Kılıçdaroğlu ve CHP’ye çifte kuşatma

Mersin Polis Evi saldırısı önümüzdeki seçimlere doğru Türkiye’nin nasıl bir sürece sürükleneceğinin, muhalefetin dağıtılması, kaos ve seçmende kaygı doğrultusunda neler yaşanabileceğinin ilk işaretini verdi.

Aslında bunun ilk resmi stratejisi 11 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Başkanlığında yapılan Yüksek İstişare Kurulu (YİK) toplantısı ardından yayınlanan bildirinin satırlarında yer aldı. 

AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal’ın 1 Ekim’de yeni yasama yılı çalışmalarına başlayacak olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) ele alacağı ilk yasa teklifinin kamuoyunda ‘Dezenformasyon Yasası’ olarak bilinen Basın Kanunu değişiklikleri olacağını ifade etmesini de bu yeni süreçle ilgili stratejinin önemli bir parçası olarak görmek gerek.

AKP-MHP tarafından hazırlanan teklifin içerdiği maddelerin, seçime gidilirken muhalefeti tamamıyla susturmayı, sosyal medya paylaşımlarına yasak ve engellemeleri genişletmeyi, ‘dezenformasyon’ gerekçesiyle kitlesel gözaltı ve yargılamaları yaygınlaştırarak seçimi iktidar lehine etkilemeyi hedeflediği açık.

11 Ağustos’taki YİK toplantısından sonra yayınlanan bildiri, bir anlamda bu süreci ve planlanan aşamaları da içeriyor. Bildiride; “Türkiye seçim sathı mailine girdikçe sosyal medya kaynaklı dezenformasyonların ve milli birliği zedelemeye dönük saldırı ve provokasyonların artabileceği, Türkiye ile ilgili sadece sınırlar içinde değil yurt dışında da yoğunluk kazanacağı anlaşılan iftira kampanyaları yaşanacağı, buna karşı alınacak tedbirler üzerine fikir teatisinde bulunulduğu” ifade ediliyordu.

Muhalefet ise asıl dezenformasyonu bizzat iktidarın yaptığını, pek çok konuda halka yalan söylendiğini, insanları sokağa dökmeye yönelik tahriklerin devreye sokulduğunu öne sürüyor. Kamuoyuna sık sık ‘oyuna gelmeme, soğukkanlı olma’ çağrıları yapıyor. Şarkıcı Sezen Aksu’nun 2017’deki bir şarkı sözünün gündeme getirilerek Erdoğan tarafından ‘dilini keseriz’ diye tehdit edilmesi, şarkıcı Gülşen’in beş ay önce orkestra elemanlarıyla yaptığı İmam Hatip şakalaşmasının kaydının sosyal medyada yayılıp, bir linç ve tahrik kampanyasının devreye sokularak Gülşen’in tutuklanması ilk işaretlerdi. 

Yaz boyunca Diyanet Mensupları Sendikasının, bazı dini vakıf ve derneklerin, Diyanet İmamlarının çağrılarıyla çok sayıda il ve ilçede konser ve festivallerin iptal edilmesi, bazı sanatçılara yasak getirilmesi, ‘genel sağlık ve güvenlik’ gerekçesiyle konser ve alkol yasaklarının uygulanması, toplumsal baskıyı artırarak, insanları tepki göstermeye, sokağa dökülmeye zorlama adımlarıydı. 

Son olarak Mersin’de Polis Evi’ne yönelik terör saldırısında bir polisin şehit edilmesi, saldırıyı gerçekleştiren kadın teröristlerden birisinin isminin 2013’te CHP’nin yayınladığı Tutuklu Gazeteciler Raporu’nda gazeteci olarak yer alması, CHP ve HDP’ye yönelik ‘terörle iş birliği’ kampanyasına dönüştürüldü. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP sözcüleri, iktidar medyası CHP’yi hedef gösterirken, hemen ardından CHP’li Mersin Büyükşehir Belediyesi’ne operasyon yapılarak 18’i belediye personeli 30 kişi ‘terör bağlantısı’ iddiasıyla gözaltına alındı.

Mersin Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanının evine yapılan operasyonun iktidar televizyonlarının kameramanları eşliğinde gerçekleştirilmesi, görüntülerin anında sosyal medyada yayılması önümüzdeki günlerde yaşanacakların somut işaretlerini veriyor. 

7 Haziran 2015 seçimlerini AKP’nin kaybetmesiyle, 1 Kasım’da erken seçime gidilmesine kadar olan sürede, önce temmuzda Suruç katliamı yaşandı. Ardından Ceylanpınar’da iki polis evlerinde öldürüldü. Ankara Gar Katliamında 100’den fazla kişi hayatını kaybetti. Peş peşe yaşanan terör olaylarıyla kaos ve kaygıların arttığı ortamda gidilen seçimi yüzde 49 oyla AKP kazandı.

