Savaş notları

  • Tarih: 

Britanyalı tarihçi Eric Hobsbawn, 1789 Fransız Devrimi ile başlayan ve 1914’te Cihan Harbinin başlamasıyla biten “Uzun 19. yüzyıl” kavramını kullanır. Aynı kavram bağlamında, 1915’te başlayan 20. yüzyıl ise muhtemelen 2022’de bitti. Kitlesel katliamlar yüzyılının 1915 Ermeni Soykırımı ile başlaması da mânidar. 

Oysa 20. yüzyılın 1989’da, Soğuk Savaşın sonu ve Batı’nın galibiyetiyle bittiğini savunan ve söyleyen çoktu. 

“Yeni dünya düzeni” ve “tarihin sonu” yakıştırmaları erkenden, hem de tarihin sonu üzerinden neredeyse ebedî bir 21. yüzyılı müjdeliyordu.

Yeni düzen anca 1989-2022 arası otuz küsur yıl sürebildi. 

Putin adlı diktatörün tezgâhından çıkmış olduğu anlaşılan Ukrayna işgâl harekâtı düzenin yapaylığını faş ederken tarihin de bir bakıma intikamını almış bulunuyor. 

  • Tatlı ticaretin sonu: 

18. yüzyılın ikinci yarısında iki düşünür, biri Fransız, Montesquieu; diğeri Britanyalı, Bentham,  ticaretin savaşta vücut bulan barbar hissiyatı gemler mahiyette olduğunu dile getirirler. 

Tatlı ticaret gözlemi, ülkeler ve insanlar arasındaki alışverişin askerî değil siyasî bir anlayışı teşvik ettiğini, savaşa gitme riskini azalttığını zira savaşın çıkar işbirliğine girmiş olan tarafların hepsine büyük zarar vereceğini söylerler.

Tüccarların ülkelerinin yöneticilerine, ticarete ve kazanca zarar vermemek için savaşı her durumda engellemeleri için baskı yaptıklarına işaret ederler. Ticaretin Batı dillerindeki karşılıklarından biri “commerce” aynı zamanda karşılıklı konuşma ve etkileşim anlamını boşuna taşımaz. 

1989 sonrasında Batı dünyası, 1945’ten bu yana Avrupa ve Kuzey Amerika coğrafyasında, Yugoslav içsavaşı faciası dışında, süren savaşsızlığın artık kalıcı ve küresel olabileceği bahsine girdi. 

Bahsin güvenlik ayağı NATO, ekonomik ayağı da piyasa ekonomisinde cisimleşen “tatlı ticaret” idi. Böylelikle savaşçı eğilimlerin külliyen yatıştırılabileceği hesabı yapılıyordu. 

Batı demokrasileriyle aynı dili konuşmayan hatta hiçbir dil konuşmayan gayridemokratik ülkeler bu düzende yerlerini aldıkları gibi gösterilen sınırsız hoşgörü sayesinde semirdikçe semirdiler. 

Ticaretin yatıştırıcı özelliği gayridemokratik ülkelere vız geldiği gibi yatıştırma (appeasement), ticarete zarar verilmemesi için demokratik ülkelerin yegâne politikası hâline geldi. 

Bu ahlâksız bahisten ziyadesiyle faydalanan iki ülke Çin ve Rusya oldu. 

Çin ucuz ve vasıflı üretim kapasitesiyle dünyanın atölyesi olurken Rusya özellikle Avrupa’nın, baş enerji tedarikçisi hâline geldi. 

Bu esnada 1945 sonrasında var edilen devletlerarası kurumların şeklen de olsa temellerindeki insan hakları vurgusu tuz buz oldu. 

Batı, ticaretin bekâsı için üç maymunu oynar hâle geldi. 

Birkaç zamandır, iyice güçlenen Çin’in küresel çapta tam da ticaret vasıtasıyla uygulamaya başladığı dayatmacı ve üsttenci üslûbu ve göz göre göre Doğu Türkistan’a uyguladığı kültürel soykırım rahatsızlık yaratıyordu. 

Putin’in Ukrayna seferiyle çanak çömlek patladı. 

Şubat 2022’den sonra 1989 sonrası “düzen” büyük olasılıkla baştan aşağıya gözden geçirilecek. 

