Çin ve İstanbul Kanalı

26 Haziran 2021'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kanal İstanbul projesinin resmi açılışını yaptı. Erdoğan’ın bu son mega projesi ile Marmara Denizi ile Karadeniz arasında yaklaşık 15 milyar dolarlık tahmini bir maliyetle 45 kilometrelik bir kanal inşa edilecek. Projeyi de Türkiye ekonomisinin birçok zorlukla karşı karşıya olduğu bir dönemde başlattı. 

Türkiye'nin Avrupa Birliği ve ABD ile olan gergin ilişkileri, rekor düzeydeki yüksek dış borç seviyeleri, Türk ve yabancı borç verenlerin çoğunu bugüne kadar bu projeden caydırdı. Bazı potansiyel yatırımcılar ise projenin finansal uygulanabilirliği konusunda şüphelerini dile getirdiler.

Ancak tüm bu endişelere ve zorluklara rağmen Çin, kanala yatırım sözü veren tek büyük yabancı yatırımcı olarak öne çıktı. Hatta gazeteci Jale Özgentürk gibi bazı gözlemciler, Çin'in desteği olmasaydı Erdoğan’ın projenin başladığını geçen ay açıklamayacağını bile savunuyor.

Bu duyurudan itibaren, Türk kamuoyu projeye destek ve muhalefet konusunda hararetli tartışmalara girdi. Ancak, Çin'in bu projeye destek motivasyonunun arkasında ne olduğuna yeterince dikkat etmedi.

Bu makale, Çin'in Türkiye ile genel ilişkileri bağlamında böyle bir taahhüdünün risklerine ve faydalarına ayrıca şu anda tüm dünyada Kuşak ve Yol Projesi olarak bilinen daha geniş küresel ekonomik stratejisine bakarak Çin'in Kanal İstanbul projesi için ana yabancı yatırımcı olarak hizmet etme motivasyonunu analiz edecektir.

Son yıllarda Türkiye'nin en önemli ekonomik ortaklarından biri olarak ortaya çıkan Çin, iki ülke arasındaki ikili ticaret hacmindeki istikrarlı artışın yanı sıra, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Üçüncü Boğaz Köprüsü, Marmaray Tüneli ve İstanbul Havalimanı gibi mega projelerinde de önde gelen yatırımcı olarak göze çarpıyor. Daha da önemlisi son yıllarda birçok kez, Çin finansal yatırımları, Türk Lirası'nın sert bir çöküş yaşamasını da engelledi.

Bu projelere ve şimdi de Kanal İstanbul‘a yapılan yatırım, Çin'in ekonomik bir ortak olarak Türkiye'ye verdiği önemi temsil ediyor. Yabancı yatırımlar için çekici ve misafirperver bir ortama sahip olmasının yanı sıra, Türkiye'nin coğrafi konumu, Çin'in Kuşak ve Yol Projesi’ni Avrupa’ya bağlaması için çok önemlidir. 

Bu nedenle, yukarıda bahsedilen mega projelerin, iki bölge arasındaki kara bağlantısı için bir orta koridor olan Türkiye üzerinden Asya ve Avrupa arasındaki demiryolu ve karayolu taşımacılığını geliştirmesi şaşırtıcı değil. Çin ayrıca Türkiye'yi ticari limanlar ağına dahil etmek için Marmara Denizi'nde bulunan İstanbul yakınlarındaki Kumport ticari deniz terminaline de yatırım yaptı.

Ancak, Kuşak ve Yol Projesi’ne daha geniş bir çerçeveden bakıldığında Kanal İstanbul Türkiye'deki diğer Çin yatırımlarından birkaç yönden farklılık gösteriyor. Birincisi, Çin'in ticaret ve taşımacılığına katkısı, İstanbul Boğazı'ndaki ulaşım darboğazlarını iyileştiren önceki projeler kadar önemli değil. 

Üçüncü Boğaz Köprüsü ve Marmaray Tüneli'nden farklı olarak, Kanal İstanbul kuzey-güney yönünde uzanmaktadır ve bu nedenle Rusya ve diğer Karadeniz kıyı devletleriyle olan ekonomik ilişkilerinde sadece Çin'e yardımcı olabilir. Çin'in bu bölgeyle ticareti o kadar önemli değil ve Rusya'nın Çin'e yaptığı petrol ve doğal gaz ihracatı zaten Sibirya'dan boru hatlarıyla yapılıyor. Ayrıca, Boğaziçi zaten var olduğundan Çin'in Karadeniz bölgesine kargo sevkiyatındaki herhangi bir iyileşme marjinal kalacaktır.

Bir diğer önemli fark ise kanalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türkiye'nin iç siyasetindeki önceki mega projelerinden daha tartışmalı görünmesi. 2023 cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça kanal projesi ile Türkiye daha politize olacak ve cumhurbaşkanlığı tartışmalarında ön plana çıkacaktır. Bu nedenle, kanal daha fazla siyasi riskle karşı karşıya kalabilir ve kaderi seçimin sonucuyla yakından bağlantılı olabilir. Diğer bir deyişle, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve partisi yaklaşan cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinde başarısız olursa projenin sona erme riski var.

Ayrıca kanalla ilgili artan tartışmalar, Türk kamuoyunun kanal projesinin ana finansörü olan Çin'e yönelik olumsuz düşüncelerini artırabilir. Çin, Sincan eyaletindeki Uygur Müslümanlarına yönelik muamelesi nedeniyle bazı muhalif politikacılar ve sıradan vatandaşlar tarafından şimdiden ciddi bir eleştiri hedefi haline geldi. 

