Prof Ergun Özbudun’a göre, Millet İttifakı’nın olası iktidarında sistem değişikliği senaryoları

İktidar, derinleşen ekonomik kriz ve koronavirüs salgını ile birlikte gücünü kaybetmeye devam ediyor.

Muhalefetin ısrarlı erken seçim çağrıları, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli tarafından geri çevriliyor.

Bir yandan da kulislerde Erdoğan’ın yeni ittifak arayışları içerisinde olduğuna dair bilgiler gelmeye devam ediyor. Öyle ki, Erdoğan’ın Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk’ü ziyareti de bu arayışın bir parçası olarak yorumlandı.

Kamuoyu araştırmaları da, AKP-MHP ortaklığındaki Cumhur İttifakı’nın yüzde 50+1’e ulaşamadığını ortaya koyuyor.

Her ne kadar İYİ Parti dışında muhalefet partilerinde de ciddi bir oy yükselişi anketlere yansımasa da, ittifakların iktidarı belirlediği mevcut sistemde Millet İttifakı kanadı olası bir seçimde AKP’yi koltuğundan etmenin hesaplarını yapıyor.

Bu planın bir ayağı olarak CHP, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden parlamenter sisteme geçiş amacıyla gerçekleştirdiği çalışmaları tamamladı.

Millet İttifakı’nın iktidara gelmesi varsayımıyla CHP Hukuk Birimi tarafından hazırlanan çalışmada, eski sistem yerine güçlendirilmiş ve yetkileri artırılan yeni parlamenter sistem öngörülüyor.

CHP’nin yeni sistem modelinde Cumhurbaşkanlığı makamı ise “sembolik” olarak revize ediliyor.

Peki, Millet İttifakı’nın iktidara gelmesi, sistem değişikliği için yeterli mi?

2007 yılında AKP adına hazırlanan yeni anayasa teklifi için oluşturulan komisyonun başkanlığını da yapmış bir isim olan Prof Ergun Özbudun, olası geçiş dönemine ilişkin senaryolar üzerinde bir analiz kaleme aldı.

Prof Özbudun, Perspektif’teki yazısında, “Önümüzdeki seçimler; sağ ile sol, muhafazakârlık ile devrimcilik arasında bir iktidar mücadelesi değil, demokrasi ile otokrasi arasında bir hayat-memat mücadelesidir ve bunun sonucu, önümüzdeki uzun bir dönem için Türkiye’nin kaderini belirleyecektir” görüşünü dile getiriyor.

Özbudun, erken veya zamanında yapılacak seçimlerde, muhalefet bloğunun hem Cumhurbaşkanlığını hem TBMM’de asgari beşte üç çoğunluğu kazanması senaryosu üzerinde duruyor. 

Özbudun’a göre, bu senaryonun gerçekleşmesi durumunda tümüyle yeni bir anayasanın yapılması veya mevcut anayasanın radikal şekilde değiştirilerek güçlendirilmiş (iyileştirilmiş ya da gerçek) parlâmenter rejime dönülmesi konusunda hukukî bir engel kalmamış olacak.

Ancak Özbudun, burada da iki değişik alt-senaryonun gündeme gelebileceğinden bahsediyor ve bunları şöyle açıyor:

Birincisi, doğrudan doğruya bir anayasa yapımı sürecine girişmek, ikincisi ilkin güçlendirilmiş parlâmenter rejimi gerçekleştirmek, tümüyle yeni bir anayasa yapımını ise ikinci aşama olarak ele almak. Kişisel görüşüm, ikinci alt-senaryonun daha gerçekçi olduğudur. Bütün muhalefet partilerinin parlâmenter rejime dönüş konusunda müttefik olmaları, bunun gerçekleştirilmesini kolaylaştıracaktır.

