Muhalefet yönetmeye hazır mı? - İhsan Dağı*

Muhalefet ülkeyi yönetmeye talip. Peki hazır mı?

Seçimlere bir yıldan az bir süre kaldı. Muhalefet partilerinin ülkeyi başarıyla yönetebileceklerini sadece seçmene değil, Türkiye’yi yakından izleyen uluslararası aktörlere de anlatması gerek. Çünkü sorun sadece seçimi kazanmak değil, kazandıktan sonra ülkeyi istikrarlı bir şekilde yönetmek ve seçimlere kadar daha da ağırlaşması beklenen ekonomik krizden hızla çıkarmak.

Bunun için kendilerini uluslararası topluma tanıtıp anlatmalı, onlara güven vermeliler. Ankara’da oturarak bu olmaz. Muhalefet partilerinin teker teker veya tercihan 6’lı masanın topluca dünyayı dolaşması, bir yandan seçmene ‘ülkeyi yönetmeye hazır’ olduklarını gösterecek öte yandan da uluslararası dinamikleri arkalarına almalarına imkan verecektir.

Örneğin, muhalefetten bir heyetin derhal Suriye’ye gidip, Esad’la görüşmesi, kapsamlı bir barışın ardından sığınmacıların geri dönmelerini sağlayacak bir mutabakata varması iyi olmaz mı? Uzmanlardan ve parti temsilcilerinden oluşan, bölgede bilinen ve saygı duyulan benzer bir heyetin Mısır’a, İsrail’e ve hatta Körfez ülkelerine gönderilmesi, Türkiye’nin bölgeye yönelik geleneksel, barışçı politikalarının seçimden sonra restore edileceğinin güvencesinin verilmesi, bölgesel siyasete istikrar kazandıracağı gibi seçmene de muhalefetin ülkeyi yönetmeye hazır olduğunu gösterir, Türkiye’nin dostlarını şimdiden artırır.

Yine muhalefetten bir heyetin Rusya’ya gitmesi, Putin’le ve Rus yönetiminin diğer aktörleriyle görüşmesi, AKP iktidarının devamından yana tercihini gizlemeyen, hatta bunu sağlamak üzere seçimlere türlü yollarla müdahale etme potansiyeline sahip Putin ve yandaşlarını biraz da olsa nötralize etmez mi?

Muhalefetin saygın isimlerinden oluşan bir heyetin ayrıca, ABD ve Avrupa’da görüşmeler yapması, parlamentoların, medyanın, sivil toplumun, finans çevrelerinin ve kamuoyunun sempatisini ve desteğini kazanması, yarın iktidara geldiklerinde hem dış politikanın yönetiminde hem de ekonomik krizden çıkışta fayda sağlamaz mı?

Uzmanlardan ve parti temsilcilerinden oluşan bir heyetin Dünya Bankası, IMF gibi kuruluşları ziyaret etmesi, onlara ekonomi vizyonlarını anlatması, yarın iktidara geldiklerinde uluslararası finansal kuruluşlarla işbirliklerinin yolunu şimdiden açmaz mı? Ekonomik krizden çıkışı hızlandırmaz mı?

Muhalefetten bir temsilci grubunun Ukrayna’ya gitmesi, Türkiye halkının ve iktidar alternatifi partilerin Ukrayna halkına desteklerini açıklamaları, uluslararası camiada Türkiye’nin ve muhalefetin elini güçlendirmez mi?

Dış politika salt iktidara bırakılamaz. Muhalefet bu alanda da şimdiden inisiyatif almak zorunda.

Küresel bir dünyada seçimi ulusal düzeyde kazanabilirsiniz, ancak başarılı bir yönetim sergilemeniz, ülkenin sorunlarını çözebilmeniz, ekonomik krizlerden çıkabilmeniz tek başına mümkün olmaz. Halkınızı olduğu kadar dünyayı da ‘kazanmanız’ gerekir.

Türkiye’nin dış politika sorunlarının çözümü ve ekonomik krizin aşılması için uluslararası işbirliklerinin geliştirilmesi, küresel dinamiklerin harekete geçirilmesi şart. Başka türlü AKP iktidarının biriktirdiği bu sorunları çözmek mümkün değil. Türkiye’nin, ucube yalnızlık ve güç gösterisi politikalarını geride bırakması gerek.

Karamsar olmak gerekmez ancak hazırlıklı olmalı muhalefet.

Otoriter bir rejimden demokratik yollarla çıkan bir Türkiye’nin uluslararası prestijinin adeta ‘patlayacağına’ kuşku yok. Demokrasilerin dünya düzeyinde gerilediği, popülist otoriter liderlere yenildiği bir dönemde Türkiye’de muhalefetin seçimi kazanması, demokrasilerin yeniden yükseldiği yeni bir dönemin de müjdecisi olarak alkışlanacaktır. ‘Yeni iktidar’ bu şansı çok iyi kullanmalı.

Bunun için de dünya ile temaslara şimdiden başlamalı muhalefet. Dış politika vizyonlarını, ekonomik krizden çıkış modellerini, demokrasiyi inşa projelerini, barış ve işbirliği arayışlarını uluslararası aktörlere anlatmakta geç kalmamalı. Muhalefetin seçimi kazanıp iktidar olduğunda yöneteceği Türkiye, dünya ile işbirliği yapmadan ayağa kaldırılabilecek bir Türkiye olmayacak. Şimdiye kadar yeni kurulan neredeyse her cumhuriyet hükümetinin dile getirdiği ‘enkaz devraldık’ sözü, yeni iktidarın elinde bulacağı enkazın yanında solda sıfır kalacak. Seçimin yenikleri de ‘yeni iktidar nasıl olsa ekonomiyi krizden çıkaramaz’ beklentisiyle pusuda bekliyor olacaklar. Dolayısıyla ‘yeni iktidar’ın çok zamanı olmayacak ülkeyi krizden çıkarmak için. Ulusal ve uluslararası tüm dinamikleri hızla harekete geçirmek zorundalar.  

Yunanistan’ın en uzun süre başbakanlık yapan siyasetçisi Konstantin Karamanlis’in hikayesi, muhalefetin iktidara hazırlık ve geçiş dönemi stratejileri için ufuk açıcıdır. Karamanlis, Avrupa’da kurduğu kişisel ilişkiler, dostluklar ve politik ittifaklarla, 1967-1974 Albaylar Cuntası’nın ardından ülkesini siyasal izolasyondan ve ekonomik zorluklardan hızla çıkarmayı başarmıştır.

İlk başbakanlığı 1955-1963 arasıdır. Kral ile düştüğü anlaşmazlık sonrası istifa eder, Fransa’ya gider. Tam 11 yıl Paris’te ‘gönüllü sürgün’ hayatı yaşar. 1967’de Albaylar Cuntası yönetime el koyar. Karamanlis, Fransa’da boş durmaz. Avrupa’nın siyasal elitlerine Yunanistan’ın demokrasiye dönüşünün, dönüşü sonrası Avrupa desteğinin önemini anlatır. Avrupa Ekonomik Topluluğu’na giren bir Yunanistan’ın demokrasisini konsolide edebileceğini, dolayısıyla tam üyeliğin şart olduğuna Avrupa’yı ikna eder.

20 Temmuz 1974’de Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesinden sonra Yunanistan’da Albaylar Cuntası çöker. Dört gün sonra Karamanlis demokrasiyi yeniden inşa etmek üzere davet edilir. Hükümeti kurduktan birkaç gün sonra AET ile ortaklık anlaşmasının aktivize edilmesini ister, 1975’de yeni anayasanın onaylanmasından sadece bir gün sonra tam üyelik başvurusunu yapar. Yunan Komünist Partisi legalize edilir, demokratik seçimler yapılır, monarşi kaldırılır, yeni anayasa kabul edilir. Karamanlis, cumhurbaşkanı olarak 1 Ocak 1981’de ülkesini AB’ne üye yapmayı başarır, hem de ortaklık anlaşmasının öngördüğü 1984’ten tam 3 yıl önce ve bu arada 7 yıllık Albaylar Cuntası’na rağmen.

Sonuç olarak AKP sonrası dönemde Türkiye’nin ağır sorunları, uluslararası dinamikleri harekete geçirmeden çözülemez. Muhalefet gecikmeden dış politikada ortak inisiyatifler geliştirmeli, sadece Türkiye halkını değil, dünyayı da ikna etmeli ve arkasına almalı.

Bu yazı Diken'den alınmıştır

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.