Zaman Erdoğan’dan yana mı işliyor?

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, daha önce yapmış olduğu açıklamayı destekleyici, hatta daha da açıcı nitelikte çarpıcı sözler sarfetti.

"Şunu da artık bilmek zorundayım, siz gerçekten benimle birlikte misiniz? Bazılarınızın sesi çıkmıyor, bazılarınızın da isteyerek veya istemeyerek zarar verdiğini de görüyorum. Artık karar verin. Bu halk düşmanlarını beraber yenecek miyiz, yenmeyecek miyiz? Benimleyseniz, benimle olduğunuzu artık hissetmek istiyorum. Sırtımı size yaslayacağımı bilmek istiyorum.”

Bu sözler muhalefet cephesinde giderilemediği anlaşılan ciddi bir sıkıntıyı dile getiriyor. Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamayı altını çize çize kamuoyu önünde yapması, sıkıntının büyüklüğü ve aciliyeti konusunda şüpheye yer bırakmamakta.

Arka plandaki çalkantı epeydir bilinen bir sır. Nitekim bu gelişme Financial Times gazetesinde kapsamlı bir habere de konu oldu. 

Kurulu denklem basit. AKP-MHP iktidarının kontrol dışı, kara para ağırlıklı, kayırmacı, mafyatik yapılanmaları da semirten ekonomik politikalarından hukuk tanımaksızın pervasızca nemalanan geniş bir kesim - iş alemi  ve bürokrasideki mütteffikleri - elde ettikleri imtiyaz ve avantajlardan kolay kolay vazgeçmeyecekler.

Bu kesimlerin, Beşli Çete başta olmak üzere İYİP ve CHP başta, hareketlenerek muhalefet kesiminde lobi yapmakta olduğuna dair sağlam duyum ve işaretler var. Eşyanın tabiatı da bunu gerektiriyor. Kirli saadet düzeni ala Turka oligarkların canla başla savunmalarını gerektiren bir düzen.

Dolayısıyla, CHP liderinin feryat kıvamındaki sözlerinin sadece CHP içinde - Baykal dönemlerini hatırlatan - gayya kuyusu performanslarını devam ettiren nomonklatura kılıklı hiziplere değil, son zamanlarda meydanlarda ve ortalıkta “esas olan biziz” türünde farklı mesajlar veren Meral Akşener’e yönelik olduğuna da şüphe yok.

Öte yandan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın New York’taki söylem ve beden dilindeki rahatlık, özgüven de dikkatlerden kaçmıyor. Ne kadar aksi iddia edilirse edilsin, iç siyaset muhalefet cephesinde yaşanan kargaşayı izleyerek (muhtemelen de üstü kapalı manipülasyonların farkında olarak) özgüvenini gösterme ihtiyacı hisseden “iri ve diri” bir Erdoğan var. 

PBS kanalına verdiği mülakattaki şu sözleri yeterince açık:

“Bizim şu anda seçimleri kazanma noktasında bir endişemiz yok. Ben meydanların dilini iyi bilirim. Şu anda yaptığım toplu açılışlarda, meydan mitinglerinde eğer on binleri meydanlara toplayabiliyorsam, bu halkımın bize olan teveccühünü göstermektedir. Halkımızın bize olan bu teveccühü devam ettikçe, bizi kimse tutamaz. Çünkü alternatif yok"

Geriye sayımı hızlanan genel seçimlerde asli olanın TBMM değil, başkanlık seçimleri olduğuna burada uzunca bir süre önce birkaç kez yazılarda işaret etmiştim. Bu açıdan bakınca, habire pıtrak gibi yayınlanan kamuoyu yoklamalarının ortaya koyduğu tablo da abartılı algıyı hak etmiyor. Önemli olan, başkanlık seçiminden kimi galip çıkacağı. Mevcut başkanlık yetkileri ve kararname rejimin temel nitelikleri göz önüne alınınca, denklem basitleşiyor.

Erdoğan geçen yıl, kapalı bir toplantıda partililere şunu söylemişti, güvenilir kaynakların aktardığına göre: “Siz birinci parti çıkmaya bakın, gerisini ben halledeceğim.” Bu sözler maalesef sersemlemiş medyada yeterli yankıyı bulmadı. Bulması gerekiyordu, çünkü ta o zamandan, Erdoğan’ın kafasında şekillenmeye başlayan bir stratejiyi işaret ediyordu.

Nitekim, 10 gün kadar önce yapılan bir AKP MYK toplantısında bunun devamı niteliğinde bir yol haritasının netleştiği anlaşılıyor. Buna göre, AKP’nin seçim kampanyası ağırlıklı olarak önceliği başkanlık seçimine  kayacak. Partinin mücadelesi paralel, ama bir alt boyutta gerçekleşecek.

Hesap net. Seçimi kazanan yeni cumhurbaşkanı, TBMM’de kompozisyon ne olursa olsun, nihai karar verici olacak. Söz konusu kişi Erdoğan olursa ve bunca yıl muhalefeti tabir caizse kaç kez suya götürüp susuz getirdiği hatırda tutulursa, böyle bir dönemde sonu gelmez koalisyon pazarlık ve itişmeleri, böl yönet oyunları Türkiye’yi bekleyecek demektir. Erdoğan bu tür işlerin ustasıdır.

Seçim tarihi de - çok olağanüstü bir durum olmazsa  - aşağı yukarı belli. 14 Mayıs 2023 tarihine bahse girenler kazançlı çıkabilir. Bu tarihin sembolik anlamı çok büyük. Demokrat Parti, 14 Mayıs 1950’de CHP’yi yenerek iktidara gelmişti. 

Buna endeksli bir seçim takvimi Erdoğan açısından farklı katmanlarda hazırlıklar için yeterli: 

Bir yandan YSK gibi anahtar kurumların ve yargının iyice denetime alınması (aday listelerinde ciddi miktarda red gelebilir, sandık sayım sisteminde hazırlıklar da sürüyor), öte yandan Körfez, Suudi Arabistan ve Britanya gibi ülkelerin finansal destekle kendisinden yana tavır koymasının sağlanması ve “hayırlısı olursa” ABD’nin F-16 konusunda bir nebze de olsa (İsrail lobisi yardımlarıyla) “yumuşaması” ve sosyal konut vb popülist yüklenmelerin hız kazanması, Erdoğan’ın yol haritasının ana parçaları.

Buna mukabil, muhalefet cephesi Kemal Bey’i feryada sürükleyecek ölçüde, vaktini “cömertçe” israf etmekte. Netleşme yerine gitgide artan bir bulanma, bulanık sulara yönelme söz konusu. Kriz ekonomide odaklandığına göre, muhalefet bu konuda seçmeni - bekle-gör yaklaşımı yerine  - ikna edecek bir programda uzlaşmaya yakın mı?

Görünüşe bakılırsa, altılı masa parçaları farklı tellerden çalıyor veya çalmaya hazırlanıyor. Bu da, bir türlü rayına oturmayan ortak başkan adayı tercihinde olduğu gibi, Erdoğan’ı rahatlatıyor, yeni hamlelere alan açıyor.

Kısacası, zaman Erdoğan ve bu düzenden nemalanan destekçilerinin lehine işliyor.

Muhalefetin ataleti, ve iç kargaşası, altılı masa parçası partilerin başkanlık yarışının belirleyici olduğunu kavramak yerine TBMM seçimlerinde alacakları oy oranlarına odaklanması, Erdoğan’a ihtiyaç duyduğu zaman ve manevra şanslarını tepside sunuyor.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar