Sadece satış değil, Katar’la iki stratejik anlaşma: Su Yönetimi ve Diplomat Takası

Türkiye ile Katar arasında gerçekleştirilen 6. Yüksek Stratejik Komite Toplantısı sonrasında tek seferde 10 anlaşma birden imzalanması, beraberinde yeni tartışmaları başlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad El Sani’nin kişisel dostluklarının ötesinde devlet ve aile ilişkilerinin de iç içe geçmesi muhalefet tarafından en çok eleştirilen konulardan bir tanesi. İlk olarak 2015’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’a 53 saf kan Arap atı hediye eden Şeyh el Sani 2018’de de Katar Emirliği tarafından satışa çıkarılan ancak Erdoğan çok beğenince Cumhurbaşkanına hediye edilen 500 milyon dolar değerindeki ultra lüks uçak ile bir kez daha Türkiye’de siyaset gündemini karıştırmıştı.

Kamuoyunda ‘uçan saray’ olarak nitelendirilen hediye uçak ile birlikte Cumhurbaşkanlığının VIP uçak filosundaki uçak sayısı 13’e yükseldi. Katar’ın 2010’dan bu yana Türkiye ile yakınlaşan siyasi ve ekonomik ilişkileri ve Erdoğan-Şeyh el Sani dostluğunun ilerlemesiyle Katar sermayesi, fonları, bankaları, medya ve finans kuruluşlarının şu ana kadar Türkiye’deki yatırımlarının 25 milyar dolara ulaştığı hesaplanıyor.

Katar Yatırım Otoritesi’nin (QIA) sahip olduğu 350 milyar dolarlık fon kaynağı dikkate alındığında Türkiye’deki yatırımlar konusunda yapılan eleştirilerin, gösterilen tepkilerin yersiz olduğunu öne süren iktidara yakın medya kuruluşları ‘bu satın almaları ABD ya da Avrupalı şirketler yapsaydı kimseden ses çıkmazdı’ tezini savunuyor.

Ancak muhalefetin eleştirdiği konuların başında Katar sermayesinin Türkiye’de üretim, istihdam artışı, komple yeni yatırım, katma değer yaratacak alanlar yerine, tamamıyla mevcut işletmeleri, zaten faaliyette olan şirketleri satın alması ya da ortak olması geliyor.

İki ülke arasında 27 Kasım’da imzalanan 10 anlaşma içinde yer alan satın alma, devralma, hissedar olma anlaşmaları da bu açıdan öncekilerle benzeşiyor. Doğuş Holding’e ait uzun süredir faal olan İstanbul’un en önemli Alışveriş Merkezleri’nden (AVM) İstinye Park’ın yanı sıra daha önce özelleştirilerek 25 yıllığına Global Yatırım Liman İşletmeleri’ne devredilen Antalya Limanı’nın işletme hakkının devralınması bunlar arasında. 

Ayrıca yine ihalesi yap-işlet-devret yöntemiyle yapılan ve 1,3 milyar dolara 45 yıllık işletme hakkı Rixos oteller zincirinin sahibi Fettah Tamince’ye verilen Haliç Altın Boynuz turizm ve yat projesine ortaklık da bu çerçevede mevcut, devam eden bir yatırıma ortaklık niteliğinde.

Yapılan anlaşmalar arasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüttüğü Türkiye Varlık Fonu (TVF) bünyesindeki Borsa İstanbul (BİST) hisselerinin yüzde 10’unun QIA’ya devri de yer alıyor. Daha önce Nasdaq ve Avrupa İmar ve Yatırım Bankası (EBRD), BİST’te yüzde 17 paya sahipti. Önce Nasdaq geçen yıl da EBRD bu hisselerini sattı. 

New York’ta devam eden Halkbank davasında tutuklu yargılanarak hüküm giyen ve hapis cezasını tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönen Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla, TVF tarafından BİST Genel Müdürlüğü’ne atanınca EBRD hissedarlıktan çekilme kararı almıştı. EBRD’nin yüzde 10’luk payını devralan TVF’nin BİST’teki hissesi yüzde 90,6 düzeyine çıktı. Şimdi Katar’lı QIA’ya satılan yüzde 10’luk payın ardından TVF’nin hissesi de yüzde 80,6’ya indi. Ekonomi kulislerine ve piyasalara sızan bilgilere göre QIA’nın yüzde 10 hisseyi piyasa değerinin yaklaşık iki misline, 150 milyon dolara satın aldığı iddia ediliyor.

Katar ile yapılan satış, hisse devri, ortaklık vb. anlaşmaları içerisinde en çok dikkat çeken ve tartışma yaratan ikisi ‘Su Yönetimi Mutabakatı’ ile ‘Diplomat Takası’ anlaşmaları.

Tarım ve Orman Bakanı Bakanı Bekir Pakdemirli ile Katar Enerji İşleri Bakanı Saad Bin Sherida El Kaabı arasında imzalanan ‘Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Katar Devleti Hükümeti Arasında Su Yönetimi Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptı’ Devlet Su İşleri (DSİ) ile Katar arasında su yönetimi için işbirliği yapılmasını, ortak strateji ve politikalar belirlenmesini öngörüyor.

İçeriği kamuoyuna açıklanmayan Su Yönetimi anlaşmasının detayları bilinmiyor. Ancak yansıyan bazı bilgiler, tarımsal sulamadan, baraj ve Hidroelektrik Santrallarına (HES), dere-çay ve ırmakların, sulama göletleri ile göllerin, mineralli memba suyu kaynaklarının yönetimi, işletilmesi, kullanımı konusunda Katar’la ortaklık ve birlikte işletme tesisleri kurulacağı yönünde.

Katar’ın su kaynaklarının yetersizliği, deniz suyunu arıtarak su gereksinmesinin karşılandığı göz önünde tutulduğunda Türkiye’nin su kaynaklarının ortak yönetiminin stratejik önemde bir mutabakat olduğu anlaşılıyor. Özellikle AKP döneminde iktidara yakın çok sayıda müteahhide verilen lisanslarla başta Karadeniz bölgesi olmak üzere Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, Ege’de çok sayıda HES ve JES (Jeotermal Enerji Santralı) inşa ediliyor. 

DSİ tarafından Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), Konya Ovası Projesi (KOP), Doğu Anadolu Projesi (DAP) gibi geniş çaplı tarımsal üretim, sulama, kalkınma amaçlı entegre projelerle sulama kanalları, göletler, barajlar yapılıyor. Bu projelerin büyük kısmına yöre halkı, Mimar-Mühendis Odaları, sivil toplum platformları su kaynaklarının kurutulduğu, doğal dengenin bozulduğu vb. gerekçelerle itiraz ediyor ya da dava açıyorlar.     

Dolayısıyla dünyanın önde gelen ‘su fakiri’ ülkelerinden birisi olan Katar ile su yönetimi konusunda nasıl bir işbirliği yapılacağı, Katar’ın bu konuda Türkiye’ye nasıl katkı sağlayacağı, akıl vereceği sorgulanmaya muhtaç henüz açıklanmış değil. Muhalefet sözcüleri imzalanan Su Yönetimi Anlaşması’nın detaylarının ve Katar’a sağlanan imtiyazların kamuoyuna açıklanmasını, TBMM’nin bilgisine ve onayına sunulmasını talep ediyor.

İmzalanan anlaşmalarla ilgili yapılan resmi açıklamada ‘Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Diplomasi Akademisi ile Katar Devleti Dışişleri Bakanlığı Diplomasi Enstitüsü Arasında Diplomat Değişimine İlişkin Mutabakat ve Niyet Beyanı’ da dikkat çeken bir diğer belge.

Dışişleri Bakanlığı’nın diplomat, büyükelçi, konsolos, meslek memuru alımları sonrasında yeni alınan personelin en az 3 aylık kurum içi eğitime tabi tutulduğu Diplomasi Akademisi ve Katar Diplomasi Enstitüsü arasında diplomat değişiminin amacı merak konusu. 

Dışişleri Bakanlığı’nın uzun süredir işlevsizleştirildiği yeni yönetim sisteminde atama kararnamelerinde dışişleri personelinden çok kritik başkentlerde eski AKP’li milletvekilleri büyükelçi olarak görevlendiriliyor. Dışişlerinin ve yetişmiş, deneyimli bakanlık personelinin pasifize edildiği bir süreçte şimdi bir de Katarlı diplomatların takas yoluyla Türkiye’ye geleceği diplomasi akademisi ve bakanlıkta görevlendirileceği öne sürülüyor. 

İktidara yakın işadamlarının şirket ve holdinglerine, devletten aldıkları uzun süreli, özel imtiyazlı projelere Katar’lı şirketler ya da fonlar ortak edilip, hissedar olurken su yönetimi ve diplomasi gibi kritik-stratejik alanlarda da Katar’a alan açılması dikkat çekiyor. 

Nitekim CHP sözcüsü Faik Öztrak, en sert tepkilerden birisini göstererek ‘Bu gidişle Türkiye’nin tapusunu da Katar’a verecekler’ açıklamasını yaptı.

İktidarın Katar’a endeksli yaklaşımının giderek ağırlık kazanması Katar ile sorunlu diğer zengin Körfez ülkelerinin Türkiye’den uzak durmalarına, yatırımdan vazgeçmelerine de zemin hazırlıyor. Suudi Arabistan’ın Türk ihraç mallarına ve ülkedeki ihalelerde Türk müteahhitlerine yönelik ‘gayriresmi’ ambargosu yaygınlaşırken, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn gibi ülkeler de ekonomik ve siyasi ilişkilerini askıya alma yoluna gidiyor. Suudi Arabistan vatandaşlarına Türkiye’den gayrimenkul satıl almama, mevcut olanları da elden çıkartma telkininde bulunurken, BAE 13 ülke ile birlikte Türk vatandaşlarına da ‘güvenlik’ gerekçesiyle seyahat ve vize yasağı getirdi.

Dolayısıyla Türkiye ekonomisi ve iktidar üzerinde Katar sermayesi ve Şeyh el Sani’nin etkinliğinin genişlemesi, Katar’a finansal ve yatırım bağımlılığının belirginleşmesinin, bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilerin yanında, dış politika ve ekonomi üzerinde de yansımaları gözleniyor.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.