Türkiye her açıdan çökmekte

Çok çarpıcı ve can yakıcı bir video dolaşıyordu geçen hafta sosyal medyada. Bingöl Adaklı'da hasta karısını sırtına alarak hastaneye yetiştirmeye çalışan yaşlı bir adam ve beraberinde iki kişi ve bir köpek, karlar içinde yürüyorlar.

Eşinin sırtındaki yaşlı kadının çektiği acı belli oluyor. Beraberindekiler isyanda: “Bu da devletin ayıbıdır. Bu insanların utanması lazım. 2020'deyiz, 2020'nin haline bakın. Bu bizim belediye baksın utansın şimdi. Devlet bizi görsün” cümleleri duyuluyor kısa videoda. 

“Kalkınma” deyince “Otoban, HES ve AVM” anlayan bir hükümetin bu insanları duyması ve bu yaşananlardan utanması elbette zor.

Bunun için “kalkınma” adına bu ülkede yapılanlara şöyle bir bakmak yeterli. “Kalkınma” adına neler yapılmadı ki! Kalkınma adına yapılan barajlardan dolayı Dicle ve Fırat nehirleri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Kalkınma adına binlerce insan yerinden edildi. Kalkınma adına Halfeti sular altında kaldı. Kalkınma adına 12 yıllık insanlık mirası Hasankeyf yok edildi.

Kalkınma adına Adıyaman çölleşti. Kalkınma adına bitmeyen teşvik kararnameleri çıkarıldı, sonunda birkaç fabrika dışında Kürt illerinde gelişme olmadı. Kalkınma adına ormanlar yok edildi. Daha çok istihdam daha çok kalkınma adına, arabayla 1 saatlik mesafeye havaalanları yapıldı. Kalkınma adına topraklar küçük çiftçiden alınıp büyük şirketlere verildi. Kalkınma adına küçük aile çiftlikleri yok edildi. Kalkınma adına yiyeceği üretenler aç kaldı.

Çok uzun yıllar Doğu’nun köylerinde kalkınma ve yoksullukla mücadele çalışmaları yürüttüm. Bu çalışmalar boyunca kalkınmanın varlığı/yokluğu, yararı/zararı üzerine çalışma arkadaşlarımla uzun tartışmalar yapardık.  Bu çalışmalarda ünlü iktisatçı Amartya Sen’in değerlendirmeleri bize yol gösterirdi. Amartya Sen, Özgürlükle Kalkınma kitabında, kalkınmanın belirleyici öğesinin bireylerin değer atfettiği bir hayatı yaşamak olduğunu belirterek, kalkınmanın özgürlüğün imkânları ile büyük bir buluşma olduğunu söyler:

“Kalkınma insanlara pek az seçenek bırakan ve makul faaliyetlerini gerçekleştirme konusunda pek az fırsat sağlayan çeşitli özgürlük yoksunluğu tiplerinin ortadan kaldırılmasından ibarettir. Bizim savımıza göre temel özgürlük yoksunluklarının ortadan kaldırılması, kalkınmanın kurucu öğesidir… Aslında kalkınma, özgürlüğün imkanlarıyla büyük bir buluşmadır.”

Sen’e göre “Kalkınma, özgürlüğü ortadan kaldıran başlıca nedenlerin, zorbalığın, yoksulluğun, sistematik toplumsal yoksunlukla birlikte yetersiz iktisadi fırsatların, baskıcı devletlerin hoşgörüsüzlüğünün ya da aşırılıklarının yanı sıra kamusal hizmetlerdeki ihmalin ortadan kaldırılmasını gerektirir.”

Bunları yıllarca ilgili bakanların ilgili birimleri ile konuşup durduk. 2011’de Kalkınma Bakanlığı kurulunca bizler de “kalkınma”ya bakış açısı biraz belki değişir diye umut ettik. Kalkınmaya bakış açısı değişmediği gibi, Bakanlık da 2018 yılında sessiz sedasız kapatıldı. 

Ülkede eşitsizlik diz boyu. Bu eşitsizlikler devam ederken, insanlar çocuklarını hastaneye götürmek için kardan yolun açılmasını günlerce beklerken, Doğu’da hala birçok çocuk en güzel yaşlarını okul olmadığı için yatılı okulların buz gibi yatakhanelerinde geçirirken, kalkınmaya ihtiyaç yok diyemeyeceğim. Ama burada mesele “nasıl bir kalkınma” olduğu meselesi. Bir ülkede kalkınma politikaları eşitsizlikleri gidermeye yardımcı olmuyorsa, küçük çiftçileri yok ediyor, düşük gelirlileri korumuyorsa ve çok daha önemlisi insanları değer atfettikleri bir yaşama kavuşmaları için gerekli bilgi ve becerilerle donatmıyorsa, burada bir kalkınmadan söz edemeyiz. 

Otoban, AVM ve HES’ler ile ülkenin kalkınacağını düşünenler yanılıyor. Kalkınma, otoban, AVM, HES değildir! Kalkınma özgürlüğün imkânları ile büyük bir buluşmadır. Lice’deki bir gencin tahayyül ettiği yaşamı yaşayabilmesi için gerekli kapasite ile donatılmasıdır. Kalkınma Diyarbakır Bağlar’daki gencin sistematik bir yoksunluğa maruz bırakılmamasıdır. Kalkınma Cizre halkının değer verdiği bir yaşamı seçme ve kurabilme imkanıdır. Kalkınma Karaman’ın köyündeki bir çocuğun fırsat eşitliğine sahip olmasıdır. Kalkınma insanların değerli buldukları bir yaşamı yaratma sürecidir.

Gelecekle ilgili kararların ortak, birlikte alınma sürecidir. Sadece insanoğlunun değil, dünyanın geleceğini, içindeki tüm canlılarla birlikte ele alma sürecidir. İstedikleri kadar ülkeyi HES ile, otoban ile, AVM ile donatsınlar. Sonuç büyük bir çöküştür. Nitekim Türkiye her açıdan çökmektedir. Çünkü bir ülkenin kalkınabilmesi için asıl mesele özgürlüklerin genişlemesidir. Ve kalkınma ancak zulmün ve baskının olmadığı yerde gelişebilir. 

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.