Elbette bu kısmî anayasa değişikliği, yasama-yürütme ilişkilerinin parlâmenter rejim esaslarına göre düzenlenmesinin yanında, yargı bağımsızlığının tam olarak sağlanması ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi diğer bazı hayatî konulara ilişkin düzenlemeleri de içermelidir. Oysa doğrudan doğruya tümüyle yeni bir anayasa girişimi, muhalefet bloğunu oluşturan partiler arasında, özellikle din-devlet ilişkileri, Kürt sorunu gibi toplumu derinden bölen konularda görüş ayrılıklarını ön plana çıkaracak ve anayasa yapım süreci tıkanabilecektir. Nitekim 2011 seçimlerinden sonra büyük ümitlerle kurulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun çalışmaları da bu nedenle sonuçsuz kalmıştır. Bu bölücü sorunların çözümünü ileriye, zamanla toplumda daha uzlaşmacı bir atmosferin oluşmasına ertelemek, İsrailli anayasa teorisyeni Hanna Lerner’in deyimiyle bir “perakendeci anayasa yapımı yöntemi” (incrementalist approach to constitution-making) izlemek, muhtemelen daha gerçekçi bir yol olacaktır.

Bu senaryo başlığı altında tartışılması gereken bir soru da yenik Cumhur İttifakı ortaklarının tutumunun ne olacağıdır. Acaba bu iki ortak, daha büyük ihtimalle büyük ortak AKP, yeni siyasal düzende etkilerini bir ölçüde muhafaza edebilmek amacıyla böyle bir anayasa değişikliği sürecine katılabilir veya destek olabilirler mi? Gerçi her iki partinin geçmişinde radikal U dönüşü örnekleri vardır ancak ben, yaklaşık dört yıldır neredeyse her gün, Türk toplumunu Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sisteminin faziletleri ve parlâmenter rejimin nasıl bir musibet olduğu yolunda iknaya çalışan bu iki partinin, bu kadar radikal bir dönüşü gerçekleştiremeyeceği ve gerçekleştirmek istemeyeceği kanısındayım.

AKP en çok, mahir olduğu algı yönetimi stratejisinin yeni bir örneği olarak, yürürlükteki Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi üzerinde bazı kozmetik değişikliklere razı olabilir. Parlâmenter rejime geçişte kararlı olan muhalefet partilerinin ise bu aldatmacaya ortak olmaları beklenemez.

Üçüncü bir senaryo, muhalefet bloğunun Cumhurbaşkanlığını ve TBMM çoğunluğunu ele geçirmesi, fakat Anayasayı değiştirmek için gerekli beşte üçlük Meclis çoğunluğuna ulaşamamasıdır. Seçim araştırmalarının bulgularına göre bu, gerçekleşmesi en muhtemel senaryo olmakla birlikte, kamuoyundaki tartışmalarda bu ihtimale fazla yer verilmiyor olması ilginçtir. Elbette böyle kısmî bir değişim dahi, ülkede hissedilir bir ferahlama yaratacak, muhalefetin ortak adayı olarak Cumhurbaşkanı seçilen kişi, yetkilerini çok daha etkili bir istişare süreci ile kullanacaktır.

Anayasada aksine açık hüküm bulunmayan konularda kanunî düzenlemelerle iyileştirmeler sağlanabilecektir. Bunların başında şüphesiz Seçim ve Siyasi Partiler Kanunlarında yapılacak değişiklikler gelmektedir. Gerçekten bu iki kanun, siyasal rejimin işleyişinde belki anayasalar kadar etkili metinlerdir. Bu alanda yapılabilecek reformları, başka bir yazımda ele almayı düşünüyorum. Ama herhalde Siyasi Partiler Kanunu’ndaki çağ dışı siyaset yasakları kaldırılmalı, Seçim Kanunu’ndaki hiçbir demokratik ülkede benzeri olmayan yüzde 10’luk ülke barajı yüzde 3-4 gibi makul bir düzeye indirilmelidir.

TBMM İçtüzüğü’nde yapılacak değişiklikler de Meclisin denetim fonksiyonunu daha etkili şekilde yerine getirmesine yardımcı olabilir. Gerçi Anayasa değişmedikçe gensoru ve sözlü soru gibi en etkili denetim araçlarını canlandırmak mümkün olamaz; ancak 2017 Anayasa değişikliğinin Meclisin denetim araçları olarak tanıdığı yazılı soru, genel görüşme ve meclis araştırması mekanizmalarının daha etkili kılınması, İçtüzük değişikliği ile mümkündür. Mesela yazılı sorulara hiç veya vaktinde cevap vermeyen bakanlar hakkında bazı müeyyideler getirilebilir; belli sayıda veya belli oranda milletvekilinin talebi üzerine genel görüşme açılması ve meclis araştırması komisyonu kurulması zorunlu hale getirilebilir; meclis komisyonları güçlendirilebilir.”