Katırcıoğlu: 'HDP’yi kapatamadıkları için terörle ilişkilendirmeye çalışıyorlar'

Türkiye’de koronavirüs krizini artık sağlık alanından değil siyaset üzerinden konuşma dönemine geçtik. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti’nin CHP’li belediye başkanlarına ve CHP’ye yönelik sert söylemleri bunu gösteriyor. 

Salgının ekonomik sonuçlarını konuşamıyoruz, tedbirleri konuşamıyoruz. 

Bütün bu süreci Erdoğan’ın seçime hazırlandığını okuyanlar da var. 

Peki bütün bu süreçte HDP, HDP’li milletvekilleri siyaseten nerede? HDP siyaseten neden dışlanmaya çalışıyor?

Bu hafta HDP İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Erol Katırcıoğlu ise yaşanan süreci konuştuk. Aynı zamanda bir ekonomist olan Katırcıoğlu özellikle bazı rakamlar üzerinden Türkiye’yi ciddi bir daralmanın beklediğini söyledi. 

***

Koronavirüs salgınını artık sağlık bağlamında değil, siyaset bağlamında tartışıyoruz neden?

Hükümet salgının yarattığı ve yaratacağı belaların faturasının kendine de çıkacağını biliyor. O nedenle de şimdiden virüsle mücadele konusunda bir algı operasyonu yaparak, zaten kaybetmiş olduğu inandırıcılığını yeniden yaratabilmeye çalışıyor.  Virüsle mücadelede söylediği sözlere inanmayan oldukça geniş bir toplum kesimi var ve bu kesim, yapılmak istenen algı operasyonunun farkında. 

Bugün salgının siyaset bağlamında değerlendiriliyor oluşu büyük ölçüde buradan kaynaklanıyor. Örneğin, Hükümetin aldığı önlemlere karşı tweet atanlar hakkında soruşturma başlatılması ve bu şekilde davrananların da neredeyse "terörist" olarak adlandırılması, bu salgının sağlık değil siyasi olarak değerlendirilmesine yol açıyor.

Salgın, rakamlar bağlamında kontrol altına alınmış görünüyor. Peki ekonomik etkileri konusunda yeterli tedbir alındığını düşünüyor musunuz?

Gerçekten de salgının kontrol altına alınmış olduğuna dair göstergeler var. Ama biraz önce söylediğim gibi hükümetin bazı açıklamalarının yarattığı güvensizlik ortamı bu göstergeleri biraz gölgeliyor. 

Ekonomi ile ilgili alınan önlemler konusuna gelince durumun vahim olduğu ortada. İktidar önümüzdeki dönemin ekonomik olarak bir çöküşe gireceğini görüyor ve o nedenle de sokağa çıkma yasağını yalnızca hafta sonları için açıklayarak üretimin devam etmesini sağlamaya çalışıyor. 

Sadece hafta sonu uygulanan yasağın amacı üretimin devamı mı?

Tabii ki öyle.  İlk açıklanan önlem paketine baktığımız zaman hükümetin bu konu ile ilgili ne denli hazırlıksız olduğu anlaşılıyor. Uçak biletlerinden KDV’nin yüzde 1’e indirilmesi,  konut alımında kredi kullanım oranının yüzde 80'den yüzde 90'a çıkarılması gibi saçma sapan önlemler, hükümetin HEM ülke ekonomisiyle ilgisinin ne düzeyde olduğunu hem de gelmekte olan salgını yeterince algılamadığını da gösterdi. 

Size önümüzdeki dönemle ilişkin resmi istatistiklere yansıyan bazı bilgiler vereyim. Öncü göstergelerden sayılan PMI Indeksi (Satın alma yöneticilerle ilgili yapılan bir indeks, 40 ülkede yapılıyor) Mart ayı içinde 48,1 değeri aldı. Bu indeksin değerinin 50'nin altında olması önümüzdeki dönemde bir daralmanın olacağını gösteriyor.

Başka var mı?

