Erdoğan Pelikanlardan vazgeçebilir mi?

Pelikan Dosyası hatırlayanlar için eski bir politik polisiye romanıydı. John Grisham’ın yazdığı sonra aynı isimli sinemaya da uyarlanan roman iki ABD Yüksek Mahkeme hakiminin öldürülmesi üzerine bir rapor yazan hukuk öğrencisinin, bu rapor nedeniyle başının ne derece büyük bir derde girdiğini anlatıyordu.

Türkiye’deki Pelikan Dosyası ise daha farklı bir anlam taşıyor. İlk olarak dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun istifasına neden olan sitenin adı olarak ortaya çıktı. 1 Mayıs 2016’da yayımlanan “Selam olsun!” yazısının ardından Davutoğlu istifa etti ve grup bütün ülke tarafından duyuldu.

Grup hakkındaki genel düşünce Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak ve ağabeyi Serhat Albayrak tarafından yönetildikleri. Daha doğru bir değişle Erdoğan sonrasında partinin başına Berat Albayrak’ı geçirmeye çalıştıkları. Ancak zamanında bu grup içinde yer alan Fırat Erez’in yazdıklarına göre Pelikan grubu Albayraklar kadar Erdoğan’a da yakın. Erez grubun başındaki Suheyb Öğüt ile eşi Hilal Kaplan’ın Erdoğan’a üç ayda bir faaliyetleri hakkında sunum yaptığını belirtiyor.

2019 yılında Tayyip Erdoğan’ın Bosphorus Global ile buluşması ve fotoğraf vermesi de Pelikanlar ile olan yakınlığının bir göstergesi.

Ziyaret ile ilgili olarak Bosphorus Global'in resmi Twitter hesabından yapılan açıklamada, "Başkan Erdoğan müessesemize teşrif buyurdular. Yaklaşık 1.5 saat süren görüşmede Başkan Erdoğan'a müessesemizin @FetoGercekleri, @Yekvucutcom, @DogrusuNe, @FactsofTR, @FactCheckingTR, @ShameChronicles gibi projelerinin yanı sıra yurt dışı faaliyetleri hakkında da bilgi verildi" ifadeleri yer aldı. 

Bu buluşmayla ilgili yazılan ikinci tweet de ilginçti. “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı @FahrettinAltun'un da hazır bulunduğu görüşmede Boğaziçi Küresel İlişkiler Merkezi Başkanı Suheyb Öğüt, gazeteci yazar Hilal Kaplan ve Başkan Yardımcısı Ceyhan Aksoy yer aldı.”

Grubun isimlerini ilk duyurdukları olay bahsettiğim gibi Davutoğlu’nu istifaya götüren yazı. Akademisyen Efe Kerem Sözeri ise grubun Ahmet Davutoğlu’nu bu yazıdan önce ilk olarak 27 Haziran 2015’te hedef aldığını belirtiyor. Sözeri’ye göre Sabah yazarı Hilal Kaplan’ın eşi Suheyb Öğüt’ün Turkuvaz grubun bağlı Aktüel dergisinde yayımlanan ve sonrasında kaldırılan “Bravo hocam! Bravo” yazısı Saray talimatıyla yazıldı ancak yaklaşan seçimler nedeniyle kaldırıldı.

Pelikan grubu olarak bilinen yapının kuruluşuna bakılınca karşımıza ilginç ilişkiler çıkıyor. 

Berat Albayrak’a ait maillerin RedHack tarafından hacklenmesinin ardından ortaya çıkan belgelerde Pelikan grubundan önce Eylül 2015’te akademisyen İdris Kardaş’ın Pelikan Derneği’ni kurduğunu biliyoruz. Ancak bu dernek ile ilgili bilgiler Berat Albayrak’a Kardaş tarafından değil Öğüt’ten gönderildi. Hatta derneğin yönetim kurulunda şu isimlerin yer alması önerildi;

"1-    sadik unay
2- melih altinok
3- hilal kaplan
4- suheyb ogut
5- salih tuna
6- can paker
7- bir is adami"

Dernek kurulmuştu fakat, bu derneğe uygun bir yer bulunmalıydı. “Pelikan Yalısı” denen yalı, “Boğaziçi Küresel İlişkiler Merkezi” için kiralandı. Bu merkezin Pelikan grubunun görünürdeki adı olduğu herkes tarafından biliniyor.

