Bir başka açıdan Gare harekatı

"Yeni Türkiye düzeni ve Muhaberat Devleti" isimli makalede, AKP iktidarının sözde terörle mücadele tarihine kara bir leke olarak geçecek olan Gare harekatını İkinci Roboski Faciası olarak tasvir etmiştim. 

Muhakkak ki bu operasyon ‘muhaberat devletinin’ bir sonucu veya meyvesiydi. İşin içinde muhaberat var ise -ki bundan şüphe yok- halk ile paylaşılan bilgilerin doğruluğundan da şüphe etmek gerekiyor. 

Zaten algı ve manipülasyon uzmanı AKP’nin en iyi yaptığı da rakamlarla oynamak suretiyle vatandaşları aldatmak ve kandırmak. Covid salgınında açıklanan vefat sayıları gibi Şubat 2020’de Suriye’de, Rusya tarafından öldürülen askerlerin sayısının açıklanandan üç kat fazla olduğunu sahadan gelen bilgilerden öğrenmiştik. 

Bundan dolayı Gare’de ölenlerin sayısına da şüpheyle bakmak gerekiyor. Yoksa, operasyonda ölen asker ve rehinelerin sayısının da üçte biri mi açıklandı? 

Gare operasyonunda tam olarak kaç kişi şehit oldu?

Hükümet ilk andan itibaren Gare harekatı üzerinde muazzam bir karartma uyguluyor ve kamuoyuna açıkladığı bilgilerden ve ileri sürdüğü tezlerden, farklı açıklama ve yorum yapanlara terörist muamelesi yapıyor. Soru soranlar bile aynı kefeye konuluyor. Demek ki büyük bir şey gizleniyor. Vatandaşların gerçeği bilme hakkı var. 

Bundan dolayı konuyu işin uzmanları ile beraber araştırmaya ve asıl sorulması gereken soruları sormaya devam edeceğiz.     

Gare operasyonunda sahadaki birliklere hangi komutanın emir-komuta ettiğini, hangi seviyede (Alay, Tugay, Kolordu vb.) birliklerle icra edildiğini bilmiyoruz. Çünkü açıklanmıyor. Operasyon öncesi alınan istihbaratın içeriğini bilmiyoruz. Altı yıldır PKK’nin elinden olan rehine 12 güvenlik personelinin operasyon bölgesi içinde bulunduğunun, önceden bilinip bilinmediğini bilmiyoruz. Sahada görev yapan birliklerin içerisinde rehine kurtarma harekatına dair eğitim almış Özel Kuvvetler Komutanlığı bünyesindeki MAK timlerinin bulunup bulunmadığını bilmiyoruz. 

İktidar partisinin, altı yıldır uygulamadığı, rehineleri kurtarmaya yönelik her hangi bir strateji geliştirip geliştirmediğini bilmiyoruz. Takas, müzakere, anlaşma yöntemiyle rehinelerin kurtarılması için siyasal partilerle, sivil toplum örgütleriyle veya MİT-PKK iletişim kanalları kullanılarak işlevsel bir yöntem geliştirilip geliştirilmediğini de bilmiyoruz.

(Ama dağa çıkan çocukların annelerini HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önünde toplayıp propaganda yaptığını biliyoruz. İronik bir soru olarak şunu sorabilirim: AKP için PKK’ye katılan çocukların anneleri, rehin düşen askerlerin annelerinden daha mı değerli?!)

Aslında bunların hepsiyle ilgili olarak ne olup bittiğini, daha doğrusu ne olup bitmediğini çok iyi biliyoruz. Fakat bu güne kadar iktidar cephesinden tatmin edici bir açıklama gelmemiş olmasından dolayı biz de hiçbir şey bilmiyormuş gibi yapıyoruz. 

İyi de nereye kadar?

Gare bölgesinde askeri bir harekat gerçekleştirilmesine zemin oluşturan ve gerekçe olan “cari istihbarat” nedir? Varsa bu istihbarat, rehinelerin o bölgede bulunduklarına ve sağ salim kurtarılabileceklerine dair midir? Veya bölgede PKK’nin en üst seviyedeki yönetici kadrosundan kişilerin bulunduğu bilgisi miydi? Ya da bölgeyi kontrol altına alarak sözde terörle mücadelede çok önemli bir aşama kaydetme beklentisi mi? 

