Varlık Fonu en büyük batığa mı dönüştü?

Parlamenter sisteminin altının oyulduğu, 'tek adam' rejimi ile kamu kurumlarında kilit kararların tek elden belirlendiği bir ortamda, kamu ilintili kurum ve kuruluşlardan rekor zarar haberleri gelmeye devam ediyor.

Gazete Duvar yazarı Bahadır Özgür, "Parlamenter sistemin tabutuna bir çivi daha" başlıklı yazısında, Varlık Fonu kontrolü üzerinden iktidara eleştirilerde bulunuyor. 

Özgür, bu konudaki eleştirilerini, "Varlık Fonu, temsili demokrasinin taşıyıcı kolonu sayılan söz söyleme ve bütçe hakkını kendi tekeline almış bir iktidarın somut formudur. Parlamento ve yargı denetiminden azade, neredeyse her kanundan muaftır. Bu açıkça devleti vareden asli tekelin, yani hazinenin, mevcut anayasal düzenin dışına taşınması demektir. O artık parlamenter sistemin değil, bir zümrenin ‘krematistik hazinesi’dir" sözleriyle ifade ediyor.

Ardından zarar eden Çaykur'a temas eden Özgür, "Çaykur’un bilançosu, iktidarın iktisadi kararlarının sonuçlarını göstermedi sadece. Aynı zamanda siyasal rejimin evrildiği yeni formu da iyice netleştirdi. Türkiye’nin nasıl hızla bir ‘otokrasiye’ doğru yol aldığına işaret etti" yorumunu yapıyor.

Ortaya çıkan tabloyu 'bütçe hakkı'nın yıkılması olarak nitelendiren Özgür, Çaykur'un üç yıl içinde 1.5 milyar TL zarar ettiğine dikkat çektikten sonra, Varlık Fonu'nda bulunan diğer şirketlerin durumunun da bu tablodan farklı olmadığına işaret ediyor ve ekliyor:

"2018 denetim raporlarına göre, üç yılda THY’nin borcu yüzde 107; iki yılda PTT’nin yüzde 21, Denizcilik İşletmeleri’nin yüzde 1000; bir yılda TCDD’nin yüzde 348.8, Kayseri Şeker’in ise yüzde 292.8 arttı. Gelirlerindeki düşüş ortalama yüzde 50’yi buluyor. Kısaca Varlık Fonu, bünyesine aldığı değeri 30 milyar doları aşan kamu kurumlarını birkaç yıl içinde çökerten bir gayya kuyusuna dönüştü.

Ancak bu iktisadi manzarayı yolsuzlukla, yandaş kayırmayla veya iktidarın keyfiyetiyle açıklamak isabetli görünmüyor. Düpedüz bir rejim değişikliğinin, Türkiye’nin şeklen de temsili demokrasiyle yönetilmediğinin tertemiz delili saymak gerekiyor. Zira iktidarın, yerel yönetimlerden Meclis muhalefetine kadar, temsilin asgari pratiklerini dahi ‘paralel yapı’ damgasıyla suç kabul etmesiyle; Recep Tayyip Erdoğan ve damadının yönettiği Varlık Fonu’nun giderek büyüyen kurumsal kapasitesi arasında bir bağ bulunuyor. Egemenliğin kayıtsız şartsız belli bir zümrenin hükmü altına girdiği, fonun şahsında cisimleşiyor."

Haberin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz