18 Ekim 2022'yi unutmayın: Özgürlüğün kısıtlandığı yerde iyi şeyler olmaz

Bugünün tarihini bir yere yazınız: 18 Ekim 2022…

Göreceksiniz, önümüzdeki on yıllarda bu tarih sıkça tekrarlanacak…

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Meclis’ten AK Parti ve MHP milletvekillerinin oylarıyla geçen ve kamuoyunda ‘sansür yasası’ diye anılan yasal düzenlemeyi, birkaç gün beklettikten sonra, dün onayladı ve metin bugünkü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Artık ‘dezenformasyon’ bahaneli cezalara herkes hazır olmalı.

Yalnız günlük gazetelerde yazanlar veya TV kanallarında yorum yapanlar değil, evet onlar da bu yasanın kapsamındalar ama ‘sosyal medya’ denilen Twitter, Facebook, Instagram, TikTok gibi platformlarda görüş açıklayanlar da, yasanın 29. maddesinde sınırları daraltılmış alanın dışına çıktıkları takdirde, mahkemelerle tanışacak, o maddeyi çiğnemiş görülürlerse, üç yıla kadar cezaevlerinde misafir edilecekler.

AK Partililer yasayı Meclis’te kabul ettikleri gün çok sevinçliydiler; o sevinçle genel kurul salonunda toplu fotoğraf da çektirdiler. 

Ne kadar da mutlu, mesut, bahtiyar görünüyorlar…

Görevi iktidarın her yaptığını savunmak olan parti sözcüleri ile medyadaki destekçileri arasında çıkan yasayı içlerine sindiremeyenler var mıdır acaba?

Sanıyorum var.

Yasa çıksın diye uğraşanlardan birkaçı, medyadaki köşe sahibi destekçilerden de bazısı, yasayı metinde var olmayan bazı şartlara bağlama çabasına girdiler. Onlara göre, yargılanmak için beş şartın yerine gelmesi gerekiyormuş.

İleride davalar açılmaya başladığında mahkemeler şimdi açıklanan o şartlara bakarak mı yoksa 29. maddede ne yazıyorsa ona dayanarak mı karar verecekler, bunun mukayesesini sağlıklı yapabilmek için, o beş şartı, AK Parti sözcüsünün ağzından çıktığı şekliyle buraya aktarıyorum:

“Suçun teşekkülü için tam beş maddenin, beşinin de varlığı aranacak. Yani;

-Yayılan haber gerçek olmayacak.

-Ülkenin güvenliği ve kamu sağlığı ile ilgili gerçekdışı haber olacak. 

-Halk arasında panik, korku ve endişe oluşturma kastı taşıyacak.

-Kamu barışını bozmaya elverişli olacak.

-Bunlar aleni biçimde yapılacak.”

Metinde bu sınırlamayı haklı gösterecek bir yumuşaklık yok. Savcı, birinin yapacağı suç duyurusunu veya Cumhurbaşkanlığı’na CİMER aracılığıyla iletilen şikayetin kendilerine gönderilmesini soruşturma ve dava konusu yapabilecek, yargıç da, büyük ihtimalle, en ağır cezayı takdir edecektir.

Geçmişte Türk Ceza Kanunu’nda yer alan 141, 142, 163 ve daha sonraları 312. maddeler mahkemeler tarafından hep öyle uygulanmış, uzun yıllar boyunca sağ ve soldan nice insan, sakıncalı görüşlere sahip olduğu, yasaklanmış kitaplar okuduğu veya yazılı-sözlü propaganda yaptığı iddialarıyla ağır cezalara çarptırılmışlardır.

Necip Fazıl okul yıllarından daha uzun süre cezaevlerinde kaldığını söylerdi ve vefatı 12 Eylül (1980) askeri yönetiminin kendisini bir kitabı sebebiyle cezaevine atma hazırlığına denk gelmişti. Vefat etmeseydi, ileri yaşına ve hastalıklarına rağmen hapse atılacaktı.