Kanal İstanbul ile Türkiye'deki diğer Çin yatırımları arasındaki üçüncü fark, Rusya'nın muhalefetinden kaynaklanmaktadır. Çin'in önemli bir ekonomik ve stratejik ortağı olan Rusya, askeri ve güvenlik gerekçeleriyle kanalın inşasına karşı çıkıyor. Kanal İstanbul’un ABD ve NATO'ya Karadeniz'e daha kolay erişim sağlamasından endişe ediliyor. Çin, bu projeye yatırım yaparak Rusya ile bir miktar gerilim yaşama riskini alacak.

Bu olumsuz faktörlerin, Çin'in Türk hükümeti ile gelir paylaşımı düzenlemelerinden oluşacak kanal projesine yatırım yapmaktan elde edeceği doğrudan getirilerden daha ağır basması muhtemeldir. 
Ancak, ticari gemilerdeki geçiş tarifelerinin ya önemli olmaması veya yeterli gelir getirmemesi muhtemeldir. Çünkü geçiş ücreti çok yüksek tutulursa birçok gemi bunun yerine Boğaziçi'ni kullanmaya devam edebilir. Bununla birlikte, diğer birçok Kuşak ve Yol projesinde görüldüğü gibi, Çin hükümeti bu tür projelerin birçok uzun vadeli ve dolaylı faydasını hesaba katmaktadır.

Çin için bu dolaylı faydalardan biri, Çinli firmaların kanal çevresindeki yeni kentsel ve ticari bölgelerde daha karlı gayrimenkul yatırım fırsatlarına katılabilecek olmalarıdır. Bu büyük ölçekli projelere katılımdan yalnızca Çinli inşaat firmaları değil, aynı zamanda birçok Çinli vatandaş ve işletmenin yeni oluşturulan kentsel alanlarda mülk satın alması ve iş yapması bekleniyor.

Çin, Kanal İstanbul projesinde hayati bir rol oynayarak Türk hükümetiyle diplomatik ve ekonomik bağlarını daha da güçlendirecek. Çin, Doğu Akdeniz ve Balkan bölgelerine yoğun yatırım yapıyor. Görünen o ki, Çin hükümetinin teşvikiyle birçok Çinli firma, tüm bölgedeki operasyonları için Türkiye'yi bölgesel merkez olarak kullanıyor. Çin'in Kanal İstanbul’a katılımı, Türk hükümetinin bu Çinli işletmelere karşı daha olumlu ve destekleyici bir görüş vermesiyle sonuçlanacak.

Muhalefet partilerinin aksine, Erdoğan hükümeti son zamanlarda Uygur etnik grubu konusunda Çin'e karşı daha az eleştirel bir politika benimsedi. Bu düşük ton, büyük ölçüde Türkiye ile Çin arasında artan ekonomik ilişkilerin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan hükümetinin Çin yatırımlarını takdir etmesinin bir sonucudur. 

ABD ve Avrupa ülkelerinin Uygurların insan haklarını daha fazla desteklediği bir dönemde, Türkiye'nin daha dostane duruşu çok önemlidir ve Çin'in Kanal İstanbul projesine olan desteğini kısmen haklı çıkarır.

Genel olarak, Çin'in Kanal İstanbul projesine desteğinin kısmen, kanal projesini 2023’deki cumhurbaşkanlığı seçiminde yeniden seçilme hedefinde kritik bir faktör olarak algılayan Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilişkilerini sağlamlaştırmaya yönelik olduğu görülüyor. Ancak bu yatırım aynı zamanda Çin'in Türkiye ekonomisine katılımını derinleştirecek ve Türkiye'yi Doğu Akdeniz ve Avrasya'daki Kuşak ve Yol Projesi’ne daha derinden entegre edecektir. 

ABD'nin, Avrupa ülkelerinin Çin'e ekonomik bağımlılığını azaltmak için çok çalıştığı bir dönemde, Türkiye, Çin hükümeti için o kadar önemli görünüyor ki, Pekin, Kanal'ın inşasını destekleyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı memnun etmek için Rusya ile gerilim yaratma riskini dahi göze almaya hazır görünüyor.

Rusya'yı üzmekten daha da önemlisi Çin, Türk halkının Kanal İstanbul'a karşı duyarlılığını da dikkate almalıdır. Çevresel kaygıların ışığında, bu duygular oldukça kutuplaşmış görünüyor. Türkiye'de bazıları, kanal ve diğer Çin yatırımlarının Türk ekonomisini desteklediğini ve Batı yaptırımlarının olumsuz etkisini azalttığını düşünüyor. Diğerleri, bu projelerin Türkiye'nin ulusal çıkarları pahasına Cumhurbaşkanı Erdoğan'a fayda sağlamasından endişe duyuyor. 

Erdoğan'ın Çin'den destek alarak Batı ile diplomatik ilişkileri tehlikeye atan bir çatışma politikası izlediğinden endişe ediyorlar. Çin'in Kanal İstanbul’a desteği Çin'e yönelik olumsuz duyguları artırması ve muhalif siyasi partilerin bu duyguları istismar etmesi kesindir. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve partisi önümüzdeki 2023 seçimlerinde başarısız olursa, yeni siyasi liderler hızla büyüyen bu ikili ilişkileri küçültebilir.


Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.