Osman Kavala olayı

Osman Kavala konusunda yazmak insana acı veriyor. Masum bir insanın sadistçe acı çektirilmesi kâbus gibi. Empati yapınca korkunç bir deneyim. 

Ülke açısından da utanılacak bir süreç. Hukukçuların, dünya çapında kurumların, yabancı devlet temsilcilerinin, aydınların dedikleri hepsi aynı yönde: hukuk dışı, insanlık dışı, hatta mantık dışı bir uygulama. 

Kavala Türkiye’nin Soros’u imiş! Bu mantıkla Soros’un da ömür boyu hapsedilmesi gerekiyor! 

AKP üyesi üst düzey sayılacak bir kişinin, Abdullah Gül’ün dedikleriyle yetineyim. 

“Kavala ve arkadaşlarıyla ilgili karar kamu vicdanını çok derinden yaraladı. Beni de çok üzdü. Bu dava yargılama süreci açısından da ileride utanılacak bir yargılama süreci olarak anılacaktır.

Osman Kavala gibi servet sahibi bir insan hoş vakit geçirmek yerine insanlık meseleleriyle uğraşmasının bedelini ödüyor, bu çok acı. Yargıtay kararına kadar bu insanların hapiste olması çok çok üzücü, vicdanları yaralayıcı bir durum.

Türkiye için de inanılmaz yük oldu bu karar. İnsan hakları ve hukuk uygulamalarının zaten çok sorgulandığı dönemde, Türkiye’ye kötülük yapmak isteyenler ancak bu kadar zarar verebilirlerdi. Milyonlarca dolarlık Türkiye aleyhtarı bir kampanya yapmak isteseler, zaten imajı bozuk olan Türkiye’yi dünya kamuoyunda ancak bu kadar olumsuz gündeme getirebilirlerdi."

Kısacası: vicdanları yaralayan, utanılacak ve Türkiye’ye zarar da veren bir hukuksuzluk. 

Değerlendirmede genel bir konsensüs oluşmuş gibi. Ama bu gelişmenin nedenlerini anlamak daha zor. 

Bir açıklama kişisel olabilir. Kavala, “karşıtının” olmak istediği ama hiçbir zaman olamayacağını sezdiği bir kişiliğin temsilcisi: Yolsuzluklara bulaşmadan zengin olmuş, çok iyi bir eğitim almış gerçek bir aydın, topluma karşılığını beklemeden, yani makam elde etmeyi gözetmeden hizmet etmiş, özellikle lüks peşinde koşma zavallılığı olmayan alçakgönüllü ve dünyanın saygısını kazanmış bir  “rakip”. 

Kavala, çirkinliği gösteren bir ayna tutmuş adeta. Yok edilmesi, ezilmesi, süründürülmesi bir “kişisel beka” sorunu olabilir. Üstünlük, değerlerle sağlanamadığında güçle sağlanıyor. Komşunun yeni arabasını çiviyle çizen aşağılık komplekslinin yaptığı gibi yani. 

Başka bir açıklama topluma verilmek istenen gözdağı olabilir. “Kavala gibi bir insana, bakın, bunları yapabilirim, sakın hukuka güveneyim demeyin, benden korkun” mesajıdır bu.  “Kavala’ya bütün dünyadan destek gelebilir, ama ben karar vermeden onu kimse elimden kurtaramaz. Kavala’yı unutmayın ve ayağınızı ona göre denk alın” denmektedir. “Kavala’ya bunları yapabilen ben, sıradan bir kişiye neler yapabilirim, siz hele bir düşünün!”

Türkiye’nin imajına, prestijine, çıkarına yapılan kötülük nasıl açıklanmalı? Değerler ıskalasında en başa algılanan “güç”, bir açıklama olabilir. Bütün dünyaya meydan okuyan “güçlü bir lider” imajı verilmek isteniyor olabilir. Ülkenin zararı pahasına. Malum, son yıllarda Putin, Trump, Orban tipi (yasal, gelenek veya ahlaki) sınırlama tanımaz liderler revaçta.  

