Türkiye NATO’nun içinde mi dışında mı?

Türkiye resmen bir NATO üyesi. Ama fiiliyatta yeri o denli belli değil. 

NATO, belli demokratik ilkeleri benimsemiş olan ülkelerin bir birliğidir. NATO ülkeleri Demokrasi İndex (1) sıralamasında “tam demokrat” veya “kusurlu demokrat” ülkeler olarak sıralanır.

Yalnız Türkiye dünya çapında 103üncü sırada ve “karma sistem” olarak yer almış. (Bir alt grupta otoriter rejimler var.) Yani Türkiye Nepal (101), Pakistan (104) Irak (116) gibi ülkelere daha yakın görünüyor ve NATO içinde “göze batıyor”. 

Türkiye aldığı kararlarla da “farklılık” sergiliyor. Örneğin, bütün “batılı” ve NATO ülkeleri Ukrayna krizinde Rusya’ya karşı çıkıp ekonomik yaptırımlara karar verirken, Türkiye bu uygulamanın dışında kaldı.  Bütün NATO ülkeleri kararlı ve çok istekli bir biçimde İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyesi olmasını isterken Türkiye şu an veto hakkını kullanıyor. 

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 savunma sistemini alması da NATO tarafından tepki ile karşılandı. Özellikle ABD bu karara en başından karşı çıkmış “güvensizlik” gerekçesi ile Türkiye’ye uçak ve askeri malzeme sağlamamayı seçmiştir.  

Ama güvensizlik yalnız Batı’da yaşanmıyor. Türkiye de Batı’ya ve NATO’ya güvenmiyor. Belki “güvenmiyor” sözü yetersizdir. Şu an yaşananlar güvenin ötesinde bir “düşman görme” durumudur. 

Geçenlerde muhalefetten yana bir gazetede Batı’yı düşman olarak ele alıp inceleyen bir yazı okudum. Çarpıcı olan yalnız söylenenler değildi, söylenenlerin sıradan, herkes tarafından bilinen ve kanıtlanmasına bile gerek görülmeyen gerçekler olarak sıralanmasıydı. O yazıdan birkaç cümle şöyle:

“NATO, artık bütün dünya biliyor ki bir savunma örgütü ötesinde bir “gladyo” kuruluşudur... 1980 askeri darbesini unutmayalım… 1976-1980 arası Türkiye’nin dört bir yanında sağ sol çatışması başladı. Avrupa yapımı tabancalardan çıkan kurşunlar sabah ülkücüyü, akşamüzeri devrimci bir genci ölüme gönderiyordu. 11 Eylül günü teröre çare bulunamazken 12 Eylül 1980 darbesi sabahı terör bıçak gibi kesilmişti…

FETÖ olayı bir casusluk ve bir gladyo hareketiydi. Bu hain hareketin sözde başı olan Fethullah Gülen’i NATO’nun en önemli devleti ABD, Türkiye’ye iade etmedi ve etmiyor… NATO üyesi devletlerde görevli Türk Silahlı Kuvvetleri üniforması giyen birçok FETÖ’cü subay, bulundukları ülkelere de “siyasi sığınma” talebinde bulundular ve Türkiye’nin çekincesine karşın bu talepleri kabul edildi. Bu durum onların NATO’nun “gladyo” üyesi oldukları anlamına gelir.” 

Güncel konular da ele alınmış:

“Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in ABD Yasama Meclisi’ndeki konuşması unutulmamalıdır. Bir NATO üyesi olan Yunanistan’ın başbakanı, NATO’nun en önemli ülkesi ABD’nin Yasama Meclisi’nde diğer NATO ülkesi ve komşusu Türkiye’yi şikâyet ediyor ve ABD meclis üyeleri tarafından 37 kez ayakta alkışlanıyor. Böylesi bir çelişki görülmemiştir. Bu NATO nasıl bir örgüttür ki onun üyeleri birbirini açıkça şikâyet ediyorlar.

Bilindiği gibi Yunanistan Ege adalarında yoğun olarak silahlanıyor, ABD Yunanistan’da yeni üsler ediniyor, Yunanistan’a askeri yardım yapıyor. Adeta ABD’nin liderliğinde Türkiye kararlı bir plan içinde kuşatılıyor. ABD Türkiye’nin PKK/PYD konusundaki itirazlarını önemsemeden bu terör unsurlarına yardıma devam ediyor.” 

Bu Batı ve ABD algısının doğru veya yanlış veya kısmen doğru olması ikincildir. Önemli olan, Türkiye’nin böyle bir algısının olmasıdır. Çünkü insanlar “doğru/yanlış” temelinde davranmazlar, doğru saydıkları algıları doğrultusunda yol alırlar. Batı’yı böyle gören bir iktidar bu algısına uygun biçimde davranacaktır. 

