Çizmeler

Çizmeyi, kediden dolayı çocukluğumuzdan beri, biliriz. Masalda kedinin çizmelerinin, dikkat çekmekten başka bir fonksiyonu yoktur. Yani Çizmeli Kedi; çizme giydi diye uçamaz, ateşin veya suyun üzerinde yürüyemez, iri bir kaplana dönüşemez veya başka süper güçlere sahip olamaz. Sadece “A… Çizmeli Kedi!” diye dikkat çeker. Masalın kalanında çizmelerin başka bir işlevi yoktur.

Süleyman Soylu’nun çizmelerinin de fonksiyonu yoktur. Akyurt ilçe belediyesinde Mansur Yavaş ile görüşürken, çizmeleri ve ıslak pantolonuyla oturduğu fotoğraftan öyle anlaşılıyor. Çizmeler, ıslanmasına engel olamamıştır. O anlamda bir işe yaramamıştır. Ama dikkat çekicidir.

Mansur Yavaş’ın elbiseleri kurudur. Ayağında kundura vardır. Oysa Süleyman Soylu’nun pantolonu ıslaktır ve dışarda yağmur yağmaktadır. Milletimizin maruz kaldığı yağmur felaketine karşı kimin sahada, milletimizin yanında… kimin şömine başında yeşil çay içtiğinin de fotoğrafıdır.

Tıkanmış yağmur suyu mazgallarını daha demin açıp, ardından bilgi almak için Mansur Yavaş ile görüşmesinden sonra tekrar sahaya inecek…sele kapılmış vatandaşa elini uzatacak, arabanın içinde mahsur kalmış vatandaşa ulaşmak için insan zincirine katılacaktır. Yani fotoğrafın bana söylediği budur. 

“Sahada olmak” izlenimi önemlidir. Aynı özene mesela Soma faciasında, tanık olamayız. Madenci kaskı ve yer yer kömür karasına bulanmış yüzü ve toza toprağa batmış işçi tulumuyla, kaymakamın odasında bilgi alan bir Süleyman Soylu, hatırlamayız mesela. Ama burada Soylu’nun bir görev ihmali yoktur. 31 Ağustos 2016’dan bu yana İçişleri Bakanıdır. Ondan önceki Çalışma ve sosyal Güvenlik Bakanlığı görevi de 24 Kasım 2015’de başlar. Oysa Soma faciası 2014’tedir.

Gerçi alanda hazır olan diğer devlet ve hükümet görevlilerinden de aynı özeni görmeyiz. Mesela güvenlik görevlileri tarafından etkisiz hale getirilmiş yerdeki bir genci tekmeleyen Erdoğan’ın Özel Kalem Müdür Yardımcısı ve Müşaviri Yusuf Yerkel’in ne başında madenci kaskı ne yüzünde maden karası ne de üzerinde işçi tulumu vardır.

2021’deki orman yangınlarında Soylu, Bakandı. Hatta diğer iki bakanla birlikte sahadan bize de seslendi. Ama…Ama başında itfaiyeci bareti yoktu. İnsan bir eksiklik hissediyor.

Halbuki Erdoğan, "Yerleşim bölgelerindeki bu tür yangın vesairelerin sorumluluğu büyükşehir belediyelerinindir" diye açıklamıştı.

İşte tam da bunun üzerine, makam odasında başında itfaiyeci bareti üzerinde itfaiyeci kostümüyle, is ve duman kokan bir Süleyman Soylu’nun, Antalya Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in makam odasında bilgi alırken gösteren bir fotoğraf, vatandaşa güven vermez miydi?

Mansur Yavaş’la görüşürken o şimdiden ünlü olmuş fotoğrafta Soylu, eli yere bakacak şekilde sanki omuz hizasında bir yükseklik tarif ediyor. Sokaklardaki su seviyesinden bahsediyor olmalı. Veya öyle olduğu hissi uyanıyor. Bu, Soylu’nun çizmeden yukarısının neden ıslak olduğuna da açıklıyor.

Tabii Muhittin Böcek’in odasında aynı hareket anlamsız olur. Orada söz konusu alevlerin yüksekliğidir. Su seviyesini gösterir gibi bir hareket yerine yukarılara uzanmış kollar, yükselen alevleri temsil açısından daha anlaşılır bir etki yapar.

İstanbul’daki kar yağışı nedeniyle Süleyman Soylu ve Adil Karaismailoğlu Ankara’dan İstanbul’a gelmişti. Sahaya inmişlerdi yani. Yapılan incelemeler sonucu herhalde kar yağdığını tespit ettiler. Başka ne yapılır ki? Ha bir de Bakan Karaismailoğlu trafikteki tıkanıklığın, yollarda terkedilmiş araçlar olduğunu açıkladı. Demek ki bu tür bilgilere ancak bakan düzeyinde ulaşılabiliyor. Yoksa iki bakan, niye Ankara’dan çıkıp gelsin?

Süleyman Soylu’nun ayağında kar paletleriyle İmamoğlu’ndan bilgi almak için niye makamında ziyaret etmediğini biliyorum. Çünkü o sırada İmamoğlu, balıkçıda yemek yiyormuş da ondan. Bahçelinin deyimiyle yolları değil, balığı tuzluyormuş. Meclisteki grup toplantısında “Balığa tuz dökmüştür de yollara tuz dökecek yönetim becerisini gösterememiştir” demişti.

***

Ankara’daki yağışlardan sonra, otobüs üzerinden çay fırlatılmaması bence büyük eksiklik. Halbuki bu etkinliğimizi “Tasada, kıvançta ve sevinçte bir” olma vasfımızı güçlendiren en milli ve yerli markamız olarak görürüm. Her doğal veya yapay felaketin ardından, otobüs üzerinden vatandaşa çay fırlatılmamışsa, o felaketin yol açtığı yaralar henüz sarılmamıştır benim için. 

***

Nazım Hikmet, şiirleri meydanlarda Erdoğan tarafından da coşkuyla okunan bir şairimizdir. Doğu Perinçek’in “Erdoğan bir aydındır” saptamasında Erdoğan’ın Nazım Hikmet’e gösterdiği bu ilginin payı olmalı diye düşünürüm.

“Çizme” Nazım Hikmet’in de zaman zaman kullandığı bir olgudur. “Saman Sarısı” şiirinde çizmeyi şöyle konu eder:

“(...) vakit hızla ilerliyordu yaklaşıyordum gece yarılarına

çıktılar önüme ansızın

oraları gündüz gibi aydınlıktı ama onları benden başka gören olmadı

bir mangaydılar

kısa konçlu çizmeleri pantolonları ceketleri

kolları kollarında gamalı haç işaretleri

elleri ellerinde otomatikleri vardı

omuzları miğferleri vardı ama başları yoktu

omuzlarıyla miğferlerinin arası boşluktu

hatta yakaları boyunları vardı ama başları yoktu

ölümlerine ağlanmayan askerlerdendiler

yürüdük

korktukları hem de hayvanca korktukları belli

gözlerinden belli diyemem

başları yok ki gözleri olsun

korktukları hem de hayvanca korktukları belli

belli çizmelerinden

korku belli olur mu çizmelerden

oluyordu onlarınki (...)”

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar