İstanbul Sözleşmesi kime karşıydı?

Danıştay’ın kararını ve özellikle gerekçesini hukuk mantığı bir kenara doğrudan basit mantık kuralları içine yerleştirmek bile çok zor. Peki akıl sınırlarını bu denli zorlamanın sebebi ne? Bu sorunun cevabı için asıl soruna, aynı iradenin imzaladığı sözleşmeyi sonra feshetmesinin gerekçesine, yani kimleri rahatsız ettiğine eğilmek lâzım.

İstanbul Sözleşmesi kadınlara yönelik ayırımcılığı, bilhassa şiddeti frenlemek için imzalanan uluslararası bir sözleşmeydi. Görünürde iki maddesi Şer’i Hukuk ile çelişiyordu. İlki 4. Maddenin 3. Fıkrasında geçen: Taraflara mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin “… din,…cinsel yönelim…gibi herhangi bir temele dayanan ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin etme…” görevi yüklemesi.  İkincisi ise 12. Maddenin 5. Fıkrasında yer alan: “Taraflar(ın) kültür, töre, din, gelenek veya sözde “namus” gibi kavramların… şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmamasını temin etme…” yükümlülüğü üstlenmesi. Dikkat ederseniz iki madde de, dinî referansları ve yorumları peşinen reddediyor ve muhtemel dini kuralların yerine kendisini ikame etmiş gibi görünüyor.

Yani, şayet dininiz kadınlara yönelik bir ayırımcılık getirmişse, sözleşme bunları ilga etmiş oluyor; hele her ne düzeyde olursa olsun (Yaygın kabule göre dirseği vücuda yapıştırıp bir erkeğin eşine terbiye amacıyla tokat atmasının caiz olması gibi) kadına yönelik şiddeti (rızası olmayan şeyleri yaptırmak da dahil) yasaklaması ve hükümetleri bu yasakları uygulamaya memur etmesi. Fıkıh kitaplarını, bilhassa muteber kabul edilen fetva kitaplarını incelerseniz mebzul miktarda İstanbul Sözleşmesi ile çelişen hükümle karşılaşırsınız: Kadının mirastan eşit pay almaması, şahitliğinin kabul edilmemesi, boşanma hakkına sahip olmaması vs gibi.

Hatırlarsanız Sözleşme feshedilirken gündeme gelen ve tartışılan kısım sadece 4/3’te yer alan “cinsel yönelimlerin” yani eşcinselliğin meşru kabul edilmesi olmuştu. Gerçekte, daha doğrusu uygulamada bu şer’î itiraz tartışılabilir; zira Osmanlı uygulamasında olduğu gibi “zina” yani kadınla erkeğin evlilik dışı ilişkisi cezaya konu iken eşcinsellik için bir ceza uygulanması söz konusu olmamıştır.

İşin nazarî gerekçesi böyle. Fiilî gerekçe muhafazakâr-örgütlü dini çevrelerden yükselen seslere göre bütünüyle farklı. Kadınların cinsiyet bilincini, özellikle dayatılan kültürel cinsiyet rollerini erkekler tarafından geliştirilmiş dini yorumlarla sınırlamak ve baskı altında tutmak modern iletişimin sağladığı imkânlara göre oldukça zorlaşmıştı. AK Parti’nin uzun iktidar yıllarında muhafazakâr çevrelerin sosyo-ekonomik statülerindeki yükseliş, geleneksel kadın rollerini paradoksal olarak görece değiştirdi, dönüştürdü. Erkek egemen dini yorumlar doğrudan dindar kadınlar tarafından daha fazla sorgulandı. Kısaca muhafazakâr erkekler artık kadınlara söz geçiremez hale geldi. Dışa kapalı tarikat yapıları bile kadınları zapt u rapt altına almakta zorlandı.

Demek ki meselenin dini kurallarla pek alakası yok. Muhafazakâr aile kurumu, kadınlardan gelen yeni talepler ve rollerle sarsıldı. Geleneksel din anlayışı en çok ne için var ve neye hizmet eder? Kadını erkeğin egemenliğinde tutmak için değil mi?

Yukarda alıntıladığım sözleşme maddeleri, kadınlara yönelik ayrımcılık yapan dini yorumları reddediyor. Dikkat edin dinî kuralları (nassları) değil, dini yorumları. Eşitlikçi yorumları savunan hatta İstanbul Sözleşmesine sahip çıkan dindar kesimler yok mu?

Afganistan’da burkayı, Arabistan’da çarşafı, İran’da başörtüsünü emreden yorumlar ve farklı eşitsiz statüler aynı nasslara dayanmıyor mu? Bu kadar derin farklılık nasıl aynı dinin eseri olabilir?

Mesele kesinlikle dinî bir sorun değil, bir “erkek” sorunu, erkeklerin rahatsızlığı.

Erkek-kadın eşitsizliğinin temelinde erkeklerin kas gücünün üstünlüğü yatar. Orman kanunlarına göre hayat bulan bu üstünlük, kadınların aşağı statüyü kabullenmeleri ve itaati görev olarak benimsemeleri için dini imdada çağırır.

Kısaca Şeriat bu işin kılıfı; bu kılıf işe yarar mı artık o da şüpheli.  Asıl bu kılıfı kullanan erkek egemenliğini her türlü siyasi ve dini yorumuyla masaya yatırmak ve silkelemek gerekli.

İstanbul Sözleşmesi, Orman kanunlarına uygun yaşayan mahlûkata karşı kadınları korumak için çalan bir sirendi.

Susması kimin işine yaradı?

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.