İflaslar patladı, beklentiler karardı, söylemek yasaklandı

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu önümüzdeki haftadan itibaren kamuoyunda ‘Dezenformasyon Yasası’ olarak bilinen basına, internet medyasına ve sosyal medya paylaşımlarına sıkı denetim ve yasaklar getiren düzenlemeyi görüşmeye başlayacak.

AKP-MHP’nin ortak teklifiyle meclise getirilen Basın Kanunu değişiklikleri komisyonda kabul edilirken, ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ başlığı altında, Türk Ceza Kanununa (TCK) eklenen ‘yeni suç’ tanımı ile başta gazeteciler olmak üzere geniş kesimlere cezaevi kapısı açılıyor.

Adalet Komisyonu’ndaki görüşmelerde muhalefet partilerinin verdiği değişiklik önergelerinin tamamı reddedilirken, basın meslek kuruluşları ve Yargıtay temsilcisi tarafından dile getirilen sakıncalar ve uyarılar da dikkate alınmaksızın düzenleme genel kurula getirilecek.

Muhalefetin ‘Sansür-Susturma-Sindirme’ amaçlı ‘SSS Yasası’ olarak adlandırdığı değişikliklerin içerdiği düzenlemelerde en çok tepki çeken 29. Madde oldu. AKP içinde de görüş ayrılıklarına yol açan maddede; “Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Suçun, failin gerçek kimliğini gizlemek suretiyle veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkraya göre verilen ceza yarı oranında artırılır." hükmü yer alıyor.

Aralarında 29. Maddenin de yer aldığı bazı değişiklikler 1 Ocak 2023’ten itibaren yürürlüğe girecek olsa da önümüzdeki altı ayda uygulamaların provası yaygın şekilde yapılacak. Daha önce BDDK ve SPK’nın bazı ekonomi yazarları ve yorumcuları hakkında yaptığı suç duyuruları ve açılan davaların yanı sıra, enflasyon verileriyle ilgili farklı hesaplamaları ve açıklamaları nedeniyle TÜİK tarafından suç duyurusunda bulunulan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) benzeri davalar, bu düzenlemeyle artık rutin yıldırma-cezalandırma süreçlerine dönüşecek.

Suçlamalara ‘organize’ ya da ‘terör iltisakı-irtibatı’ iddiası eklendiğinde 3 yıllık hapis cezası, 4,5 yıla yükselecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TÜSİAD’ın ekonomik kararlarla ilgili eleştirilerine yönelik ‘haddini bil’ tepkisiyle işaretini verdiği tavır, muhtemelen düzenlemeler yürürlüğe girdikten sonra, Cumhuriyet Savcıları için soruşturma ve dava kriteri haline gelecek.

Açıklanan rakamları, verileri yorumlamak, gelecekte olabilecekler üzerine öngörüde ya da uyarıda bulunmak rahatlıkla bu yasa kapsamında ‘halkı yanıltıcı bilgi yayma, paniğe sevk etme, kamu düzenini bozma’ gerekçesiyle suç kapsamına sokulabilecek, dava konusu olabilecek.

Nitekim Merkez Bankası’nın (MB) yayınladığı haziran ayı Piyasa Katılımcıları Anketi'nin (PİKA) sonuçlarına göre, ekonomik tabloya ilişkin karamsarlık be beklentilerdeki kötüleşmenin arttığı görülüyor. Reel sektör temsilcileri, şirket CEO’ları, bilim insanlarından oluşan anket katılımcılarının yıl sonu tüketici enflasyonu (TÜFE) beklentisiyle ilgili endişeleri yükselmiş. Mayıs ayında yüzde 57,92 olan yılsonu TÜFE beklentisi haziranda yüzde 64,59’ çıkmış. Sadece yılsonu değil, 12 ay sonrası için de enflasyon beklentisi bir önceki ay yüzde 33,28 iken, haziranda yüzde 37,91’e, 24 ay sonrası içinse yüzde 19,54’ten beş puan artışla yüzde 22,04’e tırmanmış.

PİKA katılımcıları, mayıs ayında 17,57 TL olarak öngördükleri yılsonu ABD doları kurunun daha da artacağı, TL’nin değer kaybedeceği tahminiyle haziranda görüşlerini değiştirerek yılsonu dolar kurunun 18,89 TL’ye çıkacağını bildirmişler.