Batı açısından 1989 sonrasının egoist konforu bitti

Mızmızlanarak alınan ekonomik ve malî yaptırım kararları elbette kararları alan ülkelere de dokunacak. Rus devlet borcunu finanse etmiş Avusturya, Fransa ve İtalya bankaları, Rus gazından beslenen şirketler elbette zarar yazacak. Rus gazına olan bağımlılık biterken ülkelere ek malî yük binecek. Askerî harcamalar bütçelere muazzam yük getirecek. 

Hâsılı kelâm özgürlük biraz daha zahmetli ve pahalı olacak. Para için ayaklar altına alınılmasına göz yumulan hukuk devleti ve insan hakları belki yeniden anlam kazanacak.

  • Almanya:

Bu büyük fiyasko ve hayal kırıklığının en şiddetli yaşandığı yer herhalde Almanya. Daha düne kadar hangi renk hükümet olursa olsun alttan alma, yatıştırma politikasının şampiyonu olan Almanya birkaç gün içerisinde işitilmemiş kararlar aldı.

10 küsur milyar avroluk ve bitmiş Kuzey Akım-2 sisteminin askıya alınması; doğrudan ve üçüncü ülkeler aracılığıyla Ukrayna’ya silâh desteği; silâhlı kuvvetlere 100 milyar avro yatırım ve NATO’nun millî gelirin %2 hedefine tam uyum; iki LNG terminali inşası ve stratejik enerji rezervleri oluşturma taahhüdü; bazı Rus malî kuruluşlarını SWIFT’den çıkarılması taahhüdü; Rus gazının arsız lobicisi eski Sosyal Demokrat Şansölye Schröder’in reddiyesi de dâhil SPD’nin Rusya hakkında kalan son illüzyonlarının muhtemel sonu. 

Baş yatıştırıcı ve dolaylı Putin (ve Erdoğan) muhibbi Angela Merkel’in savunma bakanı Annegret Kramp-Karrenbauer’in şu ifadesini daha birkaç ay önce işitebilir miydik: 

“Tarihî başarısızlığımız için kendimize çok kızgınım. Gürcistan, Kırım ve Donbas’tan sonra Putin’i gerçekten caydıracak hiçbir şey hazırlamadık”. 

  • Rusya:

22 yıldır iktidarda olan Rusya diktatörü, Sovyetlerin aksine her türlü denge ve denetleme sisteminden azade bir sistem kurdu kendine. Sovyet döneminde Stalin sonrasında Politbüro ve Merkez Komitesinden başlayarak Komünist Parti’nin her seviyesinde çekişmeler, diğer Sovyet cumhuriyetleriyle gözetilmesi gereken dengeler ve Soğuk Savaş hâli, SSCB’nin en güçlü şahsiyeti Komünist Parti Genel Sekterinin her istediğini yapmasını engeller mahiyette idi. 

Yani Putin bugünün Brejnev’i filan değil…

Hazret başa geçtiği andan itibaren SSCB sonrası Rusya’nın zayıf idarî ve hukukî altyapısını kendine göre şekillendirdi. 

KGB geleneği sayesinde muazzam bir polis devleti inşa ederek sultasını pekiştirdi. 

Baştaki ademimerkeziyetçi arayış Rusya Federasyonu olarak temayüz etmiş olsa da, Putin hızla bölgelerin elindeki gücü aldı.

İktidara geldiği günden beri ülkeyi yeniden merkezîleştiriyor, iktidarı da şahsîleştiriyor. 2004’te bir yasayla parlamentonun bölgeleri temsil eden üst kanadı Federasyon Konseyi’ndeki temsilciler bölgelerinde seçilmek yerine devlet başkanlığı tarafından atanmaya (ve kovulmaya) başlandılar. Bölge valileri de öyle. 

Böylece “Rusya Federasyonu” tanımındaki federasyon çoktan gitti, sade Rusyası kaldı.

Bugün, Sovyet gizli servisi KGB’nin yeni modeli olan FSB’nin, tamamen başına buyruk ve Sovyet Komünist Partisi’nin kontrolünde olan KGB’den dahî bağımsız olduğu uzmanlarca belirtiliyor. 