Sezai Karakoç 1970’li yılların başlarında ‘İslam’ın Dirilişi’ adlı hacimce küçük kitabı yüzünden yargılandı, ceza aldı, 1974 yılında çıkan af sayesinde cezaevine girmekten kurtuldu.

Artık Devlet Bahçeli’nin bile şiirlerini kitleler önünde okuduğu Nazım Hikmet, şimdilerde yere göğe sığdırılmasına bakmayın, en verimli olacağı yıllarını cezaevinde geçirmiştir.

Hayatının tam 12 yılını… 

O yıllar gerilerde kaldı, insanlar düşünceleri ve düşüncelerini açıklamaları sebebiyle yargılanmıyor, cezaevlerine düşmüyor deniliyordu ki, sonunda cezaevleri yine eski fonksiyonuna kavuşmaya başladı.

Yeni yasayla bu durum daha da vahim bir hal alacak.

Alacak da ne olacak?

Dezenformasyon yasası işletilerek medya mensupları ve sosyal medya kullanıcıları hesaba çekilebildiği için ekonomik sıkıntılar hissedilmeyecek mi?

Yasa çıktı ve uygulanmaya başladı diye doların TL karşısındaki değeri 19 TL’ye yaklaşmışken 10 TL’nin altına mı düşecek?

Daha müreffeh ve insanlarını mutlu eden bir ülke haline mi gelecek Türkiye?

Görüş açıklayanlardan görüşleri beğenilmeyenler yargılanmaya başlayınca, AK Parti ile MHP’ye oy vermemeye kararlı seçmen, kararını değiştirip iktidarın ömrünü uzatacak şekilde mi davranacak?

Ülkemize dışarıdan bakanlar, “Aman ne iyi oldu, yalan-yanlış şeyler konuşup paylaşanlar hapse atılıyor, gidelim Türkiye’ye yatırım yapalım” deyip paralarını üzerimize mi boca edecekler?

Sahi bugünden itibaren ne olacak?

Ne olacağını bilmesem de  bunların hiçbirinin olmayacağını biliyorum.

Tarih özgürlükler kısıtlandığında bunun yapıldığı ülkede iyi şeyler olmadığını yazıyor.

Kendi tarihimizin bugünkü iktidar tarafından da sıkça eleştirilen sayfalarında yer alan olaylar da yanlışlığın tanığı.

Necip Fazıl’ı, Nazım Hikmet’i, hatta sonradan başbakanlık da yapmış gazeteci Bülent Ecevit’i hapse attılar da ne oldu?

[Bir dönem sıkça yargılanıp cezalandırılan gazeteciler ve yazarların ikinci adresi halini almış ve bu özelliğiyle onların yattığı bölüm ‘Hilton koğuşu’ olarak adlandırılmış Ankara’daki Ulucanlar Cezaevi, yakın zamanda müze haline dönüştürülmüştü. Oradan yatan Necip Fazıl, Ahmet Arif, Çetin Altan, Bülent Ecevit gibi isimleri hatırlamaya yarayacak hatıra eşyaları ve resimler müze ziyaretçilerine o dönemler hakkında bilgi sağlıyor.] 

Siz benim en başta yaptığım tavsiyeyi ciddiye alın ve bugünün tarihini akıl defterinizin bir tarafına kaydedin.

Bugün 18 Ekim 2022. Kamuoyunda ‘sansür yasası’ ismini alan düzenleme bugün yürürlüğe girdi.

Yürürlükten kalktığı günden başlayarak 18 Ekim 2022 tarihi sıkça anılacak.

Tıpkı basından sansürün kaldırıldığı için hafızalara kazınan ve sonradan ’basın bayramı’ olarak kullanılmaya başlanan 24 Temmuz 1908 tarihi gibi. 

Meclis’te çekilmiş toplu fotoğraf o zaman ayrı bir değer kazanacak.


Bu yazı Fehmi Koru'nun bloğundan alınmıştır. Kaynağına buradan ulaşabilirsiniz

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.