Muhalifleri zorlu bir dönem bekliyor

Cumhurbaşkanlığında hazırlanıp, AKP-MHP ortaklığıyla haziranda TBMM’ye sunulan ‘Dezenformasyon Yasası’, komisyonlardan geçirilip genel kurula indirildikten sonra gerek muhalefetin tepkilerini sertleştirmesi gerekse AKP grubunda açığa çıkan görüş ayrılıkları üzerine, yeni yasama yılına bırakılmıştı.

Ekimde meclis açıldıktan sonra gündeme gelmesi beklenen teklifin, 17 Ekim’de bütçe yasasının meclise sunulmasıyla başlayacak iki aylık bütçe maratonu nedeniyle, bir kez daha ertelenmesi, yılbaşından sonraya kalması ihtimali de söz konusu.

Ancak yasa teklifinin ekim sonrasına kalmasının ardından iktidardan başka hamleler geldi. İlk olarak Basın İlan Kurumu (BİK) 6 Temmuz’da attığı adımla, 1994’ten bu yana yürürlükte olan ‘Basın Ahlak Esasları Yönetmeliği’ değişikliğini yürürlüğe koydu. Yerel ve ulusal medyayı, internet haber sitelerini de kapsayacak şekilde, ağır yaptırımlar, para cezaları, yayın durdurma-erişim engellemeye kadar varan bir dizi yeni maddeyi yönetmeliğe ekledi.

Gazeteci cemiyetleri, basın meslek kuruluşları, Türkiye Gazeteciler Sendikası ile gazeteci dernekleri, yönetmelikteki değişikliklere sert tepki gösterirken, bir yandan da yürürlüğün durdurulması ve yönetmeliğin iptali için idare mahkemelerinde dava açtılar.

BİK’in yönetmelik değişikliğiyle ilgili tartışmalar sürerken, bu kez Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Fahrettin Altun 5 Ağustos’ta resmi sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, İletişim Başkanlığı bünyesinde Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM) kurulduğunu duyurdu.

Altun paylaşımında; "Ülkemize karşı yürütülen sistematik dezenformasyon kampanyalarına karşı İletişim Başkanlığımız bünyesinde müstakil bir birim oluşturduk. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi. Merkezimizin koordinatörü olarak atanan İdris Kardaş'ı tebrik eder, kendisine başarılar dilerim" dedi.

Dolayısıyla bir yandan yasa teklifinin mecliste ele alınması ertelenirken diğer yanda Cumhurbaşkanlığına bağlı iki kurum, yasa teklifinde öngörülenlerden daha ileri adımlarla medyayı tamamıyla baskı altına alıp, kuşatmayı hedefleyen girişimleri devreye soktu.

AKP iktidara geldiğinde, 2001 bankacılık krizi nedeniyle Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) tarafından el konulan 20’den fazla bankanın bünyesinde yer aldığı holdingler ve grupların sahip olduğu çok sayıdaki medya kuruluşu, gazete, televizyon kanalları, radyolar, dijital yayın platformları vb. kuruluşlar da Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilmişti.

Erdoğan, kendisi için ‘muhtar bile olamaz’ manşetleri atan medya kuruluşlarıyla kavgaya, hizaya getirmeye hazırlanırken, bir anda elinin altında TMSF yönetimine geçmiş çok sayıda medya kuruluşunu hazır buldu. Sabah, Akşam, Takvim, Star gazeteleri, ATV, Star TV, Show TV, Sky Türk ve daha birçok TV kanalları ve radyolar, Türkiye’nin ilk ve en büyük dijital yayın platformu Digitürk, TMSF kontrolündeydi.

TMSF peyderpey bu medya kuruluşlarını ihaleye çıkartarak Erdoğan’ın işaret ettiği iktidara yakın iş insanlarına, holdinglere, müteahhitlere sattı. İktidara yakın bu şirketler TMSF elindeki gazete ve televizyonları satın almak için de kamu bankalarından yüzlerce milyon dolarlık avantajlı krediler kullandı.

TMSF’nin elindekilerin haricinde Türkiye’nin en büyük medya gruplarından Doğan Medya Holding de yine kamuya ait Ziraat Bankası’nın sağladığı yaklaşık 1 milyar dolarlık krediyle iktidara yakın Demirören grubuna satıldı.

Halihazırda medyanın yüzde 90’ı uzun süredir iktidar kontrolünde. Ancak topyekûn Erdoğan ve iktidar lehine yayın yapmalarına karşın, fazla etkin olamıyorlar. O yüzden de iktidar, önce internet yasakları, sonra BİK üzerinden ilan-reklam kesme cezaları, RTÜK’ün ekran karartma ve para cezaları, ardından da Dezenformasyon Yasası ile ‘medya üzerinde tam kontrol’ stratejisini yürürlüğe koydu.