Bunun da ötesinde iktidarın ve ekonomi yönetiminin ‘kurlar istikrar kazandı’ söyleminin aksine gelecek 12 ayda da TL’deki değer kaybı ve kurlarda artışın devam edeceğini öngörerek TL’nin dolar karşısındaki değerini 18,47 liradan 20,70 liraya çıkartmışlar.

MB’nin anketine katılanların hemen tüm makro ve parasal göstergelerdeki yılsonu ve gelecek bir yıla dönük beklentileri kötüleşmiş, endişeleri artmış. Yürütülen ekonomi sürecinin, uygulanan modelin ülkeyi ve piyasaları daha kötü bir noktaya getireceğini düşünüyorlar.

Şimdi bu endişeler ve karamsar beklentiler, üstelik MB’nin resmi verileri üzerinden yorumlandığında ve işlerin daha kötüye gittiği dile getirildiğinde, bu yönde yorum yapan, değerlendirmede bulunan, öngörülerini paylaşanlara ‘dezenformasyon ve panik yaratma’ suçlaması yöneltilerek, dava açılabilecek.

Aynı şekilde iş dünyasının en büyük yarı resmi çatı örgütü, 1,3 milyon dolayında sanayiciyi, tüccarı, ihracatçıyı, armatörleri vb. temsil eden Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) her ay Ticaret Sicili kayıtlarından yola çıkarak ‘açılan-Kapanan Şirketler’ istatistiğini yayınlıyor. TOBB’un 17 Haziran’da duyurduğu mayıs ayı rakamlarına göre yeni açılan şirket sayısı gerilerken, kapanan şirket sayısında yüzde 260’a varan bir artış yaşandığı ortaya çıkıyor. 

Mayıs ayında yeni açılan şirket sayısı aylık bazda yüzde 12,2 azalırken, aynı dönemde kapanan şirket sayısındaki azalma yüzde 7,5 olmuş. TOBB’un rakamlarına yansıyan yıllık gelişmeye bakıldığında ise açılan şirket sayısı bir yılda yüzde 110,7 artarken, kapanan şirket sayısındaki artış bunun 2,5 katı düzeyinde ve yüzde 259,7 olmuş. Bu yılın ocak-mayıs döneminde beş ayda yeni kurulan şirket sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 16,7 artış gösterirken, geçen yılın ocak-mayıs dönemine kıyasla bu yıl ilk beş ayda kapanan şirketlerdeki artış yüzde 74 düzeyinde gerçekleşmiş. Diğer deyişle beş ayda kapanan şirketler yeni açılanlardan 4,5 kat fazla.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, işlerin sarpa sardığını, şirketlerin, işletmelerin ayakta durmakta zorlandığını, ekonominin ‘akıl ve bilimle yönetilmesi, akademisyenlerden, deneyimli teknisyenlerden destek alınması’ çağrısını yapan TÜSİAD’ı ‘hadsizlikle, çıraklıkla’ suçlarken, ülkenin en büyük işveren örgütü TOBB iflasların, işyeri-işletme-tesis-kooperatiflerde kapanmaların yüzde 265 arttığını resmi rakamlarla sergileyip, TÜSİAD’ı teyit etti.

Dezenformasyon yasası yürürlükte olsaydı faaliyetine son veren, kepenk indiren, kapanan işyerlerinde yüzde 300’e yaklaşan artış olduğu dile getirerek, uygulanan ekonomik modelin ‘iflas patlamasına yol açtığı’ görüşünü öne süren, bu yönde yorum yapanlara ‘halkı paniğe sevk etmek, endişe yaratmak’ suçlamasıyla dava açılabilecekti. Üstelik bu görüşler; TÜSİAD ve TOBB gibi ‘örgütler’ ve onların verileri üzerinden gündeme getirildiğinde, ‘organize’ kapsamında katlamalı hapis cezaları talep edilebilecekti.

Özetle, iflaslar patlıyor. Geleceğe dönük tüm beklentiler kararırken, endişeler artıyor. Ancak tüm bunları söylemek yasaklanıyor.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar