Erdoğan Ukrayna ve Rusya arasında: İki ucu keskin bıçakta dans

İktidar medyasının amiral gemisi Sabah’ın, Erdoğan’a yakın başyazarı Mehmet Barlas, 20 Şubat’ta üç ülkeyi kapsayan Afrika turuna çıkan Erdoğan’ın Ukrayna-Rusya krizinde sürece hakimiyetini övdüğü başyazısında,“Eğer ortada sahici bir savaş ihtimali olsa Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün dört günlük Afrika gezisine çıkmazdı. Rusya Devlet Başkanı Putin ile sürekli temas halinde bulunan Cumhurbaşkanı'nın bu davranışı, Ukrayna'da bir savaş olmayacağını adeta kanıtı gibi” diyordu.

Ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 21 Şubat gecesi Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk ve Luhansk’ı (DHC-LHC) tanıması, ardından ‘barış gücü’ misyonuyla Rus ordusuna harekât talimatı vermesi muhtemelen Erdoğan’ı şoke etti.

Neredeyse ayda bir telefonla görüştüğü, ‘dostum’ diye hitap ettiği Rusya lideri anlaşılan Erdoğan’a hiç renk vermemiş.

Öyle ki, Cumhurbaşkanı turun üçüncü durağı Gine Bissau’yu iptal edip apar topar Türkiye’ye döndü.

Erdoğan dönüşte yaptığı açıklamada Ukrayna ve Rusya’nın Türkiye için ekonomik, siyasi, ticari açıdan ‘vazgeçilmez’ olduğunu söyledi.

Ancak Türkiye’nin asıl sıkıntısı bu noktada başlıyor. 2014’te Kırım’ın ilhakı sonrasında ABD’nin Rusya’ya CAATSA yaptırımları başlatması, AB’nin yaptırım kararı almasına karşılık Türkiye hem ilhakı tanımadı hem de yaptırımlara katılmadı.

Bu kez Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğünü savunan Türkiye’nin diğer yanda Doğu Ukrayna’yı fiilen kendi egemenliğine almaya hazırlanan Rusya’ya karşı yaptırımların dışında kalması zor görünüyor.

Yaptırımlara katılma durumunda, Rusya’nın karşı yaptırımlarıyla yüz yüze kalınması olasılığı yüksek. Benzer süreci 2015’te Suriye’deki savaş uçağı krizinde yaşayan Türkiye çok ciddi ekonomik kayıplar ve ağır hasarla karşılaştı.

Erdoğan, malum, Putin’e özür mektubu yazmak zorunda kaldı.

ABD, AB ve NATO Rusya’ya karşı ekonomik ve askeri yaptırım tehditlerini sıraladılar. Kuzey Akım 2 boru hattının durdurulması ardından üç Rus bankası ile Rusya Parlamentosunun alt kanadı Duma üyelerine, Putin’e yakın bazı oligarklara, Rus elitlere yaptırım kararları açıklandı.

Putin, Çarlık dönemi Rusya’sı ve Sovyetler Birliği’nin kuruluş sürecine uzayan tarihsel teziyle DHC ve LHC’de ‘sahiplik ve egemenlik’ haklarının bulunduğu iddiasında.

Rus lider bir süre önce Kremlin’in web sitesinde Rusça/Ukraynaca yayınlanan makalesinde bugünkü hamlesinin işaretlerini ve gerekçelerini vurgulamıştı.

1922’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) kuruluşunun temelini oluşturan Birlik Sözleşmesi’ne dikkat çeken Putin, katılımcı Cumhuriyetler birlikten ayrıldığında katılım öncesindeki sınırların geçerli olacağının öngörüldüğüne işaret ediyor.

Ukrayna’nın SSCB’ye katıldığı 1922’de Kırım, Donetsk, Luhansk’ın Rusya toprağı olduğunu, Kırım’ın 1954’te dönemin Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Nikita Kruşçev tarafından Ukrayna’ya verildiğini anımsatıyor.

Ukrayna asıllı Sovyet lideri Kruşçev Ukrayna’nın Kalinovka kentinde doğmuştu.

Putin birlikten ayrılan ülkelerin sözleşme öncesindeki sınırlarına dönmelerinin, ‘1922 Birlik Sözleşmesi ve hukukun gereği’ olduğunu; ‘gelirken ne getirdiysen ayrıldığın zaman onu alıp gidersin’ ilkesiyle vurguluyor.

Rusya lideri Ukrayna’nın bağımsızlık ilanı sonrasında, Kırım, Donetsk-Luhansk ile ilgili taleplerin Rusya’nın tarihsel ve doğal hakkı olduğunu, buna kimsenin itiraz edemeyeceğini savunuyor.

ABD Başkanı Biden ‘Rusya ile savaşma niyetimiz yok’ diyerek ilk yaptırımları açıkladı.

AB liderleri de benzer yaklaşımda ve yaptırımlardan yana. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Doğu Avrupa ve Baltık’taki NATO üyesi ülkelere askeri yığınak, savaş uçağı ve savaş gemisi takviyesi yapılacağını duyurdu. Ukrayna’ya destek için başta ABD, İngiltere, Hollanda, İspanya ve diğer NATO üyeleri savaş gemilerini Karadeniz’e göndermeyi vaat ediyor.

