Türkiye, İdlib’deki yetkilerinden vazgeçecek mi?

Rus Hava Kuvvetleri tarafından desteklenen Suriye hükümet birlikleri, Türkiye’nin destek verdiği silahlı muhalefetin elindeki son Suriye bölgesi İdlib’e bir saldırı yapmak için hazırlanıyor.

Suriyeli ve Rus kaynaklar, savaşın Eylül ayı ortasında başlamasının beklendiğini söylüyor. İdlib’de kimyasal silahlar kullanılırsa ABD’nin saldırabileceği haberleri üzerine, 28 Ağustos’ta Akdeniz’de Rus donanma takviyesi başladı.

Saldırı öncesindeki endişe, Suriye’deki çatışmanın başladığı 2011 yılından beri İdlib’i yakından takip eden Rusya’yla ittifak halinde olan Türkiye’nin nasıl yatıştıralacağı. Ayrıca, 2015’ten beri bölgeye gönderilen 1.5 milyon militana ne olacak? Bunlar, bölgedeki 3 milyon nüfusun, yarısını teşkil ediyorlar.

Türkiye, İdlib’de 12 adet askeri üs kurdu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oluşturduğu, Suriye sınır şehirleri Cerablus, Azaz, Afrin ve El-Bab’ı da içine alan tampon bölgeye katmanın yollarını arıyor.

Moskova, Erdoğan’ın bölgeye karşı iştahını yatıştırmayı istese de, onun tamamen İdlib’den vazgeçmeye niyeti yok, zaten ne İran ne de Şam bu tür bir harekete razı olmaz, ne de olsa bölge Fırat’ın batısında, yani Rusya’nın etki alanı içinde.

Türk-Amerikan ilişkileri düşüşteyken Erdoğan, Rus Başkanı Vladimir Putin’le sarmaş dolaş olmak durumunda kaldı. Görünen o ki, Aralık 2016’da Doğu Halep’te olduğu gibi, İdlib’de de yetkilerini bırakmasının daha akıllıca olduğuna kanaat getirdi, tabii ki eğer Suriye’de başka bir yerle bu durum telafi edilirse.

Cerablus’un aksine, hem askeri hem ekonomik olarak İdlib’i elde tutmak zor ve her ne kadar Türkiye’ye yakın olsa da, Türk kontrolü altındaki diğer şehirlerden farklı.

Moskova’da Ağustos sonunda Putin’le yaptığı bir görüşmede Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu İdlib’deki militanları –ki birçoğunun maaşlarını altı yıldır Türkiye veriyor- hem Suriye hem Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden ‘teröristler’ olarak tanımladı. 2015’ten beri Rus diplomatlar tarafından aynen bu dil kullanılıyor.

Türkler, Rus Hava Kuvvetleri onları bombalarken başka tarafa bakacaklar, ama Suriyeli grupları İdlib’deki yabancı savaşçılardan ayrı tutmaya söz verdiler, onları Hayat Tahrir el-Şam ve İslamcı Devlet’i (IŞİD) bitirmek için kullanacak.

Ankara, bu milis askerlerin, Ruslar tarafından affedilmesini ve ardında terörle mücadelede hükümet polisi ve silahlı kuvvetlere katılmalarını istiyor. Benzer bir hareket, geçtiğimiz ilkbahar Batı Ghouta’da ve kısa süre önce de güneydeki Daraa şehrinde oldu.

Şam, teklif konusunda huzursuz, ama Rus baskısı onları bu teklifi dikkate almaya zorluyor. Suriye hükümetinin sunduğu ve Türklerin de dikkate aldığı karşı teklif, İdlib’de geçici özel af ve milis askerlerinin birlikte, Fırat nehrinin doğusundaki Kürt köy ve kasabalarının sınırına gitmesini ve Amerikalılar bölgeyi terk edince –ki bunun Kasım ayında olması bekleniyor- Kürt milislere karşı kullanımını içeriyor.

Bu hem Suriyelilerin hem de Türklerin işine geliyor, her ikisi de sınırlarındaki Kürt tehdidini ortadan kaldırmayı istiyor. Kürtler de, İdlib mücadelesine katılmayı teklif ediyorlar. Suriye Demokratik Kuvvetleri’nden bir delegasyon, bu yaz başında Şam’a giderek rejim yetkilileriyle görüştü.

Kürt bölgelerindeki sağlık, kamu ve güvenlik hizmetlerinin düzeltilmesine karşılık, IŞİD’in eski başkenti Rakka’nın ve Hasakah’in kontrolünü bırakmayı önerdiler.

Kürt bölgelerine hükümet kontrolünün dönüşünü, kabul etmeye hazır gibi görünüyorlardı.

İdlib ve 1.5 milyon milisin akıbeti, Putin, Erdoğan ve Hasan Rohani arasında Eylül ayında yapılacak bir toplantıda belirlenecek.Tüm milisleri öldürmek, açık savaştan çok politik anlaşmaları tercih eden Rusya için bir seçenek değil. Ancak İranlılar tam bir savaş için bastırıyor, ve Türklerle iş yapma fikrinden tiksinerek de olsa, Suriyeliler de aynı şekilde.

Ne Erdoğan ne Putin, İdlib’den çıkan yeni bir mülteci krizi istemiyor. Erdoğan onlarla başa çıkamıyor, Putin ise kaçınmaya çalışıyor, özellikle de üst düzey yetkilileri, yaklaşık 2 milyon Suriyeli mülteciyi iade etmek üzere diplomatik bir girişimde bulunmaya hazırlanırken.

İkinci Dünya Savaşı’ndan beri yaşanan en insanlık dışı felaket olarak tanımlanan durumu çözen lider olarak ayrılmak istiyor ve tabii ki İdlib’den gelen daha fazla mülteci, bu mirası öldürür.