Bunlar değilse nasıl bir istihbarat vardı?

Harekata gerekçe oluşturan cari istihbaratın yanı sıra, önemli olan diğer bir husus da “harekat sahası istihbaratı”dır. Bölgedeki hedefin sayısal durumu ve niteliği, bölgenin fiziki şartları, saklanma ve barınma noktaları, hem dost hem de düşman açısından örtü ve gizleme imkanları, askerin manevrasına etki eden her türlü etkene dair bilgilerin toplanması vs. harekat sahası istihbaratını oluşturmadan yapılacak bir harekat sürprizler kuşağında cereyan eder ki, hiçbir askeri harekat böylesi bir sürprize (dahası risk faktörüne) razı olunarak icra edilemez. 

O halde, Gare’de ne oldu? İstihbarat yönüyle neler yaşandı? 

Bunların da kamuoyuna açıklanması gerekir.

Her askeri harekat bir “durum muhakemesi” sürecinden geçirilir. Bu durum muhakemesi neticesinde harekatın icrasına yönelik bir “karar” verilir. Bu karar, şu altı sorunun cevabını mutlaka vermelidir: 

Kim, ne maksatla, ne zaman, nerede, nasıl, ne yapacak.

İcra edilen her askeri harekat bu soruların cevabı bilinerek icra edilmelidir. Gare operasyonunda bu soruların cevabı biliniyor muydu? Bir yetkilinin bunu net olarak açıklaması gerekmektedir. (Resmi açıklamalarda bu soruların cevabı verilmiyor.)

Gare operasyonu şehit haberleri ile sona erdi. Hemen ardından ilginç algı operasyonları başladı. Denebilir ki ilk algı açıklaması PKK tarafından yapıldı. Bu açıklamaya göre 12 rehinenin ölümünden kendileri sorumlu değildi. 

Sorumlu Hulusi Akar’dı. Hulusi Akar’ın açıklamasına göre sorumlu, yanlış istihbarat veren MİT. Erdoğan’a göre HDP ve PKK sorumlu. CHP’ye göre sorumlu Erdoğan. Yaşar Güler’in basın açıklamasındaki “sayın komutanımızın direktifleri doğrultusunda” ifadesini dikkate alınca, sorumlu Hulusi Akar. 

Peki asıl sorumlu kim ya da kimler? 

Siyasal sonuçları dikkate alınarak icra edilen bir operasyonda taktik ya da operatif seviyede sorumlular üreterek işi örtbas edemezsiniz. Sahadaki birlik komutanından bomba yağdıran uçakların pilotlarına kadar herkesin sorumluluğu tartışılabiliyorken, operasyonun siyasal hedefini belirleyen karar alıcıların sorumluluğunu göz ardı ederek, vicdanları rahatlamaz ve gerçekleri ortaya çıkaramazsınız. (Enver Paşa’nın Sarıkamış’ta 90.000 askerin donarak ölmesinden sorumlu olması gibi.)

Peki bu harekatın siyasal yönünü nasıl okumalıyız?

Neden-sonuç ilişkileri çerçevesinden bakınca Gare harekatı, hükümetin sözde terörle mücadelesinde yürütülen yanlış politikaların onlarcası sıralanabilecek vahim sonuçlarından birisidir. Fakat olayların seyrine baktığımızda bu işin neden-sonuç ilişkilerinin ötesinde, kurgusal bir altyapısının olduğunu düşünmeden edemiyor insan.

İktidarını devam ettirmek için geleneksel politik mücadelelerden artık bir fayda elde edemeyeceğini düşünen Erdoğan, yeni ve işlevsel bir kaos senaryosunu devreye sokmaktan çekinmeyecektir. 

Bir çok yorumcunun uzun zamandır dillendirdiği iç savaş senaryolarını gelinen noktada artık ciddiye almamız gerekiyor. 

Elinde yaygın ve baskın bir medya gücü bulunduran Erdoğan, bütün imkanlarını seferber ederek, 12 şehidin sorumlusunun PKK olduğunu, zalimce infaz edildiklerini, PKK’nin varlık gayesi ile bağdaşmayan bu eylemi Kürtlerin de lanetlemesi gerektiğini empoze ederek süreci yönetmek isteyecektir. 

