol altına alınacak güvenli bir bölge oluşturulmasına veya bu bölgede güçlü bir Kürt varlığının kök salmasına şiddetle karşı çıkıyor. Bundan anlaşılması gereken de Türkiye ve Suriye hükümetinin çıkarlarının çok geniş bir çerçevede uyuştuğudur. 

Suriye’nin pozisyonu muhtemelen Türkiye’nin Astana / Soçi sürecinde işbirliği yaptığı Rusya ve İran tarafından da desteklenecektir. Rusya’nın Almanya ve Fransa’yı Astana sürecine dâhil etme düşünceleri gerçekleşirse, Türkiye bölgedeki siyasetinde biraz daha fazla yalnızlığa itilebilir. 

Bu nedenle Ankara, Şam ile işbirliğini başlatmak için bir iletişim kanalı bulmak zorunda. Aksi takdirde kendisinin Suriye'de uzun vadeli çıkarlarına zarar verecek.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.