Devlet Bahçeli de bu algıyla tutarlı bir biçimde (25 Martta) görüşünü bildirmiştir:

"Eğer şartlar içinden çıkılmaz hale bürünürse NATO’dan ayrılmak bile alternatif bir tercih olarak gündeme alınmalıdır. NATO’yla var olmadık, NATO’suz da yok olmayız… Türkiye’nin Türk dünyasının ve 57 İslam ülkesinin de katılacağı yeni bir güvenlik teşkilatının kurulması mümkündür; belki de en doğrusu budur. Mesela Asya ve Orta Doğu Güvenlik Örgütü ismiyle kurulacak güvenlik teşkilatı aynı zamanda NATO’nun dünya genelinde dengelenmesini de sağlayacaktır.” 

D. Bahçeli aslında haklı. Eğer NATO ve ABD gladyo gibi çalışıp Türkiye’de darbeler planlayıp yapıyorsa, terörü ve Türkiye düşmanlarını destekliyorsa ve Türkiye’yi “kuşatıyorsa”, Türkiye’nin NATO’dan ayrılması en mantıklı karardır. 

Buna benzer bir görüş de Kemal Kılıçdaroğlu’dan geldi:

“"Bahçeli de NATO’dan çıkmayı önermiş. NATO, Türkiye için gereklidir ancak iktidar olarak ne kadar samimiler görmek isterim. ABD Yunanistan’ı üslerle doldurdu. Hedefleri net. (Hedefin ne olduğu söylenmiyor ama herkes hedefin Türkiye olduğunu anlıyor!) Türkiye’deki ABD askeri tesislerini kapamayı getirsinler Meclis'e, Kuvayi Milliye ruhuyla destekleyeceğiz…

Biz neoliberalizme karşı olduğumuz kadar toprağımızda yabancı askere de karşıyız. Gerekeni yapmaya hazırız. Peki siz hazır mısınız iktidar sahipleri? Bu da sizin samimiyetinizin turnusol kâğıdı olsun. CHP hazırdır, bekliyoruz". 

“Yabancılar” da Türkiye’nin bu NATO karşıtı tutumunu ve algısını gördükçe doğal olarak Türkiye’ye güvenmiyor. Hatta son günlerde Türkiye NATO üyesi olmamalı diyenler bile çıktı. “Acaba Türkiye’yi NATO’dan nasıl çıkarırız” yazıları yayınlandı. 

Bloomberg (2) bir başyazısında “Erdoğan’ın NATO genişlemesini yavaşlatmasına izin vermeyin” başlığını kullandı. Makalede vetosunu kaldırana kadar Türkiye’nin NATO planlama ve tatbikatlarına katılımının en aza indirilmesi ve Erdoğan’ın NATO Zirvelerinde her bakımdan geri plana itilmesi için ABD Başkanı Biden’a çağrıda bulundu. The Wall Street Journal (3) “Erdoğan Türkiyesi NATO’ya ait midir?” başlıklı yazısında “Ankara, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya kabulüne direnen tek üye. Türkiye mevcut durumuyla ittifaka üye olma vasıflarına sahip değil” dendi. CNN’de (4) yayınlanan bir başka yazıda NATO ve AB’nin diğer üyelerinin Erdoğan ve Orban gibi liderleri izole ederek, onların vetolarını görmezden gelip karar alması öneriliyor.

Bu yazıların ima ettiği, Türkiye’nin son yıllarda Batı’nın “şımartılmış ortağı” ve sorunu olduğudur. 

Batı’nın ve NATO’nun ne yapacağı önemli ama asıl hayati olan Türkiye’nin kafa karışıklığının giderilmesidir. NATO gerçekten Türk karşıtı bir kuruluş ise, hem NATO’nun hem de Türkiye’nin hayrı için NATO’da yolların ayrılması gerekir. Yok, Türkiye’nin NATO üyesi olarak kalması daha yararlı ise bu kuruluşla uyumlu politikalar yürütmesi gerekir. Gerilimli ortaklık uzun sürede her iki taraf için de zararlı olabilir. 

Tabii uyumlu işbirliğinin olmazsa olmaz şartı düşman algısının değişmesidir. Ancak “olumsuz Batı algısı” bir milli kimlik olayı olduğu için bu alanda değişiklikler hiç de kolay değildir. 

Şu andaki yol çelişkiler, gel-gitler, huzursuzluklar ve giderek herkes için zarara dönüşen “bir arada yaşamadır. Bir süre daha böyle devam edecek herhalde.


(1)  Democracy Index - Wikipedia

(2) NATO Shouldn't Let Turkey's Erdogan Veto Nordic Expansion - Bloomberg

(3) Does Erdogan’s Turkey Belong in NATO? - WSJ

(4) Putin's useful allies are throwing a wrench in the works: Opinion - CNN

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.