Körfez ülkeleriyle uzlaşan Katar, Türkiye’den uzaklaşır mı?

Suudi Arabistan liderliğindeki Körfez ülkeleri Katar’a uyguladıkları üç buçuk yıllık ambargoyu hafifletecek anlaşmaya imza attı.

Suudi Arabistan’ın antik El-Ula kentinde yapılan Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ülkeleri zirvesindeki imza töreninde ABD Başkanı Donald Trump’ın danışmanı ve damadı Jareed Kuşner de hazır bulundu. 

Anlaşmada şu ana kadar netleşen en önemli konu Suudi Arabistan ve diğer ülkelerin Katar’a yönelik kara, deniz ve hava ablukasını kaldıracak olmaları. Buna karşılık Katar’ın ne tür tavizler verdiği konusunda herhangi bir bilgi henüz bulunmuyor. 

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır, 5 Haziran 2017'de terör gruplarını desteklediğini öne sürdükleri Katar ile tüm diplomatik ilişkilerini kesmiş, akabinde bu ülkeye ekonomik ambargo ve abluka uygulamaya başlamıştı. 

Dört ülke ablukayı kaldırmaları için Katar’ın önüne aralarında Türkiye’nin Doha’daki askeri üssünün kapatılması, Müslüman Kardeşler örgütüne desteğini kesmesi ve El Cezire’nin kapatılması da dahil 13 madde koymuştu. 

Şartları reddeden Katar’ın imdadına İran ve Türkiye yetişmiş, kurdukları hava köprüleriyle Katar’ın ihtiyaçlarını gidermişti. Türkiye de bu ülkedeki askeri üssüne asker göndererek bölge ülkelerine gözdağı vermişti. 

Körfez’de yaşanan bu gelişmenin en önemli sebebi olarak, her ne kadar Trump yönetiminin arabuluculuk girişimleri ve baskıları son dönemde ivme kazanmış olsa da, 20 Ocak’ta göreve başlayacak olan Joe Biden Yönetimi’nin Suudi Krallığı’na yönelik daha sert tavır takınacağı, Trump döneminde artan ABD askeri varlığını azaltabileceği ve İran ile nükleer müzakerelere geri dönebileceği yönündeki endişeler gösteriliyor.  

Özellikle Suudi Arabistan İran’ın bölgede güçlenmesini hem kendisi ve hem de Şii nüfusun yoğun olarak yaşadığı diğer Arap Yarımadası’ndaki ülkeler büyük bir tehdit olarak algılıyor ve ABD’nin bölgedeki varlığını hayati olarak görüyor. 

Zirveye katılan Katar Emiri Temim bin Hamad el Sani’nin havaalanında Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman tarafından karşılanması ve kameraların önünde kucaklaşmaları krallığın bu anlaşmaya verdiği önemi gösteriyor, ki Salman Abu Dabi veliaht prensi Muhammed bin Zayed’le birlikte Katar’a yönelik bölge ülkelerinin takındığı sert tavırda en önemli aktör olmuştu. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la birlikte Suudi Arabistan kraliyet ailesi, Biden Yönetimi’nin hedefinde olabileceği ileri sürülen bölge liderlerinin başında geliyor.

Okyanus ötesinden gelebilecek muhtemel bir fırtınadan korunabilmek için Türkiye ve Suudi Arabistan geçtiğimiz haftalarda birtakım adımlar attı. Önce iki ülke liderleri Kasım ayındaki telefon görüşmesi ile Katar ablukasından sonra daha da derinleşen iki ülke ilişkilerindeki krizi çözme yönünde iyi niyet ortaya koydular. Akabinde Erdoğan, İsrail ile ilişkileri düzeltme konusunda adımlar atmak istediklerini belirterek Biden yönetimine zeytin dalı uzattı. Suudi Arabistan’ın Katar hamlesi ise şu ana kadar ki en ciddi adım olarak gösteriliyor. 

Ancak Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar arasındaki derin görüş ayrılıkları ve sert politikaya öncelik vermeleri, Katar’ın Müslüman Kardeşler hareketine desteğini sürdürmesi, yine Katar’ın Türkiye ve İran’la yakın ilişkileri son anlaşmanın önündeki en büyük engeller olarak gösteriliyor. 

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’ın oluşturduğu blok, Katar ablukasından sonra Türkiye ve Katar eksenine karşı büyük bir mücadele sergilemiş ancak çok da başarılı olamamıştı. Her ne kadar Sudan’da Hasan el Beşir cuntasının devrilmesinde rol alarak Ankara-Doha eksenine ağır bir darbe indirmiş olsalar da Libya, Somali, Yemen, Umman, Suriye gibi ülkelerde mevzi kaybetmeye başladılar. Özellikle Türkiye’nin agresif dış politikasına çözüm bulamayan üçlü bloktaki ülkelerin kendi aralarındaki anlaşmazlık ve uyuşmazlıklar da başarısızlıkta önemli bir etken oldu. 