Pelikanın Yalısı isimli açılan blog sayfasına göre bu villanın aylık kirası 20 bin TL’ydi

Redhack belgelerine bakılınca da bu bilgi doğru çıkıyor. 5 Eylül 2015’te gönderilen mailde yalının kiralık olduğuna dair bir link ve şu mesaj yer alıyor;

“Kuzgun Merkez’de 320 m2 yalı; Evim Emlak’tan”

Ertesi gün gönderilen mail ile ilk ay için 404 bin TL, sonrasında her ay için 120 TL istedi Öğüt. Bu istek hemen kabul edilmiş olmalı ki 2 Ekim 2015’te Hilal Kaplan yalıdan çektiği bir fotoğrafı paylaştı Instagram sayfasında.

 

Peki bu para nereden geliyordu? Orada yeniden Fırat Erez’in yazdıklarına dönecek olursak Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Medipol Hastanesi karşımıza çıkıyor. Erez şu sözlerle anlatıyor paranın kaynağını;

“Çünkü Yalıda olduğum zamanlarda sorduğum “Nereden geliyor bu değirmenin suyu?” soruma, tek kelimeyle “Medipol” olarak cevap verilmişti.” 

Sonrasında ise yukarıda anlattığım gibi ilk önce Pelikan Dosyası isimli siteden yazı paylaşıldı. 5 Mayıs’ta Davutoğlu istifa etti. 7 Mayıs’ta ise Pelikanın Yalısı isimli siteden ufak bir intikam alındı. O günden sonra da Pelikan grubu Türkiye’de giderek adından sık söz ettirmeye başladı.

Yazı çıktıktan sonra sosyal medyada yayan ilk isimler de oldukça ilginçti, Cemil Barlas, Atifet Ulusoy, Filiz Gündüz, Elif Şahin ve Merve Taşçı. Ancak grubun esas gücü medyadan adliyelere kadar pek çok alanda gruplaşmış olmalarında. 

Pelikan grubundan bahsedileceği zaman Turkuvaz Medya Grubu’nu öncelikle ele almak gerekiyor. AKP ile büyüyen Çalık Holding’e bağlı olan Turkuvaz’ın başında eski Maliye ve Hazine Bakanı Berat Albayrak’ın ağabeyi Serhat Albayrak yer alıyor. Grubun amiral gemisi olarak görülen Sabah gazetesi ise Pelikan grubunda yer aldığı iddia edilen kimi isimlerin çalıştığı yer.
İddialara göre Davutoğlu’nu istifaya götüren yazı Turkuvaz yazarlarından Kurtuluş Tayiz, Melih Altınok, Cemil Barlas, Haşmet Babaoğlu ve Hilal Kaplan tarafından kaleme alındı

Gazeteci Mustafa Hoş, Evrensel gazetesine yazdığı yazıda Pelikan grubundaki kişilerin isimlerini şöyle saydı; Can Paker, Egemen Bağış, Cemil Barlas, Canan Barlas, Hilal Kaplan, Süheyb Öğüt, Haşmet Bababoğlu, Melih Altınok, Cem Küçük, Rasim Ozan Kütahyalı, Nagehan Alçı, Nasuhi Güngör, Ömer Turan, Kurtuluş Tayiz.

Pelikan grubunun sadece muhalefete karşı olmadığı artık herkes tarafından biliniyor. Mustafa Hoş’un yazısına göre Pelikancılar’ın karşısında olan İslamcılar, Hakan Albayrak, Nihal Bengisu Karaca, Yusuf Ziya Cömert, Nevzat Çiçek, İbrahim Kiras, Akif Emre, İbrahim Karagül, Mehmet Ocaktan, İsmail Kılıçarslan, Ahmet Taşgetiren, Kemal Öztürk, Yusuf Kaplan, Fatih Tezcan’dı.

Ayrıca Ahmet Davutoğlu’nu savunan Hocacılar: Ali Sarıkaya, Osman Sert, Taha Özhan, Hatem Ete ve Ertan Aydın, Etyen Mahçupyan, Naci Bostancı, Ali Sefer Üstün, Taha Ün ve Abdullah Gül yanlısı Mustafa Karaalioğlu, Ahmet Sever, Fehmi Koru, Taha Akyol, Halil Berktay, Ceren Kenar, Yıldıray Oğur vardı.

Bu isimlerin bir kısmı ile Taraf gazetesinde birlikte çalıştım. Hatta yollar ayrıldıktan sonra da görüştük. Gezi Parkı protestoları sonrası yaptığım bir görüşmede alınan maaşın Taraf’ta verilenin 40 katı olduğunu öğrenmiştim. Tabii bu sadece köşe yazıları için değildi. Çıkılacak televizyon programları, ekstradan yazı yazılacak yerler için yapılan toplu bir anlaşmaydı.

Bu durum gazeteci Barış Terkoğlu’nun “Bir yazar tabloyu ‘televizyonda program yapanlar tesadüfen seçilmiyor. Bu grupla uyumlu politika izliyorsanız kendinize yer buluyorsunuz’ sözleriyle resmediyor” sözlerine de uyuyordu.

Amerika’ya gitmeden önce eski bir çalışma arkadaşımla yaptığım son konuşmada ise AKP’yi destekleyen gazetecilerin gruplaşmaya başladığını yavaş yavaş anlamıştım. Birlikte Taraf’ta ayrılıp başka bir gazeteye geçmelerine karşılık ev toplantılarında artık birlikte değillerdi. 

Ahmet Davutoğlu’nun istifasının ardından gelişen süreçte farklı kavgalara da şahit olundu. Mesela Sabah gazetesi yazarı Melih Altınok, TRT World’ün Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump’ın görüşmesini geç girdiğini yazdıktan sonra sosyal medya üzerinden hararetlere maruz kaldı

TRT World ise bir açıklama yayınlayarak beş saatlik özel yayın dışında toplam 20 saat 30 dakika yayın yapıldığını belirtti.

Bu sadece bir örnek olsa da AKP içinde farklı gruplar olduğu ve sosyal medyada ekipleri bulunduğu anlaşılıyordu.
Sonrasında ise daha ilginç bir gelişme yaşandı. Sabah gazetesi yazarı Dilek Güngör'ün, "son dönemde yargıdaki kritik noktalara FETÖ'cülerin getirildiği" iddiasındaki yazısı “Yargıda tehlikenin farkında mısınız”a Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’den sert bir tepki geldi.

Gül, "Düne kadar FETÖ'cülerle aynı maklubeye kaşık sallayanlar, çıkıp bize FETÖ ile mücadele dersi vermeye kalkmasınlar" dedi. 

İddialar Berat Albayrak ile Abdülhamit Gül’ün anlaşmazlık yaşadığı ve bu sebepten Pelikan grubu tarafından hedef alındığı yönündeydi. Fakat, Gül rahatsızlıkları Erdoğan’a bildirdikten sonra bir zaman sürekli Cumhurbaşkanı’nın yanında görüldü. Bu Erdoğan’ın Gül’ü korumaya aldığı olarak yorumlandı.

Bu noktada bu hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “reform” sözleri önem kazanıyor. Cumhuriyet gazetesinden Alican Uludağ 28 Aralık 2019 tarihinde kulislere dayandırarak yazdığı yazısında “İstanbul yargısının” Adalet Bakanlığı ile sorunlar yaşadığını aktarıyordu.

Uludağ şunları yazmıştı, “İstanbul’daki mahkemelerin Cumhuriyet davasındaki bozma kararına direnmesi, Osman Kavala’yı AİHM kararına karşın tahliye etmemesinden sonra verilen Sözcü kararı, yargı paketiyle oluşan ‘reform’ adı altındaki çalışmalara ‘direniş’ olarak yorumlandı.”

Kısaca Abdülhamit Gül bir reform yapmaya çalışıyor ama bu “İstanbul ekibine” çarpıyordu. Albayrak’ın gidişi sonrası yargıdaki bu İstanbul grubu nasıl hareket eder bilinmez ancak ufak da olsa Hakimler ve Savcılar Kurumu’nun Osman Kavala’nın ilk tutuklanması ile ilgili dosyaları istemesi bir mesaj da olabilir.

Pelikan grubunun yargı ayağı olduğu İstanbul grubunun adını ilk söyleyen ise uyuşturucu baronu Orhan Ünğan. “Baronlar Savaşı” kitabının yazarı gazeteci Timur Soykan, Cumhuriyet gazetesinden İpek Özbey’e verdiği röportajda bu durumu şu sözlerle anlatıyor

“Bildiğim kadarıyla ilk kez Orhan Ünğan bir duruşmada ‘İstanbul Grubu’ adını söylüyor. Daha sonra İstanbul Grubu’nun Pelikan yapılanmasının yargı ayağı olduğu gündeme geldi. Üstelik yüksek yargıdaki kulis haberlerinden bu öğrenildi.” 

İşin daha da ilginçleştiği bir durum var, Ünğan’ın İstanbul grubunu isim isim sayması. Yine Soykan’ın sözleri üzerinden olaya bakalım;

“Orhan Ünğan, kardeşi İlhan Ünğan öldürüldükten sonra çıktığı ilk duruşmada SEGBİS ile kayıt yapılmasını istiyor ve çok öfkeli konuşuyor. Kendisini hapiste tutanların kardeşinin ölümünden sorumlu olduğunu söylüyor. İddiaya göre; bu duruşmada Bakırköy Adliyesi’ndeki eski Adalet Komisyonu Başkanı’nın avukatlarına söylediklerini aktarıyor. Bakırköy Adliyesi’ni yöneten yargı mensuplarının İstanbul Grubu’nun mensubu olduğunu, kendisinin tutuklu kalması için rüşvet aldıklarını iddia ediyor. Ve isimler sıralıyor. Hatta HSK’daki bazı isimlerin de milyonlarca euro rüşvet aldığını söylüyor. Duruşma savcısına çok ağır sözler söylüyor. Ancak bu duruşma ‘Ses sistemi arızalandı’ denilerek kayda geçilmiyor. Orhan Ünğan bilirkişi raporuyla kaydın silindiğini kanıtladıklarını iddia ediyor ve ses kaydının kendi elinde olduğunu açıklıyor.”

Bu iddialar oldukça önemli çünkü İstanbul ekibinin ne derece güçlü olduğunu ancak uyuşturucu baronları tarafından bile ismen bilindiklerini gösteriyor. 

Grubun İstanbul Büyükşehir Belesiyesi’ni CHP’li Ekrem İmamoğlu’nun kazanmasından sonra yara almaya başlaması esasında bir rastlantı değil. 

Gazeteci Barış Terkoğlu’nun Birgün gazetesine verdiği röportajda İstanbu’un önemini şöyle anlatıyor,

“Sabah’ın sahibi Kalyon İnşaat’ın internet sayfasına girin. Projelerine bakın. İstanbul’da yaptıkları milyarlık ihaleleri görün. Mecidiyeköy-Mahmutbey metro hattı, Hasköy’deki tünel, içme suyu projeleri, Başakşehir Stadyumu inşaatı, dere ıslahı, orman içine villa ya da Çağlayan Meydanı’nda otopark hep bunların işi. 3. Havalimanı gibi onlarca projeyi de merkezi hükümetten alıp belediye ile iş yapıyorlar. Belediyeden bir sürü reklam alıyorlar. Yetmiyor her gün belediye kafelerine kadar binlerce gazete satıyorlar.

İşin aslı şu ki bu yapı İstanbul’u rant için istiyor. İstanbul kaybolursa bu rantı yönetmekte inisiyatifimiz kaybolur korkusundalar. Bunun için saldırıyorlar. Kimseye “rant ne güzel siz de gelin” diyemedikleri için, “beka” diyorlar, “terörle mücadele” diyorlar, “istiklal savaşı” diyorlar. Yoksul çocuklar da bunların ürettiği yanılgının peşinden gidiyor. Dediğim gibi asıl dertleri sevgi değil, İstanbul’un rantına el koymak.” 

İstanbul seçimlerinin yeniletilmesinde bu grubun payının büyük olduğu hep söylendi. Hilal Kaplan’ın “YSK tüm oyların yeniden sayılmasına karar verdi” sözleri hızlıca yalanlandı.  İstanbul’da 30 sandık başkanının operasyonla gözaltına alındığı duyuruldu. Hem Valilik hem Emniyet Müdürlüğü yine yalanladı. Pelikan grubuna bağlı medya “Gaziosmanpaşa’da şok görüntüler! CHP’liler polise saldırdı” diye haber yaptı. Bu kez Kaymakamlık yalanladı

Sonrasın ikinci sefer daha ezici bir yenilgi alındı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde. 

Bu yenilginin ardından Pelikan grubu ile Erdoğan’ın arası açılır diye beklentiler yapılan ABD seyahati ile boşa çıktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında grubun en önemli isimlerinden Hilal Kaplan vardı ve iki liderin basın toplantısında Erdoğan’ın söz vermesiyle bir soru sordu. Sonrasında ise Trump’ın meşhur, “Gazeteci olduğuna emin misin?” şakası geldi.

Pelikan grubunun pek çok yerde etkili olduğu biliniyor. Doğal olarak Cumhurbaşkanlığı’nda da kendilerine yakın isimlerin bulunmasını istiyorlar. Bu noktada kısa bir sürede bürokraside hızlıca yükselen ve Erdoğan’a en yakın kişilerden biri olan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun da grup ile yakın ilişkisi olan isimlerden biri.

Hatta uzun süre Altun’un Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ile bir rekabet içinde olduğu söyleniyordu. Sonrasında Pelikan grubunun yaptığına inanılan, Altun ile Kalın’ı karşılaştıran bir video yayınlandı. Kısa sürede internetten çekilse de video Altun’un neden Kalın’dan daha iyi olduğunu gösteriyordu.

Berat Albayrak’ın istifası sonrası grubun geleceği belirsiz. Kimileri Selman Öğüt’ün Medipol Üniversitesi’nden kovulmasını bir işaret olarak görüyor. Yazının başında belirttiğim gibi Medipol grubun para kaynağı. Eğer Pelikan grubu tasfiye edilecekse para akışının kesilmesi öncelikli olmalı.

Bunun dışında Berat Albayrak’ın görevden aldığı isimleri Erdoğan tarafından Sayıştay’a atanması da grubun hoşuna gitmeyecek başka bir durum gibi.

Peki en önemli soruya gelirsek, Erdoğan Pelikan grubundan vazgeçebilir mi? Açıkçası Tayyip Erdoğan’ın siyasi hayatı boyunca en yakınındaki kişileri bile gözden çıkardığı düşünülürse bu mümkün. Pelikan grubuna karşı olan yapılardan birinin öne çıkması ile bu yapı ve içindekiler beklenmedik bir noktaya gidebilir. Zira Pelikan grubu düşünüldüğü kadar güçlü olmadığını Albayrak’ın istifası sonrası sosyal medyada gündem yaratamaması ile gösterdi.

Halbuki bir dönem Albayrak’ın en büyük rakibi olarak tanımlanan İçişleri Süleyman Soylu istifa ettiğinde sosyal medyadan pek çok tepki gelmişti.

Pelikan grubu ve onlara bağlı sosyal medya hesaplarının gitmesi sonrası yerlerini kimler alacak denirse, onun cevabını vermek için biraz erken. Yine de AKP içinde MHP’ye yakın isimleri destekleyen oluşumların Pelikan grubunun yerine geçmesi kimseyi şaşırtmaz.   


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.