Biden’ın zaferiyle Erdoğan’ın altındaki zemin kayarken…

Joe Biden ve Kamala Harris’in önderliğinde Demokratların zaferiyle sonuçlanan ABD seçimleri, dünyadaki derin istikrarsızlığa en büyük katkıyı sunan Trump dönemini de kapatmış oluyor. 

Her ne kadar ocak ayındaki görev devir teslim tarihine kadar ABD içinde sosyal ve idari kargaşanın sürme olasılığı güçlü olsa da, Trump ve ekibi, seçim sonucunun estirdiği rüzgâr karşısında duramayacak. Er veya geç, Beyaz Ev’in kapıları seçilmiş yeni yönetime açılacaktır. 

Ne ABD idari geleneği, ne yeni sosyal dalga, ne yargı ne de medyanın benimsediği tutum, farklı bir senaryoya izin verecektir.

Biden-Harris döneminde bizi ilgilendiren en önemli soru Türkiye-ABD ilişkilerinin nasıl bir boyut kazanacağı ile ilgilidir. 

Kara lekelerle dolu bir sayfa kapandı mı? Washington-Ankara arasında öncekinden çok farklı, yepyeni bir dönem mi başlayacak? ABD’deki köklü format değişimi Türkiye’yi demir pençesi altına almış olan AKP-MHP iktidarı açısından nasıl bir geleceği işaret ediyor?

3 Kasım ABD seçimlerinin, tarihinin en derin sistem krizinin içine sürüklenmiş bulunan Türkiye için bir tür “erken seçim” olduğunu öne sürmek abartı sayılmamalıdır. 

Sebebi açıktır. Köklü ittifak geleneğine dayanan iki ülkenin ilişkileri son dört yıldır Cumhurbaşkanı Erdoğan ile sabık ABD Başkanı Trump arasındaki diyaloğa sıkışmış, sadece o kanaldan işlemiş, ilerlemişti. 

TBMM Araştırma Komisyonu'nun AKP tarafından örtbas edilen raporu tarafından arka planının bulanık olduğu vurgulanan, hemen peşinden OHAL’i getiren 15 Temmuz kısmi askeri kalkışma girişiminin yaşandığı, Trump’ı iktidara taşıyan 2016 yılından beri, iki müttefik arasındaki geleneksel kurumsal bağlar ve daha önemlisi güven zemini eriyerek kaybolma noktasına geldi. 

Şahsi ve ailevi menfaatlerini ülkelerinin iç istikrar, itibar, güvenilirlik ve ulusal menfaatlerinin önüne geçiren Trump ve Erdoğan arasındaki bu ikili ilişki Türkiye’nin kaderini de pek çok bakımdan ABD seçimlerine bağlamıştı. 

Biden-Harris ikilisini iktidara taşıyan oylar, esasen Washington’da hemen her devlet kurumunda ve Kongre’nin her odasında bir “nefret objesi” hâline gelmiş olan Erdoğan’ın, ABD başkentinde mevcut tek kişiyle olan bağlarını da kopardı. 

Trump’ın yenilgisi, bu bakımdan, aynı zamanda Erdoğan’ın da yenilgisidir. 

Ankara’nın, seçim zaferi dolayısıyla Biden-Harris ikilisine tebrik mesajı göndermede bu başyazının yazıldığı ana kadar ayak sürümesi de bu gerçeğin dolaylı itirafıdır.

Trump’ın yenilgisiyle Batı ve Arap dünyasıyla sert restleşmeleri yüzünden iyice yalnızlaşmış olan Erdoğan yönetiminin yalnızlığını artık mutlak kılıyor. Türkiye lideri, kendisine güvenmeyen bir Rusya ile yüz yüze. Ankara hükümeti ve kurumları, Katar ve Pakistan’la birlikte, ucu şiddete açık bırakılmış bir Islamcı cihatçılık boyutunda aynı kümededir. Ötesinde, Erdoğan’ın hâkimiyet kurduğu devlet yapısı için “başıbozuk” (rogue) sıfatı daha sık kullanılır hâle gelmiştir.

Şimdi, hem dünya açısından, özellikle de Türkiye açısından yepyeni bir dönem başlıyor. Ocak ayından itibaren AB, Arap Birliği ve Güney Amerika genelinde, rayından çıkmış olan uluslararası ilişkiler tablosunun restorasyonu için çabaların yoğunlaşacağına tanıklık edilecek. 

İstikrarı bozan Covid-19, İslamcı şiddet, otoriter popülizm ve iklim krizi alanlarında ortak zemin genişleyecek. Yönetimi boyunca insan hakları ve özgürlüklerle zerre kadar ilgilenmeyen Trump’ın aksine, Biden-Harris yönetimi, başta Erdoğan Türkiye’si olmak üzere, otokrasiye rehin düşmüş müttefiklerle temel insani değerler üzerinde yeni, koşullu, kararlı ve ısrarlı bir ilişki kuracaktır.

