Köroğlu

Türk dünyasının hemen her köşesinde, yerel versiyonları ile en iyi bilinen ve en çok söylenen destanlardan biridir. Bir hikâye bu kadar yaygınsa, hale göre toplumsal hafızayı ve tecrübeyi yansıtır. Bir yanda gücü ve iktidarı temsil eden Bolu Beyi, öbür tarafta uğradığı haksızlığa ve zulme isyan edip dağlara çıkan, geniş halk kesimlerini temsil eden, hatta onlara önderlik edip yol gösteren Köroğlu. Yol kesen, haraç alan, soygun yapan; ama zalimleri cezalandıran ve zenginden alıp yoksullara dağıtan bir halk kahramanı.

Köroğlu destanını derleyen Yaşar Kemal, aynı kahramanın modern versiyonu olan İnce Memet’in de yazarıdır. Kahraman düpedüz eşkıyadır. Her ne kadar Kemal Tahir Çankırı cezaevinde kaleme aldığı Rahmet Yolları Kesti romanıyla, eşkıyayı bir anti kahramana dönüştürse de, Yavuz Turgul’un Şener Şen’e oynattığı Eşkıya ile, Köroğlu tiplemesi itibarını korumaya devam ediyor.

Köroğlu, eşkıya olmasına rağmen evrensel bir karakter ve bütün çağların değişmez halk kahramanıdır. Robin Hood, Giyom Tell, Zoro hikayeleri hep benzer temayı tekrarlar. Haksızlıktan, zulümden, yoksulluktan, çaresizlikten ve tabii güçsüzlükten kaçıp halkın içinden çıkan bir isyancının hikayesinde teselli bulmak, demek ki insanlığın ortak paydası.

Köroğlu hikâyesinin ana teması aslında Bolu beyi etrafında döner. Bolu beyi olmasa Köroğlu olmazdı, kahraman bütün anlamını ve işlevini kaybederdi. Bu evrensel temada, hikâyenin heyecan verici labirentleri arasında kaybolmak istemiyorsanız, mutlaka Bolu beyine ve onun yapıp-ettiklerine odaklanmanız gerekir. Herkes Köroğlu olamaz; bu yüzden kıssadan hisse çıkarmak için Bolu beyini takip etmek gerekir.

***

Yapılan kamuoyu araştırmalarına göre, Sedat Peker’in mesajları toplumun % 92’sine ulaşıyormuş, söylediklerinin doğru olduğuna inananların oranı ise % 72 imiş. Bu rakamlar, toplumun yeni bir Köroğlu hikâyesini yakından, üstelik severek takip ettiğini gösteriyor. En etkili haber kaynağı olarak medyayı çok gerilerde bırakıyor, yargının ve devletin denetim organlarının rolünü üstleniyor, siyasî rekabetin alanını ve sınırlarını tayin ediyor. Partilerin, politik aktörlerin ve denetim organlarının rolünü üstleniyor. Üstelik bütün bunları kendi tanımıyla “suç örgütü lideri” yani eski zamanların “eşkıya”sı sıfatıyla yapıyor.

Kuvvetli ve sürükleyici bir edebiyatla karşılaşmanıza da şaşırmayın. Unutmayın: Köroğlu öyle bir eşkıya idi ki, hem savaşır, hem de bir şair olarak saz çalıp söylerdi.

Peker’e konulan rezervler kalktı; onun haberciliğine, etkileme eleştirme gücüne halkımız teslim oldu.

***

Birbirine benzemeyen altı partiyi bir arada tutan yapıştırıcıyı sürekli olarak İktidar kanadı imal ediyor. Ekonomik kriz ortamında, kaybedecek bir şeyi kalmayanların kutuplaştırma hamlelerine verdiği karşılık pek de beklendiği gibi olmuyor. “Din elden gidiyor” da, “vatan-millet-bayrak” da iş görmüyor.

Kılıçdaroğlu’nu “aday olabilirim” noktasına taşıyan iktidar, şimdi bu söze sazan gibi atlamaktan çekiniyor. O nokta bile aşıldı artık. “Muhalefet hangi adayla kazanır?” sorusu, “iktidarın neden kaybedeceği” sorusuna yerini bırakıyor. “Bir gece ansızın” kazanılacak veya ertelenecek seçim de kimse tarafından ka’le alınmıyor. İktidarın zaafları altı partiyi yanaşık düzene sokuyor, görev değişimini mecburi hale getiriyor.

Devleti bütünüyle teslim alan yolsuzluk iddiaları, ekonomik krizin ve yoksulluğun sebebi olarak tartıya giriyor. Yargının hali, adalet arayışını erteletiyor. Tablo berraklaşıyor: Seçimi açık ara farkla Köroğlu kazanacak gibi görünüyor.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.