Atina’da bir büyük sergi: ‘Küçük Asya Felaketi’ ve İzmir 1922

“İzmir’in Kurtuluşu”… “İzmir Felaketi”… Anadolu’yu Yunan askeri güçlerinin işgali ardından yaşanan savaşın Ağustos/Eylül 1922’deki “büyük finali” Ege’nin iki tarafında her zaman olduğu gibi bu ifadelerle kutlandı veya anıldı birkaç hafta önce. Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı ardından fiilen çökmesini izleyen üç savaşın en önemli iki artçısı, Türkiye’nin cumhuriyet sistemine geçişine tüm kapıları açması ve Osmanlı’nın kadim Hristiyan tebaası Yunanların önce zorla, ardından da mübadele yoluyla yerlerinden yurtlarından edilmesi olmuştu.

9 Eylül 1922, İzmir’de milliyetçi dozu ve coşkusu yüksek bir konserle kutlanırken, bu kritik olayın yüzüncü yıldönümü Atina’da o günlerde açılan çok kapsamlı bir sergi ile anılıyor. “Küçük Asya” başlıklı sergi, Benaki Müzesi’nin zeminindeki tüm mekanları kaplayan büyüklükte.

Bu olayla ilgili daha önce de bazı ufak tefek sergiler olmuştu, ama bu kez sadece İzmir 1922 kısmıyla yetinilmemiş, Anadolu’daki Yunan varlığının köklerine inilmiş. Benaki sergisi salon salon uzanıyor ve dört ana bölümden oluşuyor:

“Helenizmin Altın Çağı”, “Baskı Dönemi”, “Büyük Felaket” ve (Savaştan kurtulan mültecilerin Yunanistan’a yerleştirilmesi ve entegrasyon çabalarını anlatan) “Yeniden Doğuş”.

Hikaye, 1000’den fazla obje ve bir kısmı video ve hareketli duvar akışları olmak üzere 500’den fazla görsel malzeme ile zenginleştirilmiş. Dil gayet nötral ve nesnel. Resmiyet dışı tarihsel söyleme özellikle dikkat edilmiş. Herhangi bir propaganda içeriğine rastlamadım.

Ziyaretçi, ayrıntılara sergide tanıklık edecektir, ama kısaca aktarmak gerekirse, tarihin derinliklerine açılan antik dönem anlatılarından, Anadolu’nun aslında batıdan gelen Yunanlar tarafından istila ve kolonize edildiğini anlıyoruz.

Yani, ortada, doğudaki Ermeniler gibi bir kadim halk topluluğu yok. O bereketli toprakları işgal edip işleyen; İyonya, Bithinia, Galatia’dan içlere yayılarak Kapadokya ve Pontos’a yerleşerek, binlerce yıl içinde “oralı” olan, daha sonra da 500 küsur yıl boyunca Osmanlı tebaası olarak 1922’ye kadar işbilir, çalışkan, üretken, kültürel açıdan köklü bir Hristiyan halk topluluğundan söz ediyoruz.  Bu uzun süreçte İzmir (Smyrna) ve Atina gitgide önem kazanan ticaret uğrakları. 1900’lerin başlarına gelindiğinde Smyrna, Vourla (Urla), Aivali (Ayvalık), Adramitti (Edremit) ve Çeşme, Yunan (üst) orta sınıflarının yerleşip serpildiği merkezler.

harita

1910’larda İzmir’in nüfusunun yarısına yakını Yunan tebaası Osmanlılardan oluşmaktaymış. Geri kalan yarısının önemli bir kısmı da Yahudiler ve Ermeniler. Levanten ve Türkler ise azınlıkta. Ama kentteki refah, herkese yetecek düzeyde. O haliyle İzmir ve diğer Ege kasabalarının hayat tarzı ve kültürel canlılık açısından Batı Akdeniz kentlerinden pek bir farkı yok.

izmir

İzmir’de en az üç Yunanca gazete çıkıyormuş: Prodos, Ionia ve Smirni.

gazete

İkinci bölümde 1900’lerle başlayıp hız kazanan “zulüm ve baskı” döneminin kronolojik dökümü var. 1908 Osmanlı meclisinde yer alan 22 Yunan mebusunun fotoğrafı, o kısa süreli özgürlük ve çoğulculuk yıllarının ruhu ile ilgili çarpıcı bir örnek. Sergide baskıların “miladı” olarak  1912 Balkan Savaşı ve ardından İttihatçıların İstanbul’da başlattığı “Türkiye Türklerindir” kampanyası gösteriliyor.

izmir

Bunun sonucu olarak, 1912’de Trakya, bir yıl sonra da Ege’den yaklaşık yarım milyon Osmanlı tebaası Yunanların “çıbanbaşı” olarak köklerinden sökülüp Yunanistan’a tehciri, birbirinden çarpıcı fotoğraflarla anlatılmakta. İçlerinde bir “1914: Merzifon’da Anadolu Koleji’nin öğretmenleri” fotoğrafı var ki, o dönemin iç Anadolu’sunun medeniyet tablosunu tek başına tasvir etmeye yetecek canlılıkta.

