Erdoğan, siyasi geleceğini kurtaracak kadar mı reform yapacak?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye ekonomisi ve demokrasisini güçlendirmek için yeni bir reform sürecine başlamak istediğini duyurdu. 

Hürriyet gazetesindeki habere göre, 20 Kasım'da düzenlenen ticaret fuarında, "Hem ekonomi politikalarımızı güçlendirmek hem de demokrasi ve özgürlük çıtasını yükseltmek için çalışıyoruz, vatandaşlarımız için günlük hayatı kolaylaştırıyoruz" dedi.

Hükümete yakın Daily Sabah gazetesi konuşmayı yeni bir dönemin başlangıcı olarak övdü ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin en üst düzey yetkililerinin iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) mensubu Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesine karşı uyarıda bulunduğu 2007 e-muhtırasının neden olduğu güvenlik endişeleri; 2013 Gezi Parkı protestoları; 2016 başarısız askeri darbe girişiminden dolayı reformların arka planda kaldığını öne sürdü. 

Daily Sabah, o zamandan beri özellikle son birkaç yılda partinin reform gündeminin Türkiye'nin kendi mahallesindeki güvenlik sorunları nedeniyle kesintiye uğradığını ve durduğunu aktardı.

Ancak şimdi, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve darbenin arkasında olmakla suçlanan Gülen hareketinin tehditlerine rağmen, AKP’nin reform gündemi görünüşe göre yoluna girdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve destekçilerinin uygulayacakları gerekli reformlardan yalnızca 2007 ile 2020 yılları arasında geçici olarak uzaklaştıklarını bilmek güzel.

Daily Sabah, reform paketindeki en önemli değişikliğin, darbe sonrası oluşan siyasi manzaranın güvenlik ağırlıklı gündeminin kademeli olarak terk edilmesi olacağını söyledi. Erdoğan ve AKP'nin güvenlik vurgusundan vazgeçmeden daha fazla özgürlük ve refah vaat ettiği belirtildi. 

Devletin Daily Sabah gibi medya destekçilerinin iyimser dünya görüşüne alışkın olan Türk halkının, bu vaatlerle, hiç kuşkusuz ekonomi ve demokratik sistem hakkındaki korkuları yatıştırılacaktır.

Ancak yeni reform söylemlerine rağmen Türkiye, sadakatsiz olduğu düşünülen askeri personeli tutuklamaya ve tasfiye etmeye, yüzlerce gazeteci ve özellikle Kürt yanlısı Halkların Demokratik Partisi'nden (HDP) muhalif siyasetçiyi, hapiste tutmaya devam ediyor.

Türkiye’de şu anda çok sayıda gazeteci ve yüzlerce aktivist hapiste ve 167 gazeteci de ya sürgünde ya da saklanıyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Salı günü, Türk makamlarının 2016 yılında, o sırada Cumhuriyet gazetesi için yazan Ahmet Şık'ı hükümet düşmanlarıyla işbirliği yaptığı suçlamasıyla 13 ay hapiste tutmak için hiçbir haklı sebebi bulunmadığına karar verdi.

Şık, yedi yıl hapis cezasına çarptırıldı ancak temyiz sürecinde serbest bırakıldı ve Haziran 2018 seçimlerinden bu yana milletvekili olarak görev yapıyor.

23 Kasım'da bir mahkeme, gazeteci Mehmet Baransu'yu kapatılan liberal Taraf gazetesinde sızdırılan belgeleri yayınlamaktan 17 yıl hapis cezasına çarptırdı.

Erdoğan'ın müttefiki Bülent Arınç, geçtiğimiz hafta önde gelen siyasi tutuklular Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş'ın cezaevinden çıkarılmasını önererek reform sürecinin gidişatını test etti. Arınç daha sonra Erdoğan'ın kendisini azarlaması üzerine cumhurbaşkanlığı danışma kurulundan istifa etti.

Arınç, hapiste bulunan eski HDP Eşbaşkanı Demirtaş'ın 'Kürt meselesini' anlamak için yazdığı bir kitabını okumayı da önerdi.

