Kıbrıslı Türkler’in Avrupa’ya yakınlaşmasının Türkiye’ye ne zararı var?

Kıbrıslı Türkler’in yakın tarihinde, en büyük “dinamik” hiç kuşkusuz Avrupa Birliği üyeliği idi…

74’ten beri “ganimet”le oyalanan toplum uyanmış; 80 binler, hatta 100 binler yollara dökülmüştü…

AB, önceleri Rum tarafını “tek başına” üyeliğe kabul etmek istemiyordu…

ABD’nin öncelik ettiği “proje” çerçevesinde “çözüm ve AB” bir referandumda “iç içe” olarak sorulacak ve Rumlar AB üyeliğine “evet” derken, çözümü de birlikte onaylamış olacaktı…

Türk tarafı, ilk zamanlar “önce çözüm sonra AB” dedi…

Sonra döndü “Türkiye girmeden asla” dedi…

Bizim gönlümüzün olmasını bekleyecek halleri yoktu tabii…

Oturdular, AB zirvesinde “Günü geldiğinde duruma bir bakarız” politikasını ürettiler…

Yani “süreç içinde kim yaramazlık yapıyor, kim çözüme istekli” ona bakmaya karar verdiler…

Baktılar gördüler; Türk tarafı yanaşmıyor, “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak Rum tarafını “tek başına” AB’ye almanın yolunu açtılar…

Adeta Kıbrıslı Türk liderliği, Türkiye ile birlikte Rumları “ite kaka” AB’ye soktular demek, hiç de yanlış olmaz…

Tarih; elbette bize bu yolu “tıkayanları” hiç affetmiyecektir…

Tüm bunları neden anımsattım?

Çünkü, Ekim 20’den beridir AB ile Kıbrıslı Türkler’in “bağlarını” koparmak için Ankara rejimi ile Tatar, ellerinden gelenin fazlasını yapıyorlar…

Her fırsatta yeni bir kriz çıkarıyorlar…

Buna karşın AB, inatla Kıbrıslı Türkler’e finansal ve teknik destek vermeyi sürdürüyor…

Adamlar, onlarca milyon Euro’luk dev projelerle okullarımıza laboratuvar yapıyorlar ama sözümona Eğitim Bakanı, kendinden menkul unvanı mikrofondan söylenmedi diye ortalığı birbirine katıyor…

Akıncı ile Anastasiades’in “hellim” konusundaki uzlaşısı da “iki devlet” inadı yüzünden az daha elimizden kaçırılıyordu…

Bu günlerde ara bölgedeki dev güneş enerjisi parkı projesinde de bizimkiler “biz ayrı devletiz” diyerek “ayrılıkçı kurumsal imza” talep ediyorlar…

Böyle giderse, dev güneş enerjisi parkı yatırımından da dışlanacağız…

Bizim “kafasızlar” sanıyor ki, her projede “iki devlet” diye tutturunca, karşı taraf  “olur paşam, nasıl istersen” diyecek…

Oysa şimdiye kadar her reddettiğimizi AB ile birlikte Rumlar yapmayı sürdürdü, başardı ve biz de uzaktan baktık…

Genetik Hastanesi böyle olmadı mı?

Orayı biz yönetecektik, şimdi hastalarımız içeriye bile alınmıyor…

Hepsi de “ayrılıkçı” politikalar yüzünden…

Bizim aklıevveller sanıyor ki küserek, kaçarak, “Rumlara ceza” veriyorlar…

Oysa; her fırsatta işi yokuşa süren, her projeye zorluk çıkaran Rum elitler, bizimkilerin “ahmakça” tavırlarına kıs kıs gülüyorlar…

Kıbrıslı Türkler de “söke söke” bu hakları koparmak yerine, onların işlerini kolaylaştırıyor, ekmeğine yağ sürüyor…

Güneyin elitleri “Aman ha Türk tarafı tanınmasın” fobisi içinde kıvranmaktan, bizimkiler de miş gibi yaparak “ayrı devlet” demekten büyük keyif alıyorlar…

Atı alan da Üsküdar’ı geçiyor tabii…

Oysa; geçen hafta bu köşede Niyazi Kızılyürek’in anlattığı gibi, Kıbrıslı Türkler, AB’nin makamlarını, kapılarını aşındırmalıdır, bu kaynakların Rum tarafının elinde “monopolize” edilmesine göz yummamalıdır.

Bu konuda Türkiye Dışişleri’nin “katı” ve “ayrılıkçı” tutumu belli ki Kıbrıslı Türk makamlarının elini kolunu bağlıyor…

Oysa Türkiye’nin “Kıbrıslı Türk toplumu”nun Avrupa’da yer almasından ne zararı olabilir ki?

Bırakın, bu toplum orası ile “bağlarını” güçlendirsin…

Avrupa Parlamentosu’nun, geçen yılki “Türkiye İlerleme Raporu”nda yer alan “çağrı” çok önemlidir. Rapor Türkiye’ye diyor ki;

“Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs’ın bir parçasıdır. Kendilerine ait bir yaşam biçimleri var. Bu topluma “alan” bırakın… İçişlerine müdahale etmeyin…”

AB’ye de çağrı yapıyor: “AB’nin bir parçası olan Kıbrıslı Türklerin ekonomik ve sosyal olarak güçlendirilmeleri gerekiyor. AB çok daha etkili biçimde süreci ileriye taşımalıdır.” diyor.

Kıbrıslı Rumlara da şunu söylüyor: “Kıbrıs Cumhuriyeti makamlarının Kıbrıslı Türklerle ilgili konularda yükümlülükleri vardır. Zorluk çıkarmamalı, süreci tıkamamalıdırlar.”

AB’nin Pandemiden etkilenen üyelerine ayırdığı kaynak tam 750 milyar Euro’dur.

“Kıbrıs Cumhuriyeti” de bu bütçeden 1.5 milyar Euro hibe ve kredi alacak.

Kıbrıslı Türklerin bu “para”dan pay almak gibi bir derdi var mı?

Türkiye, bu müthiş “fırsat”ı görebiliyor mu?

Yoksa; dar ufuklu Türk Dışişleri ile Ankara’daki otorite “Gâvur parası”nı günah mı sayıyor?

Eğer öyle ise; 2004 öncesindeki gibi AB yetkililerine yasak koyun…

Türk tarafına geçmelerini engelleyin…

Ne paralarını ne kendilerini istiyoruz deyin…

Türkiye bize yeter de artar, deyin…

BM’ye yaptığınız gibi “Ya bizimle ayrı anlaşma imzalayın, ya da buralardan çekip gidin” diyebilirsiniz…

Yılda 40 milyon Eurocuk “dişimize tırnağımıza yetmez” deyin…

“Yapayalnız” bir toplum yaratın…

Sonra da onu kedinin kuyruğuna bir maşrappa gibi bağlayın…

Küflenmiş beyinlerinizdeki senaryo bu değil mi?

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.