Gare dersleri: AKP-MHP Kürt siyasi hareketini çürüteceğim derken Türkiye’yi çürüttü

Soma’da 301 kişinin öldüğü maden kazasını “işin fıtratında var” diyerek geçiştiren, cenazesine gittiği insanları yerde tekmeleyen zihniyet bu… Ali Sami Yen inşaatında asansör faciası hayatını kaybeden 10 işçiye üzülmeyen ama ortağı müteahhidin üzerine titreyen bir zihniyet aynı zamanda.

Kuran kurslarında çocuklara tecavüz edilmesine, Kuran kursu evinde çıkan yangında çocukların ölmesine aldırış etmeyen, görmezden gelen bir anlayış da… Farklı cinsel kimlikleri düşmanlaştıran 80 yaşındaki uluslararası ün sahibi bir bilim insanını ulu orta tehdit etmekten çekinmeyecek kadar da pervasız… “Şehitlerimiz” diye şov yapıp bedeni bomba imha sırasında ağır darbe almış KHK’lı bir polis memurunu ceazevine göndermekten beis duymuyorlar...

Ülkenin döviz rezervlerini buharlaştıran beceriksiz ve bilgisiz damadına sahip çıktığı kadar sahip çıksaydı ülkesine ve halkına, Türkiye bugün bambaşka bir lig ve yerde olurdu. Düşmanlık, ölüm ve nefretten başka dil bilmeyen bir anlayış bu.

Kürt hareketini ve eylemlerini çürütme çabası içinde koca ülkeyi çürütüyor. Metro otobüs şirketinin kazalarında ölen insanların hakkına bile sahip çıkmıyor, arkasından ağladığını iddia ettiği asker kayıplarını anarken kahkaha atıyor, acılı anneyi parti kongresinden telefonla arayıp ölümler üzerinden siyaset yapmaya kalkıyor. Bu çürümüşlük değil de ne…

13 yaşında polis kurşunu kurbanı Berkin Elvan’ı ve annesini suçlamaktan geri kalmayan, kendisine destek vermeyen herkesi düşman gören ve canlarını yakmak için elinden geleni yapan da o… Bebekli anneleri cezaevine atan, ardından da bu kadınların iktidarlarını zorda bırakmak için talimatla çocuk yaptığını savunacak kadar gözü dönmüş, nefret dolu söylemin sahibi de o…

Cizre’de gencecik insanları bodrum katlarında yakan, ölü insanları zırhlı araçlara bağlayıp sokaklarda sürükleyen, silahsız Kemal Kurtul’u Diyarbakır’ın göbeğinde, herkesin gözü önünde öldüren polisi koruyup kollayan da o…

Kürt Siyasi Hareketi için söylediklerinin bin mislini yapıyor. Sadece yalan ve nefrete dayanıyor ve ülkeyi çürütüyor. Satın alabildiklerini alıyor, alamadıklarını ağır biçimde cezalandırıyor. Soma’da ölenlerin sorumluluğunu üstlenmedi, tersanelerde can veren yüzlerce işçinin de, inşaatlarda ölen garibanların da… Sevdiği ve sevmediği ölümler var bunların, ölümlerden seçim yapıyorlar. Patronun öldürdüğüne üzülmüyor, cenazesine bile gitmiyorlar… Ortada bırakıyorlar öyle…

Geçer diyerek susanlar, sabır edenler Myanmar’a baksın… Myanmar’da nüfusun yüzde 4’ünü oluşturan müslümanlar, yönetim ve ordunun soykırımına uğradı. Binlerce insan öldürüldü, tecavüze uğradı, canını kurtarmak için kaçmak zorunda kaldı.

Bu katliam gerçekleştirilirken 1991’de Nobel Barış Ödülü’nü almış Aung San Suu Çii, Devlet Konseyi Başkanı idi. O ve ona veren kitleler bu katliamı ya destekledi ya da sessiz kaldı. Çoğunluk ittifakı, azınlıktan kurtulma ve bu yolda her yönteme başvurulması konusunda anlaşmışlardı, belli ölçüde de başardılar…

Ama devran değişti… Emeklilik süresi yaklaşan generaller görevi bırakınca hesap verebilme ihtimalleri olduğunu gördüler ve bir darbeyle yönetime el koydular. Müslüman katliamına sessiz kalarak, görmezden gelerek destek veren Burmalılar şimdi darbeci generallerle baş başa kaldı. Her gün protesto gösterileri düzenliyorlar ama hak ihlaline alışmış ordu, gerçek kurşun kullanarak göstericileri bastırıyor.

Myanmar bize toplumsal çürüme başlayınca, bir grup şeytanlaştırılıp düşmanlaştırılırken geri kalanının steril kalmayacağını açıkça gösteriyor. Çürüme yukarıdan başlayıp bütün toplumu sarıyor, tıpkı bir virüs gibi…

O kadar çok yalan söylediler, o kadar çok düşmanlık edindiler ki, yapayalnızlar. Erdoğan’dan Çavuşoğlu’na tüm kadro her gün başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere Batı ülkelerini suçluyor, “Bize yeterince destek vermediniz” diye. Akılda tutulması gereken şu, Irak hava sahası ABD’nin denetiminde. Havada uçakları, bölgede uyduları, istihbarat elemanları mevcut.

Gare’den sonra Amerikan Savunma Bakanlığı’nın özellikle sessiz kalması, Dışişleri Bakanlığı’nın “Eğer” diye başlayan bir açıklama yapması muhtemelen boşuna değil. Bu tabloı bize, Batılı ülkelerin Gare konusunda sessiz kalarak aslında Ankara’ya destek verdiğini gösteriyor.

Her zaman olduğu gibi ilk kurban gerçek oluyor… İktidar daha da cesaret alıyor, hedef ve düşmanlarını çoğaltıyor, aynı zamanda acımasızlığını… Çürüme yayılıyor, hiçbir tedavinin çare olamayacağı bir noktaya gidiyor gibiyiz...


© Ahval Türkçe