Erdoğan, “Bir teröristin yazdığı kitabı herkesin okumasını önermesi beni rahatsız etti. Bu ülkede Kürt sorunu yok” dedi ve  Demirtaş'ın“ terörü ”savunduğunu, ellerinde binlerce Kürt’ün kanı olduğunu” iddia etti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, tutukluluğunun 2019 AİHM kararına aykırı olduğunu, Avrupa Sözleşmesinin 18. Maddesini ihlal ettiğini söyleyerek, eski HDP liderinin serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Çarşamba günü Demirtaş'ın hukuk ekibinden iki avukat Cahit Kırkazak ve Mehmet Deniz Büyük de evlerine düzenlenen baskınlarda gözaltına alındılar ve HDP'ye bağlı tutukluların çoğu gibi aktif PKK üyesi olmakla suçlandılar.

Türkiye, Kürtleri siyasi reform ve Türk devleti içinde daha fazla özerklik hedeflerine ulaşmaları için cesaretlendiremedikçe, hükümete bağlı olmayan her Kürt partisi bu şekilde suçlandıkça, Erdoğan'ın bile tanımayı reddettiği apaçık ve devam eden 'Kürt meselesi' konusunda asla bir şey yapamayacak,

AKP’nin Kürt milletvekillerinden Mehmet İhsan Arslan, Türkiye’nin Kürt vatandaşlarının hayal kırıklıklarını dile getirdiği için geçtiğimiz günlerde partinin disiplin kuruluna sevk edildi. Arslan, “Yapamadığımız pek çok şeyi söylemeye alıştığımız için (güveni) yok ettik. Umut verdik ama yerine getiremedik. Bir zamanlar (Erdoğan)'ın bu sorunu çözebileceğine dair umutlar vardı, ama artık bu umutlar yok çünkü biz de sorunu şiddetle çözmeye çalıştık" dedi. 

Erdoğan'ın meclis çoğunluğunu koruması için koalisyon müttefiki Milliyetçi Hareket Partisi’ne (MHP) ihtiyacı var ve geçen hafta onları sözde reform sürecine dahil edeceğini söyledi.

AKP'de, 2023'te yapılması beklenen ancak daha erkene çekilebilecek bir sonraki genel seçimlerden önce siyasi güç olarak HDP'yi sakat bırakmak için büyük bir istek var. HDP'nin 2015'teki popülaritesi, AKP'nin meclisteki çoğunluğunu kaybetmesine neden oldu ve bu da onları MHP'ye bel bağlamaya zorladı. HDP bir sonraki seçimlerden önce yasaklanırsa AKP'nin salt çoğunluğu alması kolaylaşır.

Erdoğan Çarşamba günü muhaliflerini, anayasanın vatandaşların yargıya emir vermesini yasaklayan 138. Maddesi’ni ihlal etmekle suçladı ve ardından yargıya bu muhalifleri soruşturma emri verdi.

Middle East Eye'a göre Erdoğan, insan haklarını iyileştirmeye yönelik kapsamlı bir yargı paketinin yolda olduğunu söyledi.

Türk hükümetinin reform ve demokratikleşme arzusuna dair herhangi bir somut kanıt olmaksızın, konuyla ilgili açıklamalarının Türkiye içinde veya dışında ciddiye alınması olası değildir.

Türkiye’nin ekonomik sorunları, siyasi meseleleriyle yakından bağlantılıdır. Demokratik reformlar konusunda geri adım atması, Erdoğan'ın hala kararlı olduğunu iddia ettiği Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım sürecinin durmasına neden oldu. Siyasi özgürlüğün olmaması Türkiye'yi uluslararası şirketler, STK'lar ve yatırımcılar için çekici olmayan bir ülke haline getirdi.

Erdoğan’ın reform arzusunun samimiyetsiz olduğu ortaya çıkarsa, Türkiye’nin ekonomik sorunları daha da kötüleşecek ve 18 yıldır iktidarda olan AKP’nin popülaritesi düşmeye devam edecek.

Aynı şekilde, ABD Başkanı seçilen Joe Biden’in insan haklarına öncelik verme taahhüdü, Türkiye’ye verdiği sözleri yerine getirmesi için baskı yapma becerisiyle test edilecek.

Sözler her zaman ucuzdur, ancak insan hakları ve demokratik reformlar konusunda gerçek ilerleme, siyasi sermaye ile ödenmelidir. Biden veya Erdoğan'ın bunlardan herhangi birini harcamayacaklarını keşfetmesi uzun sürmemeli.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.