NATO üyesi ve AB tam üyelik adayı Türkiye’nin gerek siyasi gerek askeri ve gerekse ekonomik olarak her yönden ağır baskılarla, sıkıntılarla karşı karşıya kalması ihtimali bu noktadan itibaren yükseliyor.

Kanal İstanbul projesine yönelik tepkiler üzerine Montrö Boğazlar Sözleşmesinin gerekirse tartışmaya açılabileceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan ve TBMM Başkanı Mustafa Şentop’a muhalefetin yanı sıra Rusya’dan da tepkiler gelmişti.

Rusya, Montrö’nün Karadeniz’de barış ve güvenlik için vazgeçilmez önemde olduğunu ve tartışılamayacağını o dönemde en üst düzeyde açıkladı. Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin haklarının, güvenliğinin Montrö Sözleşmesi güvencesinde olduğunu ilan etti. Erdoğan ise Montrö’nün bugüne kadar Türkiye’ye bir şey kazandırmadığını, Kanal İstanbul ile ciddi parasal getiri elde edileceğini savunuyor.

NATO’nun Karadeniz’e kıyısı olmayan üye ülkelerin savaş gemilerini Karadeniz’e gönderme hamlesi, Montrö kapsamında savaş zamanı gemilerin boğazlardan geçişine izin konusundaki ‘tarafsızlık’ kuralından dolayı Türkiye’yi tüm tarafların (ABD-NATO ve Rusya-Ukrayna) baskısı altına sokacak.

Yaptırımların yanı sıra askeri ve siyasi baskıların da Türkiye üzerinde yoğunlaşması ciddi handikap. Erdoğan’ın vurguladığı gibi her iki ülke de Türkiye ekonomisi, turizmi, ihracatı, enerji politikaları vb. açısından vazgeçilemeyecek önemde.

Son dönemde ikili ticari ilişkiler, İHA-SİHA satışları, iktidara yakın müteahhitlerin üstlendiği milyarlarca dolarlık altyapı, otoyol, havaalanı ihaleleri, vizesiz-kimlik kartıyla seyahat anlaşması ve turizmde yükselişe geçen Ukrayna ile ilişkilerinin bozulmasını Türkiye ekonomisi kaldıramaz.

COVID-19 salgını öncesinde 2019’da Türkiye’ye gelen Rus ve Ukraynalı turist sayısı 9 milyona yakındı. Geçen yıl AB ve İngiltere’nin uzun süre Türkiye’yi seyahat yasağı listesinde tutmasına rağmen 1,5 milyon Ukraynalı, yaklaşık 4 milyon Rus turist Türkiye turizmini ayakta tuttu. Rusya Tur Operatörleri Birliği ATOR, bu yıl Rusya’daki erken rezervasyonların yüzde 70’inin Türkiye turları olduğunu açıkladı.

Ayrıca Türkiye, başta ekmeklik buğday olmak üzere ayçiçek yağı, mısır, arpa, soya ve pek çok tarımsal ürün ithalatının yüzde 50’den fazlası Ukrayna ve Rusya’dan yapılıyor. 2021’de Ukrayna-Türkiye ticaret hacmi 7 milyar dolar iken, Erdoğan’ın son Kiev ziyaretinde 10 milyar dolarlık ticaret hacmi hedeflendi.

Rusya-Türkiye ticareti ise 29 milyar dolar ve hedef 100 milyar dolar. Olası savaş durumunda Rus-Ukraynalı turist beklentisi tersine döneceği gibi, iktidarın bu yıl turizmden 35 milyar dolar gelir hedefi, kurları baskılama, rezervleri artırma planları çökebilir.

Türkiye, Rusya’ya yaptırımlarla ciddi ekonomik kayıplarla karşı karşıya kalabileceği gibi Putin, yaptırımları Türkiye üzerinden delmek için ‘yakın dostu’ Erdoğan’a baskıyı artırabilir.

Rusya’ya karşı sert açıklamalar, doğrudan olmasa da 2015 krizindekine benzer şekilde Rusya’nın dolaylı yaptırımlarını beraberinde getirebilir.

Erdoğan, Ukrayna-Rusya-ABD-AB ve NATO arasında oldukça sıkıntılı bir konumda. Ukrayna ve batıya olası destek durumunda Rusya, İdlib’te, Kuzey Suriye’de, Libya’da da sert karşılık verme yoluna gidebilir.

Gelinen noktada krizin en büyük kaybedeninin Türkiye olması ihtimali yüksek. Dolar/TL kuru 13,50’den, 13,90’a, Euro/TL 15,60’a yükseldi. Küresel petrol ve doğalgaz fiyatlarının yükselişe geçmesiyle akaryakıta, doğalgaza, elektriğe yeni zamlar gündemde.

Bunun anlamı, her alanda zincirleme zamlarla, kur ve maliyet artışlarıyla enflasyonun tümüyle kontrolden çıkması.

Ukrayna-Rusya krizinde Putin’in hamleleri Erdoğan’ı Afrika safarisini yarıda kesmek zorunda bırakırken, Türkiye’yi iki ucu keskin bir bıçakla karşı karşıya getirdi.

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.