Erdoğan ve Bahçeli iktidarının, Biden yönetimi ile ilişki kurarken, “Türkiye’nin jeopolitik önemi” ve “bizim vazgeçilmez koşullarımız” tipi argümanlarda ısrar etmesinin karşılık bulması pek gerçekçi görünmüyor. 

Erdoğan’ın “dış dünyayı anlamama-blöfle meydan okuma” ekseninde geliştirdiği “rehine diplomasisi”, Halkbank dosyasında simgesini bulan derin yolsuzluk siyaseti, S-400’leri test etmeye kadar varan NATO’dan kopma serüveni, bölgedeki yayılmacılığı, cihatçı sponsorluğu-ihracatı, korumalara ABD başkentinde protestocu dövdürme ve onbinlerce muhalifi sudan sebeplerle hapiste tutma gibi konular ABD Demokrat yönetiminin Ankara’ya yaklaşımında kırmızı çizgiler oluşturacaktır. En önemlisi, Trump’ın sarstığı ABD adalet ve yargı sistemi üzerindeki siyasallaşma örtüsü kalkacaktır.

Bunun yanısıra Biden, iki ülke ilişkilerindeki konu başlıklarının başkanlar düzeyinde kişisel olarak, telefonlaşmalarla değil, ilgili bakanlar ve kurumlar düzeyinde konululmasında koşulsuz derecede ısrarlı ve kararlı olacaktır. 

Her uluslararası ilişkiyi kişiselleştirme yanlısı olan Erdoğan’ın “süreçleri şahsen yönetme” dengelerini bunun daha da bozacağına kesin gözüyle bakmak gerekir.

Yeni Demokrat yönetim, Erdoğan ve AKP’ye Obama yönetiminden çok daha farklı bakıyor olacak. 

2002-2011 arasında ABD ve dış dünya, Erdoğan ve arkadaşlarının iktidarını izlemeye değer bir deney olarak görmüş, İslam ile demokrasiyi bağdaştırıp bağdaştırmayacağı konusunda esnek bir siyaset izlemişti. 

Ancak 2011 sonrasında iktidara hakim olan iki Sünni yapının, Milli Görüş ve Gülen Hareketi’nin sergilediği icraat ve sonunda şiddetli ayrışması, Erdoğan’ın partiyi ve ülkeyi tek hakim güç olarak ele geçirmesi, Türkiye’de yaşanan muazzam kutuplaşma ve halen artmakta olan baskı siyaseti, kalıcılık kazanan otoriteleşme, Erdoğan ve destekçileri ne kadar inkar ederse etsin, temsil ettikleri Islamcılık ve demokrasi karşıtı aşırı milliyetçiliğin hanesine bir daha silinmemek üzere yazılmıştır. 

ABD seçimlerinin sonucu, küresel düzlemde İhvancılığın da bir demokrasi tehdidi faşizan hareket olarak sonuna gelinmekte olduğunun işaretidir. 

Türkiye’deki dağınık, kimlikçi muhalefetin de yeni dönemi iyi okuması, ve akıntısına kapıldığı anti-Batı eksenli tecritçilikle yüzleşerek, iktidara karşı stratejisini netleştirmesi, Türkiye-ABD ilişkilerini belirleyecektir. Trump’ın keyfi yönetimini, Biden-Harris çevresinde toplanan muazzam, karma bir sosyal koalisyon yıktı. Başta CHP, Türkiye muhalefetinin bundan çıkarması gereken dersler var.

Biden, başkanlığı kazanması ardından yaptığı konuşmada, “Amerika’da şeytanlaştırma üzerine kurulu bu acı döneme son vermeliyiz. Şimdi yaraları sarma zamanıdır” dedi. Şimdi soru, Biden’ı tebrik etmemekte direnen Erdoğan’ın bu mesajı nasıl okuyacağında kilitleniyor. 

Bundan sonrası, sert bir ekonomik çöküşün eşiğine getirdiği, dış dünyada yapayalnız kıldığı Türkiye’de şahsi “bekası” üzerine kötü rüyalar gören Türkiye Cumhurbaşkanı'nın, hangi adımları hangi yöne atacağı ile ilgilidir. Reflekslerle hareket ederek, yeni başkanın Beyaz Ev’e beklendiği ara dönemde, blöf ve kumara dayalı maceraperest siyasetlerle alan ve zaman kazanmaya yönelirse, bundan en büyük zararı Türkiye görecektir.

Top, Beştepe’deki Saray’ın sahasındadır; Beyaz Ev’in bahçesinde değil.

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.