Putin’in bu ayrıcalıklı zümreyi yeniden ayağa kaldırdığı ve ilk başkanlık döneminin sonunda Rusya’yı idare edenlerin yüzde sekseninin FSB kökenli ve elbette Putin’in kontrolünde olduğu biliniyor. 

Bu zümrenin, Rusya’nın tek ciddî güç kaynağı olan enerji sektörünü tamamen kontrol altında tuttuğu da… 

Medya ise Putin’in ilk döneminde zapt-ı rapt altına alınmıştı. Önce televizyonların sahibi ‘oligark’ tabir edilen büyük sermayedarlar televizyonlarını devrettiler. Gazeteler birkaç marjinal ve etkisi olmayan yayın organı dışında tamamen rejime biat etmiş durumda

Bugün Rusyalıların ezici çoğunluğu Ukrayna Savaşından bihaber. 

Putin’in güç temerküzü ve zehirlenmesi aşikâr, dolayısıyla tehlike büyük ve şakası yok.

Sonuçta Rus rejiminin, ne sultası altındaki halklara ne bölge halklarına kan, ter ve gözyaşından başka sunabileceği bir şey yok. Rusya yıllardır beyin ve sermaye göçü veren ve giderek zayıflayan bir toprak. 

  • Türkiye

Aralık 1989’da Romanya diktatörü Çavuşesku idama mahkûm edilip kurşuna dizildiğinde sanırım bir tek Türkiye’de “Çavuşeskular ölmez!” sloganı ile yürüyüş yapılmıştı. 

Otuz küsur sene sonra kamuoyunun bir milim ilerleyemediği görülüyor.  

Sayısız dünya başkentinin aksine Türkiye’de kamuoyu, polis yasağı olmamasına rağmen (!) ve Yeşiller Partisinin çağrısı gibi birkaç toplantı dışında kitlesel bir ahlâkî tepki veremedi. 

Aksine, Soğuk Savaş döneminden kalma NATO/Batı karşıtı/düşmanı bayat, nankör ve şımarıkça sloganlar, “tam bağımsız Türkiye” masalları, “Batı uşağı Nazi Ukrayna’ya oh olsun!” demeye kadar giden marazî ve cahilâne bir Rusperverlik, alenî bir askerî saldırı karşısında içi boş “barış” lakırdıları, meclisteki siyasî partiler seviyesinde ise tamamen seçici ve daha ziyade rejimi hedef alan ucuz kahramanlıkları duymaktan helâk olduk.  

Bu güdük ve kavruk tepkilerin hiçbiri TSK ve cihatçı paralı askerinin Suriye’de sürdürdüğü tıpa tıp aynı, “sebepsiz ve haksız” askerî saldırılara değinmedi. 

Rejime gelince, ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabilen uyduruk denge politikasının esiri olarak dünyada kimsenin dikkate ve ciddiye almadığı birbiriyle çelişen beyan ve hareketlerini ister istemez sürdürdü

2002’den bu yana önüne gelenle arabulmak için ter ter tepinen rejim bu sefer de NATO üyesi olduğunu unutarak Kiev ile Moskova’nın arasını bulmak için kendini ortaya attı. 

Buna mukabil diğer ülkelerin aksine Ukrayna’ya askerî yardım yapmaktan geri durdu. 

Avrupa Konseyinde Rusya karşıtı oy kullanmadı ve savaş hâlinde Montrö’yü uygulayarak işin içinden bedavaya sıyrılabileceği hesabını yaptı

Oysa Rusya’nın Karadeniz’de yeterince savaş gemisi var ve Kırım Üssü’ne mensup gemilerin ana üsse dönmek için Boğazlara girmesini yasaklamak Montrö uyarınca mümkün değil. 

Yalnız Ankara rejimi ve reisi yukarıda değindiğim yeni dönemde artık el üstünde tutulmayabilir, kendilerine müsamaha gösterilmeyebilir, aksine bir tarafı tutmaya ve diğer tarafı da gözden çıkarmaya mecbur bırakılabilir. 

Gözden çıkarılacak taraf Rusya olacağından bunun, enva-i çeşit bağımlılık dolayısıyla hatırı sayılır bedelleri olabilir. 

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar