İdlib operasyonu 'yıpratma harbi'ne dönüşme riski taşıyor

Geçen Nisan ayında düzenlenen başarısız barış konferansından sonra silahlı muhalefetin Suriye’nin kuzeybatısındaki son kalesini elinden almaktan ziyade, onları kentin kırsalında sıkıştırmayı hedefleyen İdlib operasyonunun, “daha hızlı” ve “sınırlı” olması bekleniyordu. 

Ruslar, bu İslami grupların Hmeimeem Hava Üssü’ndeki güvenliklerini ve Hama'nın kuzeybatısındaki bir şehir olan Mhardeh’teki Hıristiyanların hayatlarını ciddi tehlikeye attıklarını söyleyerek uluslararası topluma bu operasyonu bir “zorunluluk” olarak sattılar. Operasyon, söz konusu İslami grupları Hama kırsalındaki El-Ghab ve Suriye kıyılarına bakan Jisr al-Shughour gibi yerlerdeki tarım alanlarından uzaklaştırmayı amaçlıyordu. 

Sonuç olarak Suriye birliklerinin iki-üç hafta içinde İdlib‘in güneyinde, muhalefetin elinde bulunan stratejik Eriha kentine ulaşması bekleniyordu. 

Rus hava harekâtının müthiş desteği sayesinde operasyonun ilk aşamaları başarılıydı. Suriye kuvvetleri, Hama-İdlib kırsalında hızla ilerleyerek 18 kasaba ve köyü ele geçirdi. 

Silahlı muhalefet aynı anda iki cephede savaşıyordu ve bu da savaşı çok zorlaştırıyordu. Biri, Rum Ortodoks şehri Suqaylabiyah’tan ilerleyen hükümet birliklerine karşıydı ve ikincisi İdlib içinde cihatçı grupların birbirlerine karşı sürdürdüğü savaştı.

Bir kampta, 70 bin olarak tahmin edilen asker sayısı ile önceki savaş alanlarından İdlib'e gönderilen gevşek bir savaşçı koalisyonu olan Türkiye destekli Ulusal Kurtuluş Cephesi bulunuyordu. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), Özgür İdlib Ordusu, Ahrar El Şam, Suqor al Şam ve Noor El Din El Zinki Tugayı gibi güçlü oyuncuları içeriyordu. 

İkinci bir kuvvet, ÖSO'nun güçlü bir yancısı olan Jaysh el-Izza ve kendisi gibi El-Kaide ile bağları olan Hayat Tahrir al-Şam'dan (HTŞ) ayrılanlardan oluşan Hurras el-Din idi. 

Dördüncü ve son -ve savaşta en etkili olanı- geçen Ocak ayında İdlib eyaletinin yüzde 95'ini yöneten HTŞ'nin kendisiydi.

Sözlü muhalefetin dışında, Türkler ve hatta Amerikalılar dâhil, Suriye ve Rus ordusunun hızlı ilerlemesine itiraz eder gibi görünmüyordu. Ardından, 6 Haziran'da, Türk destekli muhalif kuvvetler tarafından karşı saldırı, Suriye Ordusunu geri püskürtmekle kalmadı gibi bir avuç kasabayı da geri almayı başardılar. 

Hükümet birliklerinin Suriye topraklarındaki yasadışı Türk askeri kontrol noktalarına yönelik Ocak ayında arka arkaya saldırıları durumu daha da karmaşıklaştırdı.  

Aralık 2018’den bu yana, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kürt ayrılıkçıların geçen yıl Afrin’den atılmalarından bu yana saklandıklarını iddia ettiği Halep’in 40km kuzeyindeki Tel Rifaat kentini takip altına almış durumda. 

İdlib’deki duruma karışmaması karşılığında Tel Rifat’a yürümesine Rusların aldırış etmeyeceklerine inandırılmıştı. Ancak Tahran ve Şam’ın çifte vetoları sayesinde bu onay asla gelmedi. Misilleme olarak Erdoğan, İdlib’e silah ve savaşçıları gönderdi, görünüşe göre Tel Rifat’ı alamazsa, İdlib’i o kadar kolay teslim etmeyeceğini söylemiş oldu. 

Eylül ayının başlarında Erdoğan, Rus meslektaşı ile Karadeniz'deki tatil beldesi Soçi’de bir araya geldi ve burada Türkiye’nin İdlib’i IŞİD, HTŞ yada eski adıyla Cephet el Nusra’yla ilintili tüm teröristlerden temizlemesine karar verdiler. 

Erdoğan, söz konusu temizlik için tanınan Ekim 2018 ortasına kadar olan süreyi ve o tarihten sonra tanınan tüm ek süreleri heba etti, görünüşe göre İdlib olayına tüm ilgisini kaybetti. Özellikle ABD Başkan Donald Trump'ın kuzey-doğu Suriye'de bulunan 400 asker dışındaki tüm askerlerini çekme kararı sonrasında Kobani, Serekaniye (Raselayn) ve Tel Rifat gibi Kürt şehirlerine odaklandı.

Erdoğan Kürtlere saldırıya hazırlanmak için İdlib’den Zengi Tugayı ve Ahrar El Şam’ın en üst düzey savaşçılarını başka bir yerde kendilerine daha fazla ihtiyaç varmış gibi geri çekti. 

Şam merkezli bir siyasi analist olan Amer Elias, “Türkiye bölgeyi temizlemeye kendini adamadığı sürece, çatışma bölgelerinde ateşkes yaşanmayacak” dedi. “Suriye Ordusu Şam-Halep Otoyolu’nu açmadıkça hiçbir şey değişmeyecek.” 

İdlib operasyonunun bu kadar uzun sürmesinin tek nedeni Türk müdahalesi değildi. Diğer bir önemli nokta, İran ve ABD arasındaki artan gerilim nedeniyle savaş alanlarından uzakta kalmış olan Hizbullah savaşçılarının eksikliği de önemli bir etkendi. 

Bu durum, gelişmelerin ağır yaşanmasına kesinlikle katkıda bulundu, ayrıca ordu bayrağı altında savaşan bazı birimlerin kısa süre öncesine kadar muhalefet ile beraber oldukları ve eski yoldaşlarına ateş etmekte pek de hevesli olmadıkları gerçeğini de unutmamak gerekir. 

Çoğunlukla güney Suriye’deki silahlı muhalefet üyeleriydiler ve 2018’de Rusya liderliğindeki uzlaşma sürecine katıldılar ve taraf değiştirdiler. Diğerleri, muhaliflerin 2015'ten bu yana mevzilendikleri Hama ve İdlib kırsalına hiç girmemiş, tamamen yabancı oldukları coğrafyada şaşkına dönmüş durumdalar. Dördüncü sebep, şüphesiz ki, HTŞ ve IŞİD'in cihatçı doktrinleri, müttefikleri veya rakiplerinden daha uzun süre var olmalarını sağlıyor.

Yukarıdaki sürprizlerden dolayı, İdlib çoğu insanın beklediğinden daha uzun sürdü. Ve bu, İdlib için tam teşekküllü bir savaş değildi, ancak yalnızca kırsalını yeniden ele geçirmek için verilen bir uğraştı, bu da gerçek savaşın nasıl olacağını ve ne kadar süreceğini merak ettiriyor.

Ruslarca hızlıca kazanılan diğer savaş alanlarının aksine, bu, Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında yeni bir anlaşma yapılmadığı sürece, sürekli saldırılar ile düşmanın teslim olmasını amaçlayan bir “yıpratma harbine” dönüşecek.

(*) Sami Moubayed, Suriyeli bir tarhiçi ve Siyah Bayrağın Altında kitabının yazarıdır.

https://thearabweekly.com/idlib-operation-risks-morphing-war-attrition 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

© Ahval Türkçe

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.