Bir başka öncü gösterge sayılan elektrik kullanımına baktığımızda da (bu arada elektrik kullanımıyla sanayi üretimi arasında yüksek bir korelasyon vardır). TEPAV’ın hazırladığı notta, 13 Nisan haftasında elektrik kullanımında yüzde 22 bir azalma olduğunu gösteriyor. Yine reel sektör güven indeksi ekonomiye olan güvenin azaldığını gösteriyor. Şubat ayında 97,5 olan bu değer Mart ayında yüzde 6 civarında azalarak 91,8 değerine düşmüştü. 

Durum ciddi görünüyor…

Daha başka göstergeler de var ama uzatmayayım. Ama belki de şu son istatistik daha da önemlidir. Onu da vereyim. CDS primi denilen ve bir ülkenin risk düzeyini ölçen değeri Ocak ayında 281 iken Mart sonunda 540 olmuştur. Bütün bunlar,  ekonominin önümüzdeki dönemde büyümek şöyle dursun oldukça ciddi bir oranda küçüleceğini gösteriyor. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve merkezi hükümet, muhalefetin yönettiği yerel yönetimlere neden bu kadar yükleniyor? 

Hükümetin yerel yönetimlerle böyle bir ilişki içine girmesi gerçekten çok düşündürücü. Burada bir hatırlatma yapayım. Biliyorsunuz Prof. Dr. Ömer Dinçer bir zamanlar Erdoğan'ın danışmanı, daha sonra Başbakanlık Müşaviri ve daha sonra da bakanlıklar yapmış AKP'nin önemli isimlerinden biriydi. 

Yanılmıyorsam 2004 yılında yerel yönetimlere oldukça geniş özerklik imkânları tanıyan bir “kamu yönetimi kanun tasarısı” hazırlamıştı. Bu kanun, Mecliste, özellikle CHP'lilerin "Ülkeyi bölmek mi istiyorsunuz!" bağrışmaları ve tartışmalarına rağmen Meclis’te kabul edilmiş ve fakat, o dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edilerek kadük kalmıştı. 

Şimdi tam tersini savunuyor AK Parti…

Evet. O günlerden bugünlere, nereden nereye geldiğimizi de özetleyen ilginç bir örnek bu. Yerele merkez karşısında güvenceler vermeye hazır bir AKP'nin yerine, şimdi ekmek dağıttılar diye Ankara, İstanbul ve İzmir gibi belediyelerin CHP'li başkanlarına soruşturma açma noktasına gelmiş bir AKP var. Ona AKP demek de ne kadar isabetli bilmiyorum.

Sanki CHP’nin pozisyonu da değişmiş…

Aynen, şimdi tam ters pozisyondalar. O dönemlerde "Bu kanunla ülkeyi böleceksiniz" diyerek Meclisin altını üstüne getiren bir CHP yerine bugün yerelin merkez karşısında bağımsızlığını savunan bir CHP yer almış durumda. Bu çok olumlu bir gelişme ama yine de bu tuhaf karşıtlığı nasıl okumak lazım uzun bir tartışma konusu...

Peki, gelelim HDP’ye. Siyaseten yasaklı hale getirilmeye çalışılıyor. Bu neden yapılıyor ve bunu aşmak için HDP ne yapıyor?

HDP'nin terörü destekleyen bir parti olarak lanse edilmesi bir AKP ve devlet projesidir. Daha açıkçası, HDP gibi ülkedeki siyasete demokratik bir katkı yapmak üzere siyasete girmiş ve başarılı olmuş bir partiyi, belki zamanın ruhuna aykırı düştüğü için kapatamayan AKP, kapanmamış ama çalışamayan bir parti olması için hemen hemen elinden gelen her şeyi belirli bir kılıfa sokarak yapıyor. 

Gözaltılar, tutuklamalar, kayyumlar şimdilik bulabildikleri mekanizmalar. Ama ne var ki HDP, ülkede iktidarın ya da genel olarak iktidarların uygulamalarından özgürlük ve demokrasi adına itirazları olan insanlar tarafından adeta can yeleği gibi yapışmış oldukları bir partidir. Kim ne derse desin, bugün Meclis'in komisyonlarını ya da genel kurul oturumlarını izleyen herkes biliyor ki HDP'li vekiller baskıcı politikaları getiren AKP+MHP bloğuna karşı en etkin mücadeleyi yapmaktadırlar. 

