Ben olsam geminin ismini ‘Abdülhamid Han’ koymazdım

“Abdülhamit Han sefere çıkıyor!”, “Abdülhamit Han bugün sefere çıktı!” haberleri bende hem heyecan hem gurur ve hem de mutluluk vesilesi oldu.

Benimle aynı hisleri paylaşan KKTC Başbakanı Üstel: Sondaj gemisi Abdülhamid Han'ın sefere çıkmasının heyecan, gurur ve mutluluğunu yaşıyoruz.” deyince ayrıca duygulandım.

Aslında Abdülhamit, sefere çıkan bir padişah değildi. Yıldız sarayından da pek çıkmadığı söylenir. Padişah olmadan önce bir kere Avrupa seyahatine çıkmış. 1867 yılında Seyahate çıkan amcası Sultan Abdülaziz’e refakat etmiş.

Bu seyahatte Paris, Londra, Viyana’nın yanı sıra diğer Avrupa başkentleri ve önemli şehirleri de ziyaret etmiş. Ama hiç sefere çıkmadı.

100 sene sonra arşivleri tarayan bir araştırmacı, artık “Abdülhamit Han sefere çıktı.”, “Abdülhamit Han seferden döndü.”, “Abdülhamid Han’ın sefer hazırlıkları” gibi haberlerle karşılaşabilecektir. Gemiye “Abdülhamid Han” ismi verilmesi, hiç değilse tarihi belgelerdeki bu boşluğu gidermeye vesile olacaktır.

Ama ben olsam bu sondaj gemisine “Abdülhamid Han” ismini vermezdim.

***

Gemi, yerli ve milli imkanlarımızla, kendi mühendislerimiz tarafından kendi tersanelerimizde yapılmış olsaydı, Elbette Abdülhamid Han ismi anlamlı olurdu. Değilmiş. 

Daewoo Shipbuilding & Marine Engineering tarafından Güney Kore'deki Okpo tersanesinde yapılmış.

İhtiyaçlarımız doğrultusunda projelendirilip, Korelilere sipariş vermiş olsaydık yine olurdu. Öyle de değilmiş. 

Gemiyi ABD’nin Vantage Drilling şirketi 2013’de “Cobalt Explorer” adıyla sipariş etmiş, ama 2015’de vaz geçmiş. Sonra 2019’da Bermuda merkezli Northern Drilling satın almış ve ismini “West Cobalt” koymuş. Ama hemen ardından onlar da vaz geçmiş. 2021 yılında da biz almışız.

Kırmızı- beyaza boyandıktan sonra Türk bayrağı işleyip, Abdülhamit Han ismiyle dördüncü sondaj gemisi olarak yerli ve milli filomuza dahil etmişiz.

***

Osmanlı Devleti’nde, fethedilen topraklarda Hristiyan genç ve yetenekli çocuklar toplanır, eğitilerek asker veya bürokrat olarak yetiştirilirdi. Bu sisteme “Devşirme” denirdi. Devşirme; sözlüklerde de “toplanmış, bir araya getirilmiş” diye açıklanır. Yani sondaj gemilerinin satın alınıp yerli ve milli filomuza katılması, “devşirme” olayıdır.

Eskiden gücümüz vardı; gider fetheder, Hristiyan çocukları kılıç zoruyla alır gelirdik. Devir değişti, şimdi aynı şeyi gidip paramızla yapıyoruz. Sonuç itibariyle, devşiriyoruz.

Bugün devşirdiğimiz gemileri Sultan isimleriyle onurlandırıyorsak, yarın öbür gün kendi tersanelerimizde, kendi mühendislerimizle yapacağımız gemileri nasıl adlandıracağız? Halife isimleriyle mi, melek isimleriyle mi?

***

Devşirme sistemi kötü bir şey değil elbette. 1400'lerden 1600'lere kadar tüm sadrazamlar böyle yetiştirilmiştir. Devşirmeler arasında Rum Mehmed Paşa, Veli Mahmud Paşa, Yunus Paşa, Rüstem Paşa, Sokullu Mehmed Paşa, Kuyucu Murat Paşa ve Pargalı İbrahim Paşa gibi kişiler vardır. Eyalet valilerinin ve askeri komutanların çoğu da böyledir.

Ama hiçbir devşirmeye “Buyur gel Sultan ol!” denmemiştir. Yeri gelmiş malına mülküne çökülmüş, yeri gelmiş kellesi alınmıştır.

Düşünsenize… yeni bir gemiye talibiz. Bilmem kaç sene önce bilmem nerede bilmem ne maksatlı yapılmış ama şimdi bir limanda boş boş yatıyor… ucuza kapatırız diye satın almak istiyoruz. İsmine “Deli İbrahim” deyip Mavi Vatana salacağız… (Tabii geminin üzerine deli yazmayız, Sultan I. İbrahim Han yazarız.)

Ama pazarlıklar sürerken Yunanistan bizden erken davranıp alıyor. Kırmızı boyamayı düşlediğimiz gemiyi maviye boyayıp, ismini Venizelos yapıyor… Kıyılarımızın dibinden geçerek kendi mavi vatanlarına süzülüyor. Ve kendi gazetelerinde “Venizelos sefere çıktı!”, “Venizelos seferden döndü!” haberleri yer olıyor.

Kahrolmaz mıyız? İçimizdeki mehter coşkusu cenaze marşına dönüşmez mi?

(Yunanistan da geminin ismini “Deli İbrahim” koyabilir. Çünkü Sultan I. İbrahim, onların da padişahıdır. Ama ben Venizelos koyarlar diye tahmin ediyorum.)

Halbuki ismini bir devşirme olan Pargalı İbrahim yapmayı hayal etseydik… ne Venizelos olması ne de maviye boyanması bize dokunmazdı. Neticede Pargalı’yı idam edip, malına çökmüşlüğümüz var.

Aynı hoşnutsuzluğum Sondaj filosunun devşirilen diğer gemileri için de geçerli.

Kore’de 2011’de Deepsea Metro I ismiyle denize indirilen gemi dünyanın değişik yerlerinde görev yaptıktan sonra bize gelip, kırmızı ve beyaza boyanarak Yavuz oldu.

Kore’de 2011’de denize indirilen Deepsea Metro II isimli gemi 4-5 sahip değiştirdikten sonra bize gelince kırmızı ve beyaza boyanıp, Fatih oldu.

Yine 2012’de Kore’de yapılan Sarteo isimli gemi, birkaç kere el değiştirdikten sonra bize gelip, kırmızı ve beyaza boyanarak Kanuni oldu.

***

Hadi bir devşirme isim koymadık… Akıncı ismi de mi gelmedi aklımıza? Mesela birinin ismi “Köse Mihal” olabilirdi.

Köse Mihal, Bizanslı komutan Mikhael Kosses’dir. Daha sonra Osmanlı saflarına katılıp, Abdullah Mihal Gazi ismini almıştır. Osman Gazi için çalışmıştır. Akıncı teşkilatının kurucusudur.

Köse Mihal’in, Kore’de yapılmış, sonra kaç el değiştirerek bize gelmiş, kırmızıya boyanarak bizim için çalışacak olan bir sondaj gemisinden ne farkı var?

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.