İletişim Başkanlığı’nın kurulduğunu açıkladığı DMM ile ilgili herhangi bir bilgi, ne iş yapılacağı, hangi kriterlerle dezenformasyonun saptanacağına ilişkin bir açıklama da resmi web sitesinde yer almıyor. Dezenformasyonun tanımı nedir, DMM ne görev yapacak ne yaptırımlar uygulayacak hiç birisi yok.

Dolayısıyla dezenformasyon uygulamasının İletişim Başkanlığı tarafından büyük ölçüde keyfi şekilde yapılacağını öngörmek olanaklı. Yasaklar, sansürler, davalar, erişim engellemeleri vs. uygulamalarında da somut bir kriterin söz konusu olmayacağı, temel ölçütün ‘muhaliflik ya da iktidar karşıtlığı’ üzerinden belirleneceği söylenebilir.

Tüm bu adımların, seçimlerin normal zamanında yapılmasına 10 ay kala, tamamıyla muhalefeti engelleme, eleştirel haberlerin önünü kesme amaçlı olacağı açık. Dezenformasyonun tanımını kendileri yapacak, cezayı da kendileri kesecek.  

Muhalefet partileri ise kamuoyuna yönelik en yaygın dezenformasyonun iktidar tarafından yapıldığını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın pek çok konuşmasında ‘yalan-yanıltıcı ve gerçek dışı söylemler’ kullandığını iddia ediyor.

CHP İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, partinin Merkez Yönetim Kurulu’na (MYK) sunduğu Haftalık Değerlendirme Raporu’nda konuya değinirken, yeni kurulan DMM’nin önce iktidarın yaptığı dezenformasyonu ‘tespit ve teşhir etmesi’ gerektiğini savundu.

Toprak; “Dezenformasyon yasasını getirme gerekçeleri ‘yalan haber ve bilgilerle halkı paniğe sevk eden, korku, kaygı yaratan, ülkenin güvenliğini ve birliğini tehlikeye atanlarla, asılsız bilgilerle mücadele ve bunlara 3 yıla kadar hapis cezası verilmesi’ idi. İşte Cumhurbaşkanı ‘Camiler yakıldı’ diyor. Camide ‘içki içildi’ diyor. Ancak bu tehlikeli dezenformasyondan vazife çıkartan birileri Ankara’da Alevi yurttaşlarımızın ibadethanesi Cem Evlerine eş zamanlı saldırılar gerçekleştirdi. ‘Gezi eylemcileri Dolmabahçe ofisime tünel kazdılar beni devireceklerdi’ diyor. Her gün defalarca ekranlardan tüm ülkeye yalan, yanlış bilgi, dezenformasyon, halkı birbirine düşman edecek söylemlerde bulunuyor.” dedi.

Erdoğan Toprak, TÜİK’in resmi rakamlarıyla, yayınladığı istatistiklerle enflasyondan işsizliğe varana kadar dezenformasyon yaptığını öne sürdü.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin yaptığı bazı açıklamalarla halkın, yatırımcıların yanıltıldığını ciddi kayıplara uğratıldığını iddia eden CHP’li Toprak, raporunda şu örneklere yer verdi:

“Hazine ve Maliye Bakanı geçen yıl, önce Ocakta, sonra martta, ardından yaz aylarında şimdi de yılsonundan itibaren enflasyonun düşeceğini söyledi. Hepsi yalan çıktı. Bu halkı yanıltma, piyasaları yönlendirme manipülasyonu-dezenformasyonu değil mi? Pek çok kişi bu sözlere inanıp, güvenip ağır mali-maddi-parasal kayba uğradı. ‘Politika faizini önemsizleştirdik’ dedi faiz yüzde 14’te 7 aydır sabit ama TOBB başkanından İSO başkanına kadar sanayici, ihracatçı, vatandaş bankalardan yüzde 40-50 faizle bile kredi bulamamaktan yakınıyor. Üç ay önce ‘Döviz kurlarını istikrara kavuşturduk’ dediğinde, dolar/TL 14 liraydı. Şimdi 18 liraya dayandı. Bu, dezenformasyon, halkı, iş insanlarını, yatırımcıları aldatmak, kandırmak, yanıltmak değil mi? İnsanlar bu sözlere inanıp-güvenip paralarını, varlıklarını kaybetti.”

Önümüzdeki süreçte gerek muhalefet partilerini gerekse medya kuruluşlarını, gazetecileri, habercileri oldukça zorlu bir dönemin beklediği anlaşılıyor. Yasakların artacağını, dezenformasyon gerekçeli davalarla baskıların daha da artırılacağını şimdiden öngörmek olanaklı.

 

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.