'Gitmesi'nin yolu seçimde aday olamamasından geçiyor

Memleketin içinde bulunduğu berbat ötesi koşullar pek çoğumuzda rejimin sonunun yaklaştığı ve ilk erken seçimde gideceği yönünde, her geçen gün güçlenen bir beklenti oluşturdu. 

Altı partiden oluşan yerli-millî muhalefet mensupları kendilerini neredeyse iktidarda farz eden açıklamalarda bulunuyorlar. Erken seçimi kazanacaklarından o kadar eminler ki meclisten bu kararın çıkması için gereken ama AKP-MHP-BBP rejim bloğunun tutturamadığı beşte üç çoğunluğu vermeye dünden razılar. 

Bakanlıkların paylaşılmakta olduğu, atanacak üst düzey bürokratların belirlendiği dedikoduları, CHP’li cumhurbaşkanı adayları Kılıçdaroğlu ile İmamoğlu’nun kıyasıya bir rekabet içinde olduğu haberleri gündeme yerleşti. Esen rüzgârlar mevcut rejimin bitip tükendiğini müjdeler mahiyette. Bıktırıcı kamuoyu yoklamaları bu beklentileri durmaksızın kamçılıyor. 

Türkiye’yi az çok bilen yabancılar da bilinçli veya farkında olmadan bu ruh hâline güle oynaya katılmış durumdalar, hatta körüklüyorlar. 

Sözün özü, uzaydan Türkiye’ye bakınca şu sıralarda düşmekte olan cemreler misâli siyasî ilkbahar hemen kapının eşiğinde sanki. 

Geliyor gümbür gümbür gelmekte olandan “gitçek”e uzanan bir bahar havası…

Rejimin öyle kolay kolay gitmeyeceğini düşünene, söyleyene, kuşku duyana kem gözle bakılıyor. Aralıktaki faiz/döviz kepazeliği sonrasında rejimin desteğinin sanıldığı gibi yerle yeksan olmadığını hatırlatan eser miktardaki kamuoyu yoklaması şirketleri de neredeyse vatan haini ilan edilecek. 

Oysa rejimin bittiğinden kuşku duymak en azından eldeki siyasî ve hukukî olanaklarla rejimin en sağlam şekilde nasıl bitirilebileceğini hesaplamak için şart. 

Zira bittiğinin, mahv-ı perişan olduğunun kesin hiçbir işareti yok, hakeza bir suç makinesi hâline gelmiş bir rejimin seçim kaybederek gideceğine dair hiçbir garanti yok. Tam aksine! 

Dolayısıyla memleketin muhalefetinin, yerli-millîsinden sol ittifakına, meclis içinden meclis dışına, olabilecek en sağlam yolu benimsemesinde yarar var. 

Bu yol, Recep Tayyip Erdoğan’ın üçüncü defa seçilemeyeceğine hükmeden kanundan hareketle seçimlerin Erdoğansız, olağan tarihi olan Pazar 18 Haziran 2023 tarihinde yapılması için seferber olmaktan geçiyor. 

Delik deşik edilmiş Anayasa hiç değilse bir kez hayırlı bir işe yarasın…

Carî hukukî çerçeveye bakalım. 

6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu, “Seçim dönemi, seçim döneminin başlangıcı ve seçimlerin tamamlanması” başlığı altında şuna hükmediyor:

Madde 3 – (Değişiklik: 25.4.2018-7140/3 md.)

“(1) Cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri beş yılda bir aynı günde yapılır.

(2) Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir. Ancak Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi hâlinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.

(3) Cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev sürelerinin dolmasından önceki son Pazar günü oy verme günüdür.

(4) Seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi hâlinde bu karar kırksekiz saat içinde Resmî Gazete’de yayımlanarak ilân olunur. Bu kararın verildiği günden sonra gelen altmışıncı günü takip eden ilk Pazar günü Cumhurbaşkanı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi birlikte yapılır”.

Bu anayasal hüküm uyarınca Erdoğan’ın üçüncü kez aday olabilmesi için TBMM’nin beşte üç yani 360 vekil çoğunluğuyla erken seçim kararı alması gerekiyor. 

Erken seçimin takvimi de şöyle:

Olağan seçim günü 18 Haziran 2023’ten en geç bir hafta önce, yani bugünden itibaren 11 Haziran 2023’e kadar yapılabilmesi için TBMM’nin alacağı erken seçim kararının en geç 10-11 Nisan 2023’te Resmî Gazete’de yayımlanacak şekilde alınması gerekiyor ki, altmış günlük süre tutturulsun.

Bu takvimin işlemesi için TBMM’nin beşte üç çoğunluğunun, yani şu sıradaki AKP-MHP-BBP toplam vekil sayısı olan 334’ü 360’a tamamlaması gerekiyor. 

Yukarıda belirttiğim gibi seçimi kazanacağından emin muhalefet bu tuzağa balıklama atlamaya hazır.

Tuzak diyorum zira yine yukarıda belirttiğim gibi rejimin seçim kaybedeceğine, kaybetse de sonucuna razı olacağına dair hiçbir garanti yok. 

Kabaca söyleyecek olursak, rejimin emrindeki YSK, il ve ilçe seçim kurulları; mecliste kabul edilmek üzere olan Siyasî Partiler ve Seçim Kanunlarında rejim lehine yapılacak değişiklikler; rejimin elindeki siyasî, ekonomik, silâhlı güç ve Erdoğan’ın 29 Ekim 2023’ü cumhurbaşkanı olarak idrak ederek intikamı zirveye taşıma saplantısı, sonuç ne olursa olsun, rejimin iktidarı seçim yoluyla bırakmayacağına işaret ediyor. 

Geriye kalıyor iki husus. 

Sarayın gayriresmî hukuk fetvacısı Mehmet Uçum’un “üçüncü defa olur mu olmaz mı” tartışmasında serdettiği hukukî canbazlıklara rağmen anayasa hükmü açık ve alenî. 

16 Nisan 2017 referandumu ile anayasadaki “üçüncü defa seçilemezlik hükmü” değişmedi, eski madde olduğu yerde duruyor. Bu konuda Levent Köker’in açıklamalarına müracaat edebilirsiniz. 

Diğer husus, muhalefetin aklını başına toplayıp üçüncü defa seçilemezlik hükmüne sonuna kadar sahip çıkıp, rejimin getirmek zorunda olduğu erken seçim kararı için gereken 26 vekilin oyunu reddetmesi durumunda Erdoğan’ın meclisi feshederek erken seçimi tetiklemesi. 

21 Ocak 2017 Anayasa değişikliği esnasında her ne kadar Erdoğan yemin billah fesih yetkisi olmayacağını iddia etmiş olsa da Anayasa 116. Maddenin ikinci fıkrasında TBMM’ye ilâveten “Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde” ibaresi mevcut. 

TBMM’nin vereceği erken seçim kararına Cumhurbaşkanı karşı çık(a)mayacağına göre bu ibare bal gibi fesih yetkisine işaret ediyor.  

Anayasa Madde 116 – (Değişiklik: 21.1.2017-6771/11 md.)

“Türkiye Büyük Millet Meclisi, üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Bu halde Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.

Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.

Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.”

Elbette meclisi feshederek kendini de feshedecek olan bir Erdoğan’ın düşeceği durum kendisi açısından çok parlak olmayacaktır ama, katiyen akıldan çıkarmayalım ki, artık ruh hâli hayat-memata gark olmuş bir âdemden bahsediyoruz.                

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.