İsveç seçimleri: Geleneksel sağ ve sol bıçak sırtında

İsveç, tarihinin en ilginç seçimlerinden birine hazırlanıyor. 11 Eylül akşamı sandıklardan çıkacak sonuç, alışılmışın dışında bir siyaset fotoğrafı çıkarabilir.

Haftalardır yoğun bir seçim kampanyası yürüten partiler karşılıklı iki bloğa ayrılmış durumda. Bunlardan biri, geleneksel merkez sağı oluşturan “Moderat” Parti ile Hıristiyan Demokratlar, Liberal Parti ve aşırı sağcı SD’den (İsveç Demokratları) oluşmakta.

Kamuoyu yoklamalarına göre “ırkçı parti” SD, Sosyal Demokrat Parti’den sonra ikinci büyük parti konumuna yükseldi. Seçimleri ilginç kılan bir olgu da, merkez sağ parti Moderatlar’ı da geçen, yüzde 20’leri aşan SD’nin önlenemeyen yükselişi.

Bu seçimlere kadar bütün partiler SD’den nerdeyse tiksintiyle söz ediyor,  ”faşistlerle” işbirliğini reddediyorlardı. Ama şimdi iktidarı Sosyal Demokratlar’dan alabilmek için can atan sağ blok partileri, koalisyon SD’nin dışarıdan desteğini almakta bir sakınca görmüyor, utangaç bir biçimde bu partinin “faşist geçmişinden büyük ölçüde arınmış olduğunu” ileri sürüyorlar. Hıristiyan Demokratların lideri daha da ileri giderek, “ırkçı köklerinden iyice arınmaları halinde” dört yıl sonra bunlara bakanlık verebileceklerini söyledi.

Diğer blokta ise Sosyaldemokratlar, Çevre Partisi, eski köylü partisi olan Merkez Parti ve Sol Parti var. Bu blokta da Sol Parti hep merkez-sol koalisyon dışında tutulur ve dışarıdan desteği alınır. Çünkü Sol Parti eski Komünist Parti’nin devamıdır ve faşistler gibi “aşırı uç” olarak kabul edildikleri için prensip olarak hükümete alınmazlar.

Ama bu kez kazın ayağı öyle değil. “Irkçı” SD de, eski komünist Sol Parti de ”Madem bizim desteğimizi istiyorsunuz, o zaman bizi hükümet ortağı yapıp bakanlık verirsiniz. Bizi paspas olarak kullanma devri bitti!” diye bastırmakta.

İsveç’in önde gelen gazeteci ve yazarlarından, mevcut bütün düzen partilerine karşı olan Jan Guillou geçen gün şöyle yazdı:

”2018’deki seçimlerden itibaren geçerli olan şey, demokrasinin yaşaması artık (seçim yerine) halkoylamasının söz konusu olmasıdır.”

Guillou yazısında şimdiki ırkçı partilerin öncüllerine değiniyor ve onların nasıl iktidara geldiklerini anımsatıyor:

”Nazizmin modernleştirilmiş takipçisi SD (İsveç Demokratları) 2018’de  bile iktidara gelebilirdi. Elbette sağ burjuva partilerinin yardımıyla… SD’nin öncülleri İtalya’da, Almanya’da ve İspanya’da böyle iktidara geldiler. Hiçbir zaman kendi çoğunluklarının gücüyle değil, her zaman burjuva sağın yardımıyla. Bunlar her defasında ‘Onları her zaman kontrol edebiliriz’ iddiasında bulunmuştu. Ve olan oldu”.

”Şimdi yine aynı soruyla karşı karşıyayız: Özgürlükçü demokrasimizin yaşaması için oyumuzu en iyi nasıl kullanabiliriz? Şimdi Sosyaldemokratlığa dönüşmüş olan eski bir Marksist-Leninist parti, Sosyal Liberal’liğe dönüşmüş olan eski bir Sosyal Demokrat parti, sağ tarafa geçmiş olan eski bir Sosyal Liberal parti, yeni liberalleşmiş eski bir köylü birliği ve çevreyi savunan bir kafası karışıklar partisi var karşımızda.”

Peki seçim kampanyası boyunca Türkiye’den ne kadar söz edildi?

Hiç, diyebiliriz. Çünkü bütün partiler İsveç’in NATO üyeliğini destekledikleri için Türkiye’nin önleyici tutumuna karşı aralarında bir görüş ayrılığı yok. Böylece polemiğe girip bunu bir seçim malzemesi yapmaları da gerekmiyor.

İsveç’te seçim kampanyaları Türkiye’dekine hiç benzemez. Parti sözcüleri mahalle meydanlarında megafonla konuşma yaparlar. Onlarla birlikte gelen goygoycular, parti militanları yoktur. Yalnızdırlar.

Çevreden gelip geçen insanlardan bazıları durup dinler, soru soranlar da olur. Bazen hiç dinleyicileri de olmaz. Ama konuşup anlatmaya devam ederler.

Seçim kampanyaları kör döğüşü içinde geçmez. Hakaret, küfür, aşağılama ve iftira zinhar yoktur.

Her seçimde üç-dört konu öne çıkartılır. Bu yılki konular organize suç çeteleri arasındaki hesaplaşma ve cinayetlerin toplumda yarattığı yılgınlık, göçmenlerin topluma entegrasyonu sorunu, on onbeş yıl önce özelleştirilen okul ve hastanelerin kâr amaçlı yatırımlara dönüşmesi, yaşlı bakımı ve emeklilerin ekonomik durumlarının iyileştirilmesi ve üç dört misli artan elektrik fiyatlarıyla nükleer santralleri kapatmak yerine yeni santrallar yapılıp yapılmaması  gibi daha çok refah toplumunun temel sorunlarına odaklaşmış durumda.

İsveç, tarihinde görülmemiş bir şiddet dalgasıyla karşı karşıya. Son yıllarda 15-25 yaş arasındaki, çoğunluğunu Somalilerin  oluşturduğu, uzak banliyölerde yaşayan göçmen çocuklarının oluşturduğu uyuşturucu çeteleri arasında kıran kırana bir savaş sürüyor.

Cinayet rakamları zirveden zirveye koşmakta.

Avrupa’daki en çok cinayet vakası İsveç’te. Barışçı bir halk olan, sükunete alışkın İsveçliler dehşete kapılmış durumda. Göçmenlerin yol açtığı bu dehşet elbette ki, ırkçılığı körüklüyor.

Bu konuda bloklar birbirlerinin entegrasyon politikalarını eleştirirken bir yandan da alınacak en sert önlemler konusunda birbirleriyle yarışıyorlar.

Bu yılki seçimlere yeni kurulan bir parti daha girecek: Partiet Nyans. Bu parti 2019’da Göteborg kentinde Mikail Yüksel adlı Kululu, Türk asıllı bir İsveçli tarafından kuruldu.

Yüksel önceki seçimlerde Merkez partisinden milletvekili adayı olmuş, parti içinde büyük destek görmüş ama sonradan MHP’li olduğunu gizlediği anlaşılmış ve ”faşist” teşhisiyle partiden ihraç edilmişti.

Yüksel, partisini İsveç’in tek azınlık ve Müslüman dostu bir parti olarak tanımlıyor.

Basında, sızdırılmış bazı verilere dayandırılarak, parti üyelerinin altıda birinin “kriminal sicili olduğu” yönünde haber ve yorumlar var.

İçişleri ve Adalet Bakanı Morgan Johansson, Yüksel’in “aşırı eğilimli  ve tehlikeli” olduğunu, çünkü toplumu kutuplaştırmayı hedeflediğini söylüyor.

Bu yılki seçimlerin ayırt edici bir başka özelliği de ilk kez seçimlerin parti başkanları arasındaki bir yarışa dönüştürülmüş olması.

Tıpkı ABD’deki başkanlık sisteminde olduğu gibi tutucuların başkanı Ulf Kristersson’la  sosyaldemokratların başkanı Magdalena Andersson’un liderlik özellikleri politikacı olarak deney ve yeterlikleri ve diğer becerileri masaya yatırılıyor.

İsveç tarihinin ilk kadın başbakanı olan Magdalena Andersson şimdilik yarışı az farkla önde götürüyor.

Seçimi sol blok kazanacak gibi görünüyor. Ancak, Andersson hükümet kurmakta bir hayli zorlanacağa benzer.

Sol Parti’nin iki yıldır başkanlığını yapan İran kökenli kadın lider Nooshi Dadgostar ise kararlı ve yetenekli bir taktisyen olduğunu göstermekte.

Öte yandan, SD’nin “aşırı sağ”ı temsilen sağ blokta öne geçmesi, İsveç seçimlerini dikkatle izlenmesi gereken bir demokrasi sınavı kılıyor.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.