İç ve dış dünya ile böylesine gerilimli karşı çıkmalar yaklaşan seçimleri için izlenen bir taktik de olabilir. Seçmene daha iyi hayat koşulları sunma olanakları kalmayan bir liderin “imaj” satması anlaşılırdır. Ve bu imaj, dünyaya meydan okuyan “milli liderliktir”. 

Bu arada bütün dünya bu lideri kötülüyormuş, Türkiye de hukuksuzlukları ve insan hakları ihlalleri ile kötü not alıyormuş… Olabilir, ancak dış dünyadan gelen eleştiriler, caydırıcı olmamaları bir yana, belki tam istenen de bu eleştirilerdir! Dünya eleştirdikçe “güçlü lider” imajı ivme kazanmakta! 

Belki de yaklaşan bir sonun doğurduğu korku ve paniktir bu absürt gidişin nedeni. 

Dikkat edilirse, söz ile eylem aynı yönde değil. Sözle dünyaya meydan okunurken, pratikte “dünkü düşmanlarla” barışmak için olmadık ödünler verilmekte. İsrail, Mısır, Suudi Arabistan artık “dost” olma yolunda. Söz ne kadar keskinse ödünler de o derecede gündemde. Hamasi söz seçmeni etkilemek için kullanılırken, zaaf içeren pratik ekonomiye destek için dış dünyaya yönelik. 

Osman Kavala olayı bu konjonktürde yaşanıyor ve bu tür nedenlerden kaynaklanıyor. Tek bir temel neden de bulunmayabilir; esen rüzgâra göre zaman zaman değişen, yazboz temelinde farklı nedenlerin karışımı, ilkesizlikten ve panikten etkilenen bir gidiş olabilir. 

Durum böyleyse, eleştirinin, kınamanın,  hukuka ve temel ilkelere göndermeler, dünya çapında ülkenin imajı ve zararı gibi durumların hatırlatılması yaraya merhem sayılmamalı. Tam tersine bu olayda kanunsuzluk ve keyfilik bilerek öne çıkarılan ve özellikle bilinçli olarak sergilenendir. “Eleştiriler ve kınamalar”, keyfi davrananın vermek istediği mesajı öne çıkarmaktadır, ona yaramaktadır. 

Yaptırımların etkisi farklıdır. Ekonomik yaptırımlar seçmenin tercihlerini etkiler ve bu yüzden siyasiye bedeli vardır ve siyasiler de yaptırımları kale alır. Yaptırımlar etkilidirler. 

Rusya’nın Ukrayna işgaliyle bir kıyaslama yaparsak, Putin’in de kınamalara kulak asmadığını, onu etkileyenin – ne kadar etkiliyorsa – yaptırımların olduğudur. Eleştirilerin etkili olması için bu yönde bir duyarlılığın olması gerekir. Türkiye’deki hukuk çoktan duyarlılıkla ilişkisini koparmıştır. “Terör” ve “beka” bahanesiyle her türlü keyfilik toplumun büyük bir kesimi tarafından da zaten normal sayılmaktadır. 

Türkiye’deki kamuoyu yoklamaları çoğunluğun temel sorun olarak kötü ekonomik gidişi, pahallılığı ve işsizliği gördüğünü gösteriyor.  Yani hemen hemen herkes dert olarak ekonomiyi görüyor. Hukuk ve insan hakları ihlalleri pek sorun olarak görünmüyor. Kavala olayı, bu anlamda toplumdan da kaynaklanan bir sorundur. 

Karamsar bir kısır döngü söz konusu: Hukuksuzluk siyasi bir bedele dönüşmüyor; böyle olunca da hukuksuzluk ödüllendirilmiş olup sürüyor. “Olay” çok yanlıdır ve nedenleri derinlerdedir, siyasi ve toplumsaldır.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.