Başarılı olursa yeni bir “Kürt açılımı” gerçekleştirerek sandıkta siyasal kazanım elde etmeyi arzulayacaktır. Başarılı olamazsa, yani Kürtler nezdindeki PKK ve HDP sempatisini sonlandıramazsa ülkeyi (ya da en azından ülkenin bir bölümünü) kan gölüne çevirecek bir savaşın fitilini ateşlemekten çekinmeyecektir. Gare harekatı bunun ilk adımı olabilir. Kürtlere yönelik yeni provokatif askeri harekatlar beklenmelidir. 

Bu bağlamda Şeyh Said olayı bir örnek olabilir. Jandarmanın provokasyonu ile Şeyh Said’in misafir kaldığı evde çatışmalar çıkmış ve bazı gruplar protestolar düzenleyince bölgeye ordu sevk edilerek devrin Kürt siyasi hareketi yok edilmişti. Elbette kurulan binlerce darağacının gölgesinde. 

Böyle bir hareket (harekat) başlarsa HDP ile başlar CHP ile sonuçlanır. Karşı devrim matlup noktaya varır. Elbette bu kısım Erdoğan’ın planı. 

Herkesi teyakkuza davet ediyorum. Saraydan kötü kokular yükseliyor.

Roboski faciasından sonra dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel üzerinde oluşturulan baskının bir benzerinin, Gare operasyonu ve 12 şehit hadisesinden sonra Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar üzerinde de oluşturulduğu aşikar. 

Önce Tuğgeneral Serdar Atasoy konusuyla ilgili olarak ortaya atılan “FETÖ’cü generali Hulusi Akar korudu” iddiası, ardından bazı kesimlerce PKK’nın elindeki rehinelerin ölümünden Hulusi Akar’ın sorumlu olarak gösterilmesi konusu üzerinde de spekülatif birçok yorum yapılabilir. Hulusi Akar’ın dikkatleri başka yöne çevirme yeteneğini biliyoruz. Silahlar elinde ve Erdoğan’ın gösterdiği herhangi bir hedef ağır ateş altında kalabilir.

Bir de, dikkat ettiniz mi? Kamuoyunda etki oluşturan her şehit haberinden sonra “dünyayı başlarına yıkacağız” söylemleri havada uçuşur ve göstermelik de olsa bir yerlere kara ya da hava harekatı yapılırdı. Fakat Gare’de 12 şehit hadisesinden sonra ne intikam söylemi güçlü bir şekilde dillendirildi ne de “dünyayı PKK’ye dar edecek” yeni bir harekat gerçekleştirildi. 

Çok daha büyük bir plan mı yapılıyor?

Birkaç husus daha var:

Zor bir arazide, bir mağarada muhafaza edilen rehineleri kurtarmak için 40 uçak mı, yoksa 40 iyi eğitilmiş asker mi kullanmak daha doğru olurdu?

Gare operasyonu ve 12 şehit bağlamında HDP’ye karşı kullanılan söylem, açıkça “siyasal hukuk operasyonu” söylemidir. Partiyi kapatmak üzere belli mekanizmaların harekete geçirilmesi ve en yakın seçimler için etkisiz ve işlevsiz bir hale dönüştürmeye yönelik tutuklamaların yapılması bunun göstergeleridir. 

Hedef HDP’yi kapatmaya giden yolu hazırlamak ise, Ergenekon yeniden operasyona geçmiş ve Erdoğan ile eski defterler açılacak demektir. Oslo’da ne vaat edildi mesela? Barış sürecinde verilen tavizler neydi? Bunlar pişirilen dosyalar.  

Gelinen noktada acilen yapılması gereken şudur:

1. Derhal bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmalı ve konuyla ilgili gerçekler ortaya konarak kamuoyu ile paylaşılmalıdır.

2. 12 rehinenin şehit olmasıyla ilgili detaylı, titiz ve bağımsız bir adli soruşturma yapılmadır.

3. Araştırma ve soruşturmaların sonuçları beklenmeden, kim oldukları kamuoyunca da malum olan siyasi ve askeri bütün sorumlular istifa etmeli ve görevden el çektirilmelidir.


@Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.