Ne var ki etrafımızda bu iktidarın ördüğü karalama kampanyalarının yanı sıra, bence bir türlü HDP'yi birlikte davranılabilecek bir parti gibi göremeyen muhalefet unsurları, HDP'nin yanında yer alamayarak, onun yalnızlaşmasına katkı sunuyorlar. 

Buna karşı HDP, seçimlerde demokrasi adına oy vereceğini açıkladı…

Tabii. Mahalli seçimlerde, iktidarın fiili hegemonyasını kırma konusundaki siyasi yaklaşımı, kendinden olmasa da baskıcı iktidarın unsuru olmayan herkesi destekleme cesareti bizce dosta düşmana HDP'nin Türkiye'de diğer partilerden belki de daha çok demokrasi sevdalısı olduğunu kanıtlamıştır. Bizim bundan böyle yapacağımız her şey, Türkiye'de gerçek bir demokrasi özlemi olan herkesin gönlüne girecek işler olacaktır.

HDP'nin bu süreçte diğer muhalefet partileriyle bir teması var mı?

Bugün herkes, yandaş medyanın bütün çabalarına rağmen iktidarın saçmalıklarını ve dağılmışlığını görüyor. Daha dün uluslararası kamuoyuna "Dünya 5'den büyüktür" diyenler, 

Korona gibi bir salgına karşı Meclis'teki siyasi partilerle hiç görüşmemiş olmasını samimiyetsizliğin bir göstergesi olarak okumadıklarını mı sanıyorsunuz? Kabul edelim ki bu ülkede bizler gibi insanların renkleri, örneğin siyah olsaydı belki daha rahat görebilirdik bölünmüşlüğümüzün derecesini. 

Türkiye'den bir ulus devlet çıkarmaya çalışan kurucu babaların çabaları başarılı olamamış ve ülkede kültürel ve siyasi olarak derin farklılıkları olan kimlikler ortaya çıkmış ve kutuplaşma gerçekleşmiştir. 

Çözüm ne peki?

Çözüm yine siyasette. Türkiye'deki siyasetçilerin amacı bütün bu farklı ve kutuplaşmış dokudan, birbirlerinin farklılıklarının üzerinden yaratılmış bir "biz" duygusu üretmek olmalı. Bizim yapmak istediğimiz böyle bir siyasettir ve biz buna "Türkiyelileşme" adı veriyoruz. Buradan şunu da söyleyeyim ki Türkiye'de Türkiyeli olmuş ya da olmaya çalışan tek parti Halkların Demokrasi Partisidir. Diğer partiler yalnızca kendi kimlikleri üzerinden kutuplaşma siyasetinin parçalarıdırlar ne yazık ki! Dolayısıyla sorunuza dönersek, biz ülkedeki demokrasi çıtasının yükseltilmesi konusunda hangi parti olursa olsun işbirliğine açık bir partiyiz. Yeter ki bu hükümetin ve temelde de Erdoğan’ın ve Soylu’nun yaratmak istediği algıya kanmayan bir yaklaşım içinde olsunlar. Biz bu çerçevede herkesle görüşmeye ve birlikte davranmaya hazırız.

HDP içinde var olan durumla ilgili bir iç tartışma söz konusu mu?

HDP de ülkedeki diğer partiler gibi kendi bünyesinde farklı organları olan ve diğer partilerden farklı olarak da farklı kimliklerin, farklı taleplerini siyasete taşımaya çalışan bir parti. Bu nedenle de içinde çeşitli tartışmaların, farklı görüşlerin olması aslında partinin de hayatiyetini sağlayan bir özelliği. Ama söylenmesi gereken bir şey varsa o da biraz önce ifade ettiğim gibi, iktidarın baskıları bizim parti olarak daha etkin işler yapmamızı önlemekte. 

Yerel yönetimlerimize kayyum atanması orada gerçek bir yerelliğin tohumlarını atmamızı engelliyor. Örneğin çok iyi çalışabilecek kooperatifleşmeyi oluşturmada yavaş kaldık. Oysa içinde bulunduğumuz koronavirüs salgının da ima ettiği gibi toplumlar ancak dayanışarak hayatta kalabilirler. O nedenle de biz önümüzdeki dönemde HDP'nin daha iyi anlaşılabileceği umudunu taşıyoruz.


© Ahval Türkçe

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.