izmir

Serginin en geniş bölümü, “Büyük Felaket”e ayrılmış. Burada Anadolu’yu Yunan askeri işgaline maruz bırakan iç ve uluslararası gelişmeler, benim daha önce pek görmediğim türden foto ve belgelerle çarpıcı bir takvim akışı içinde anlatılıyor. İşgalin ilk bölümü, İzmir’de Yunan güçlerinin kentliler tarafından coşku ile karşılanması, ilk Türk direnişi, öte yandan Batı liderlerinin Büyük Savaş sonrası Çarlık Rusyası ve Osmanlı’nın çöküşü ardından yaşadığı  tartışmalar, Sakarya’ya kadar ilerleme, askeri hatalar, ve rüzgarın Mustafa Kemal güçlerinin lehine dönmesiyle başlayan “Büyük Ricat”.

izmir

Sefil görüntüleriyle Yunan savaş esirleri.. İzmir halkını yaklaşan Türk birliklerine karşı korunma amaçlı organize etmek yerine 24-25 Ağustos’ta keti terkeden Yunan ordusu… Ve, Ve, korku içinde çevre kasaba köylerden gelen Hristiyan Osmanlı tebaasının da yığıldığı İzmir’de Osmanlı tebaası oldukları halde, korumasız ve çaresiz halde, endişe içinde bekleşen sivil halk…

izmir

Ermeni mahallesinde başlayan, bir hafta süren yangının arşiv videoları, serginin tüyler ürpertici bir bölümü. Kül yığınına dönüşen görkemli Aghia Photini kilisesi, ölümü an be an soluyan, çoğu yoksul sıradan insanlar ve yüzlerce, binlerce yetim.

“Denize dökülenler” Yunan askerleri değil, bunlar.

izmir

Savaşın nasıl bir trajedi olduğunu anlamak için bu bölümde biraz vakit geçirmek gerekiyor.

Son bölümde, bir kısmı malını mülkünü bırakmış, bir kısmı pılı pırtıyla kaçabilmiş, yaklaşık bir buçuk milyon insanın kamplarda toplanması ve Yunanistan’ın farklı bölgelerine sevkıyatına dair resimler, belgeler, kayıtlar var. Aynı din ve dili paylaşmalarına rağmen Osmanlı Yunanları “anavatan”da pek konukseverlik görmüyor, yabancılaştırılıyorlar.

Ve en son “Yeniden Doğuş” bölümünde, bu topluluğun fertlerinin kendi mesleki birikimlerini, kültürel miraslarını nasıl canlandırdıklarını görüyoruz. İlginç olan, Osmanlı’da kendisine yer açmış tüccar ve sanayicilerin, yeni vatanlarında nasıl yükselişe geçtiklerini anlatan kısım. İzmir’i 16 yaşındayken terkeden Aristotle Onassis’i bir yana bırakalım, başka büyük isimler var. Mesela Niğdeli Bodossakis Athanasiadis, PYRKAL adlı şirketiyle barut-fişek üreterek Yunanistan’ın stratejik sanayi yapısında en önemli figür oluyor. İzmirli Papadopulos ailesi, Atina’da bisküvi üretiminde tüm rakiplerinin önüne geçiyor. Yorgos Moraitis ile Kostas Kanaroglou’nun ecza alanında, Elefterios Saridis de mobilyacılıkta dünya markası olmakta güçlük çekmiyorlar.

Eh, tabii bu bölümde bir de İzmir’i bir zamanlar şenlendiren Rebetiko’cular var; onları atlamak mümkün mü? Besteci Panayotis Toundas, Vangelis Papazoglou, Steliakis Perpiniadis, efsanevi Vamvakaris ve niceleri…

izmir

Sergiyi gezerek “idrak etmem” iki saatim aldı. Tek bir eksiği var: Yunanca ve İngilizce metinlerin yanında Türkçe metinler de olmalı (idi). Çünkü bu sergi, sadece Yunanlara hitap eder nitelikte değil, bir diğer hedef kitlesi de, resmi söylemin etkisinde kurtulamamış, ama merakını koruyan, Türkiye’den gelen ziyaretçiler.

Eğer yolunuz Atina’ya düşerse bu sergiye uğrayın: Zihin açıcı, tarihimizin ne kadar ortak olduğunu teyit eden, acıları paylaşmaya davet eden, gayet düzgün bir iş. Umarım yakında bu sergiyi İzmir ve Istanbul’a da taşıyıp açmak mümkün olur.

___________________

İzmir tarihi üzerine okuma önerileri:

İzmir 1830-1930 / Marie-Carmen Smyrnelis (İletişim)

izmir

Kayıp Cennet Smyrna 1922 / Giles Milton (Şenocak)

izmir

İzmir 1922: Bir Kentin Yıkımı / Marjorie Housepian-Dobkin (Belge)

izmir

Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları / Dora Sakayan (Belge)

izmir
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.