‘Küçük Lağım Faresi’ meselesi

Dışişleri, Kubicki’ye “sert tepki” göstermese, konudan haberim olmayacak.  Sert tepkiye, tanık olmadım tabii, medyadan öğrendim.

Gazete “Dışişleri’nden Kubicki’ye sert tepki” diye manşet atmıştı. Ama anladığım kadarıyla haberci de sert tepkiye tanık değildi. O da Dışişleri’nin yazılı açıklamasından öğrenmişti.

Yani Kubicki’ye gösterilen tepkinin sert olduğunu, Kubicki’ye tepki gösteren Dışişleri Yetkililerinden öğreniyorduk. Yayınladıkları açıklama “Bu konudaki sert tepkimiz, bugün bakanlığımıza çağrılan Ankara'daki Alman Büyükelçisine de bildirildi.” cümlesiyle bitiyordu.

Önce bu ‘sert tepki’yi bize yönelik hamaset sandım, yanılmışım. 

Aynı metin Dışişleri’nin resmî sitesinde, Türkçeyle birlikte; İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, Rusça, Arapça, Farsça, Çinceye de çevrilerek tam 10 dilde yayınlanmış… Alman Büyükelçisinin bakanlığa çağrılarak sert tepki gösterildiği, tüm dünyaya ilan edilmiş.

***

Kubicki’nin kabahatinin “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik hakaretamiz sözler” olduğu Dışişleri’nin açıklamasında yer alıyordu. Ama bu “hakaretamiz” sözlerin ne olduğundan bahsetmiyordu.

Meğerse Erdoğan’a “Küçük lağım faresi” demiş. Bunu öğrenince Dışişlerinin açıklamasını yetersiz bulup, rahatsız oldum. 

Bir kere “hakaretamiz” diyerek meseleyi yumuşatmış. “Hakaret” diyebilirdi.

İkincisi; kınamayı “sert tepki” olarak nitelendirmiş…

Son 8 yılda Cumhurbaşkanına hakaretten 194 bin 142 soruşturma açılmış. Kınama sert tepki olsaydı, bütün bu soruşturmalar açılmaz, hakaret edenler kınanırdı. Değil mi?

Soruşturma dosyalarından 44 bin 675’i davaya dönüşmüş. 4 bin 864’ü hapis cezası olmak üzere 16 bin 993’ mahkûmiyet çıkmış. Hani var mı burada kınama? Kınama; sert tepki olsa, bu ceza alanlar ceza almaz, kınanırdı.  

Hakkında dava açılanların 305’i 18 yaşın altında. Yani çocuk daha. Kubicki’ye sert tepki için Büyükelçilik Dışişleri’ne çağrılıp kınanıyorsa, bu çocukların velileri de ilgili birimlere çağrılıp, kınanabilirdi. Dava açmaktan daha sert olurdu.

***

Ben bir yandan Kubicki’nin hakaretamiz sözlerine kızıp, bir yandan da Dışişleri’nin açıklamalarını zayıf bulup canımı sıkarken, içimi ısıtan haber Erdoğan cephesinden geldi.

Erdoğan, Kubicki hakkında suç duyurusunda bulunmuş.

Ben; iki kişi gönderip, Kubicki’yi paketleyip getirmekten yanaydım. Bu operasyonel becerimiz var.  Veya Kırmızı Bülten çıkarttırdık. Almanya, Fransa, İtalya gibi devletler Kırmızı Bülten çıkardık diye kimseyi bize vermez hatta Çekya da vermez. Daha önce Salih Müslim’i tam almak üzereyken alamamıştık mesela… Ama Sırbistan, Bosna, Ukrayna, Arnavutluk gibi elimizin uzanabildiği yerler var. Kırmızı bülten çıkartıp bekleriz. Kubicki’nin elbet oralara yolu düşer.

BAE’den de alamayız ama onlar Arnavutluk’a gönderir, biz de gider oradan alırız.

Ama dava açmak daha profesyonelce. Bizim mahkemelerde değil tabii. Onların ahkemelerinde. Yani “İnlerine girmek”in farklı bir uygulaması gibi olmuş.

***

Bakanlığın sitesindeki açıklamalara teker teker baktım. Bizim sert tepkimiz; İngilizce (Our strong reaction…), Fransızca (Notre réaction forte sur cette question …), Almanca (Unsere scharfe Reaktion auf diese Angelegenheit…), İspanyolca (Nuestra enérgica reacción sobre este asunto) ve diğer dillerde özenle yer alıyordu.

Buna karşılık; konudan bahseden SPIEGEL, “Türk hükümetinin "güçlü" protestosu Alman büyükelçisine bildirildi” diyordu.

Farkındasınız değil mi? “Güçlü”yü tırnak içinde ben almadım. “Starke” olarak haberin orjinalinde tırnak içinde. 

Savaş sebebi olabilecek veya en azından bizim tarafımızdan bir dizi yaptırımla karşılık verilebilecek “Küçük lağım faresi” ifadesini kınamakla yetinip, “Sert tepki gösterdik.” diye dünyaya ilan edersek, olacağı bu. Kimse ciddiye almaz.

Ayrıca bir gazetecinin sorusu üzerine Kubicki “Lağım faresi küçük, sevimli, ama aynı zamanda akıllı ve kurnaz bir varlıktır.” deyip üste çıkıyor.

Tepkimiz hakikaten güçlü olsaydı, ne SPIEGEL “Güçlü”yü tırnak içine almaya cesaret edebilirdi, ne de Kubicki üste çıkıp “Lağım faresi sevimli, akıllı…” diye dalga geçebilirdi.

Neyse ki devreye Erdoğan girmiş. Köln'deki avukatı aracılığıyla perşembe günü Hildesheim Savcılığına'a Kubicki hakkında hakaret ve iftira davası açılması istemiyle başvurmuş

SPIEGEL'in online sayfasında yer alan haberine göre suç duyurusunda, "Lağım faresi" tanımlaması ile Erdoğan'ın "ahlaki açıdan gelişmemiş, aşağılanmış ve tiksinti uyandıran bir insan olduğu" şeklinde bir kanaat oluşturulmaya çalışıldığı yönünde şikâyette bulunulmuş.

Lağım faresi ifadesine bu kadar anlam yüklemek benim aklıma gelmezdi ama ben de benim için “ahlaki açıdan gelişmemiş, aşağılanmış ve tiksinti uyandıran bir insan” olduğum şeklinde kanaat oluşturan” birini şikâyet ederim. 

Böyle “güçlü” deyip zayıf tepki göstermenin başka sakıncaları da var. Daha iyi arabaya binmek, daha iyi telefon alabilmek, daha çok konsere gidebilmek gibi sufli heveslerle başka toplumların kapısına varanlar kervanına “Nasıl olsa yurt dışından hakaret etmenin bir sakıncası yok, en fazla kınarlar. Gideyim hem daha iyi arabaya bineyim hem daha iyi telefon alayım hem daha çok konsere gideyim hem doya doya hakaret edeyim” diyen başka süfli hevesliler de katılır. Biz buradan sert kınamakla kalırız.

Bence Erdoğan ve avukatları bunu Kubick’in yanına bırakmazlar. Bırakmamalılar.

Davanın takipçisi olacağım.

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.