Aynı şekilde Türkiye ve Katar’ın önünde de toz bir pembe bir tablo bulunmuyor. Özellikle Libya’da devam eden uzlaşma görüşmelerinin başarıya ulaşması en fazla Türkiye ve Katar‘ın aleyhine olacak. Her iki ülke de Libya’da silaha ve cihatçılara çok fazla yatırım yaptı, Müslüman Kardeşler’in bu ülkede ayakta kalmasında önemli rol oynadı. Ayrıca Trablus merkezli Libya Ulusal Anlaşma Hükümeti’ni (UAH) oluşturan onlarca fraksiyonu UAH çatısı altında tutmak için de yine finansal kanallar kullanıldı. 

Fakat BM öncülüğünde yapılan uzlaşma görüşmelerinde sağlanan küçük çaplı uzlaşmalar Türkiye ve Katar’da endişe ile izleniyor. Son günlerde UAH’nin iki güçlü ismi Başbakan Fayez el Sarrac ve İçişleri Bakanı Fethi Başağa arasında yaşanan güç mücadelesinin iki ismi farklı taraflara itmesi de Türkiye ve Katar için alarm zillerinin çalmasına sebep oluyor. 

Biden yönetiminin Trump gibi müsamahakar davranmayacağı öngörüsünün doğru çıkması durumunda bölgede kaybeden ülkeler arasında ilk sırada gelecek ülkenin Türkiye olacağı yönünde ciddi öngörüler var. Çünkü Türkiye Libya, Suriye ve Doğu Akdeniz’de oldukça sert bir dış politika izliyor ve bu ABD’nin bölgedeki çıkarlarına ters düşüyor. Türkiye’nin bu alanlarda frenlenmesi durumunda şüphesiz diğer ülkelerdeki varlığı da etkilenecek. Bu ise Katar ve Somali’deki üslerin tekrar gündeme gelmesi anlamına geliyor.

ABD’nin bölgedeki en büyük üssü Katar’da bulunuyor ve Biden yönetiminin vereceği bazı güvenceler, Türkiye’nin Katar’daki üssünün işlevini yitirmesi anlamına gelecek.

Ayrıca ekonomik anlamda çöküşün eşiğine gelen Türkiye’nin diplomatik alanda da Biden’dan destek bulmaması durumunda Ankara’nın Doha için bir cazibesi kalmayacak. 

Erdoğan’ın bölgede etkin olmasının tek yolu krizler ve gerginliklerin devam etmesi. Diplomasi ve uzlaşma Erdoğan’ın panzehiri olarak gösteriliyor. Dolayısıyla her ne kadar Türk Dışişleri Bakanlığı Körfez’de yaşanan gelişmeyi desteklediğini açıklasa da işin renginin böyle olmadığı biliniyor. Erdoğan için kendisine muhtaç bir Katar, başka ülkelerle masaya oturan bir Katar’dan evladır. 

Biden fırtınası öncesi bölgede kartlar yeniden karılıyor ve tüm ülkeler bu yeni döneme göre konumlanıyor. Biden yönetiminin Libya ve Doğu Akdeniz’de Avrupa Birliği’ne destek vermesi, Suriye’de Kürtlerle yeniden çalışmaya başlaması, Körfez’de bölge ülkeleri arasındaki bağları güçlendirerek İran’a karşı güçlü bir cephe oluşturması en fazla Erdoğan’ın aleyhine olacak. 

Böyle bir senaryoda Katar’ın en azından Erdoğan’a mahkumiyeti azalacak ve daha bağımsız bir politika izleyebilecek. Bu ise Katar’ın her ne kadar BAE ile çok kolay olmasa bile Suudi Arabistan’a ve hatta Mısır‘a yakınlaşmasını sağlayabilir.

Körfez zirvesi yapıldığı sırada Katar Maliye Bakanı Ali Şerif el İmadi’nin Kahire’de, Katar sermayeli bir otelin açılışına katılması da bunun ipuçlarını veriyor. 

Katar’ın özellikle Mısır’la yakınlaşması, Türkiye’nin Levant bölgesindeki etkinliğinin de azalmasına yol açacak. 

Ancak herşeye rağmen Ortadoğu, hergün stratejiler ve dengelerin değiştiği, ittifakların allak bullak olduğu bölge demek. Dolayısıyla hiçbirşey önceden öngörmek çok da kolay değil. Bölgede beklenmedik başka gelişmeler de yaşanabilir. 


@Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.