Şimdi de benzer bir sürece zemini hazırlandığını öngörmek olanaklı. Bu kez sadece HDP’nin değil ana muhalefet partisi CHP’nin de ‘kriminalize’ edilmeye çalışılacağı, CHP üzerinden de Altılı Masa’nın ve muhalefet ittifakının hedef alınarak dağıtılmak istendiği anlaşılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan Mersin saldırısının hemen ardından olayların ucunun CHP ve HDP’ye uzandığının görüleceğini söyledi. Selahattin Demirtaş ve HDP, saldırıyı kınayan açıklamalar yapmalarına karşın, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ‘Katil’ dediği Demirtaş’ı ‘PKK’yı temize çıkartmaya çalışmakla’ suçladı. Demirtaş da ‘Kirli’ diye hitap ettiği Soylu’nun ‘karanlık siyasi hesapları boşa çıktığı’ için öfkeli olduğunu öne sürdü. 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik, saldırıda CHP bağlantısı kuranlara tepki göstererek; “Menfur terör eylemi üzerinden ahlaksızca siyasi rant devşirmeye çalışan ve bu kapsamda iftira ve hakaretlere başvuran siyasiler ile havuz medyasının kirli kalemleri” hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı.

Kılıçdaroğlu ve diğer muhalefet liderleri seçime doğru terör, kışkırtma, halkı sokağa dökmeye yönelik tahriklerin olabileceği uyarılarını sıkça dile getiriyordu.

Ancak, İYİ Parti (İYİP) lideri Meral Akşener’in ortak aday ve Kılıçdaroğlu ile ilgili açıklamaları, Altılı Masa ve muhalefet ittifakının sadece iktidardan değil, içeriden de baskılanacağını gösteriyor. Akşener Altılı Masa’nın ‘noter’ olmadığını, Kılıçdaroğlu’nun aday olabileceğini ancak kendilerinin de aday önerebileceğini, başka adayların da olabileceğini söyledi. ‘CHP’ye borcumuzu 31 Mart’ta ödedik’ diyen Akşener, aksine ‘alacaklı’ konumda olduklarını savundu. Akşener’in ısrarla ‘kazanacak aday’ ifadesini yinelemesi, Kılıçdaroğlu’nu bu konumda görmediği ve çekinceli olduğunun sinyali. CHP ve Kılıçdaroğlu’na yönelik açıklamaları ardından İYİP yöneticileri ve vekillerinden Akşener’e övgü ve destek paylaşımları yağması dikkat çekti. 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’nun ‘Kılıçdaroğlu’nun ortak adaylığı çıkmazsa masa dağılır’ sözlerine suskun kalan İYİP liderinin son ifadeleri ve bu ifadelere partisinden gelen destek, ‘Kılıçdaroğlu’nu dayatırsanız masayı biz de dağıtabiliriz’ anlamına geliyor.    

Akşener 23 Eylül’de İzmit’teki konuşmasında, "Kılıçdaroğlu'na herhalde ölünceye kadar şükran duyacağım. Ben sülaleme Sayın Kılıçdaroğlu’nu vasiyet ettim. Çocuklarıyla beraber vasiyet ettim. Siz sahip çıkamaz başlarına bir şey gelirse bendedir, bizdedir" demişti.

Ancak CHP liderinin 24 Eylül’de İzmir’de yaptığı "Şunu da artık bilmek zorundayım siz gerçekten benimle birlikte misiniz? Artık karar verin. Benimleyseniz, benimle olduğunuzu artık hissetmek istiyorum. Sırtımı size yaslayacağımı bilmek istiyorum" çıkışı, İYİP tarafından ‘partisinin içine dönük uyarı’ diye yorumlanırken, ‘Altılı Masa’ya mesaj’ değerlendirmeleri de yapıldı. Akşener’in son açıklamaları, Kılıçdaroğlu’nun masaya ortak aday olarak kendisini önermesi durumunda Akşener’den onay ve destek almakta sıkıntı yaşayabileceğini, nihai aşamada onay alsa da bunun ‘gönül rızasıyla ve tam destek’ olmasının güçleştiğini düşündürüyor.

Seçime doğru bir yandan Erdoğan, AKP ve iktidar ittifakının yoğun saldırılarıyla karşılaşacağı anlaşılan CHP ve Kılıçdaroğlu’nun diğer yandan Millet İttifakı ve Altılı Masa içinde de engellemeler yaşayabileceğinin işaretleri artıyor. 

Bu tabloya bakıldığında, oylarındaki erimeye ve tabanındaki kaymaya karşılık sürecin Erdoğan’ın istediği ve hedeflediği yönde ilerlemesi, hiç de ihtimal dışı değil. Muhalefetin kendi içindeki partisel taktik mücadeleler ve küçük hesaplardan vazgeçilmezse, iktidarı olma beklentisi tarihi bir yanılgıya, siyasi bozguna, yıkıma dönüşebilir.               


 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar