Fenerbahçe ve Uğur Dündar - Bilgehan Uçak

Kim ne derse desin, sportif açıdan değilse bile Türkiye’nin en büyük kulübü Fenerbahçe’dir.

Diğer kulüplerdeki başkanlık seçimlerine bakın, genellikle “olduktan sonra” haberiniz olur ama Fenerbahçe Başkanı’nın kim olduğunu futbolla zerre ilgilenmeyen insanlar dahil herkes bilir.

Hatırlar mısınız, Tayyip Erdoğan ile Muharrem İnce arasındaki seçimden üç hafta önce Fenerbahçe’de seçimler vardı.

Bir yanda Aziz Yıldırım, diğer yanda Ali Koç…

İki aday da ana akımın en bilinen programları dahil her yere konuk oldular.

Bunun yegane sebebi Fenerbahçe’nin “adı konamayan” başka bir büyüklüğe sahip olmasıdır, futbolda en başarılı olmadığı aşikar ama camianın etkinliği ortada.

Artık bırakın kulüp başkanlığını, o kulübün taraftarlarının az bir kısmı hariç kimsenin umurunda olmayan yüksek divan kurulu başkanlığı bile iş Fenerbahçe’ye gelince ayrı bir önem kazanıyor.

Geçen hafta Fenerbahçe’de Yüksek Divan Kurulu Başkanlığı seçimleri vardı ve Uğur Dündar az bir farkla Vefa Küçük’ü geçerek yeni başkan seçildi.

Her Fenerbahçelinin Vefa Küçük’e kulübe yaptığı hizmetlerden ötürü teşekkür etmesi gerektiğini düşünüyorum.

Aziz Yıldırım ile Mehmet Ali Aydınlar, Aziz Yıldırım ile Ali Koç…

Birbirinden zor iki seçimi o kadar esprili ve makamı doldurarak yönetti ki gönlümde Yüksek Seçim Kurulu Başkanı mertebesine oturdu.

Vefa Küçük’ün seçim yönetimlerini fevkalade başarılı bulsam da başkanlığa yeni seçilen ismin Uğur Dündar olmasına çok sevindim.

Dündar’ın yardımcıların biri “Aziz Yıldırım ekibinden” Mithat Yenigün çünkü.

Malum, Aziz Yıldırım, yirmi sene boyunca ekibinden çok az kişiyle yollarını ayırmıştır; ne hapisler o insanlardan vazgeçmesine yol açmıştır ne suçlamalar hatta ne de sportif şanssızlıklar.

Şu son dört senede Fenerbahçe tuhaf bir kamplaşmanın ortasında buldu kendini.

Ali Koç, Aziz Yıldırım ve ekibinin en büyük isteğinin kendilerinin başarısızlığı olduğunu birkaç kez iddia etti.

Öte yandan, Aziz Yıldırım da zehir zemberek bir basın toplantısı yapıp “yarın geliyorum” dediği halde gelmeyerek bu yarılmayı derinleştiriyor.

İşte bu ortamda Cumhurbaşkanlığına denk düşen Yüksek Divan Kurulu Başkanlığını Uğur Dündar’ın kazanmasını Fenerbahçe için büyük bir şans addediyorum.

Seçim konuşmasında Aziz Yıldırım’dan “efsane başkan”, Ali Koç’tan ise “geleceğin başkanı” olarak söz eden Uğur Dündar, Fenerbahçeliliği ve mesleki geçmişiyle bu barışmayı sağlayabilecek, yarılmayı sona erdirebilecek özgül ağırlığa sahip.

Yok neymiş Aziz Yıldırım’ın kulübü yeniden ele geçirmek için yaptığı ilk büyük hamle Uğur Dündar’ı aday göstertmekmiş de, yok şimdi “Aziz Yıldırım ekibi” derhal seçimler hazırlanıyormuş da…

Aziz Yıldırım’ın ya da bir arkadaşının seçime girmek en doğal hakkı ama bunu Fenerbahçe batsın da biz gelelim diye yapacağına hiç ihtimal vermiyorum.

Hayatını Fenerbahçe’ye vermiş, Fenerbahçe için hapis yatmış, kulübü “primus inter pares” yapmış, hayal dahi edilemeyecek oyuncuları getirmiş, Fenerium, tesisler, kadın takımları, olimpik sporcular…

Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe’ye kazandırdıkları saymakla bitmez.

Sadece futbol değil; Marlene Ottey’den Diana Taurasi’ye, Obradovic’e her sporda en yüksek profilli isimleri izledi Fenerbahçeliler.

Uğur Dündar’ın gelişiyle tam barış sağlanacak derken birden sosyal medyada büyük bir tepki başladı.

Ekrem İmamoğlu’na gitmiş, 61 numaralı forma vermiş, Özkan Sümer’in kitabını almış…

Bakın, Trabzon’un son senelerdeki hazımsızlığı ile sonuna kadar mücadele edelim ama Özkan Sümer ile kavga edemeyiz, o kadar uzun boylu değil.

Özkan Sümer çok sayıda isim yetiştirmiş, bu ülke futbolunun gözardı edilemez bir değeridir.

Fakat Özkan Sümer’in değeri Trabzonluları yaptıklarını da haklı çıkarmıyor.

Ya arkadaş Fenerbahçe’nin otobüsü şoför mevkiinden 90 kilometre hızla giderken kurşunlandı, uçurumdan yuvarlanabilirlerdi, bu katliam girişimini lanetlemek için Fenerli değil insan olmanız yeterli.

Hakem hatalı karar verdi demiyoruz burada, otobüse kurşun sıkıldı diyoruz.

Eğer sen hâlâ son maçtan önce gidip tribünde ucunda sarı kanarya olan bir tüfek posteri açıyorsan…

Rakibinin kurşunlanmasını böyle “mizah konusu” yapabiliyorsan…

Bütün kupaları alsan da asla büyük takım olamazsın.

Döner 95-96 sezonu dersin, döner 2010 sezonunda kupa bizimdi diye hayal görürsün.

Trabzonspor, Özkan Sümer çizgisinde ilerleyebilirse saygı görür ve büyür; aksi halde akıllarda hep sahaya kale direği atmak gibi inovatif eylemleriyle kalacaklar.

Şampiyonluğu sahanın içine dalıp rakip takımın kalecisini döverek kutladıklarını görünce insan pek umutlar olamıyor.

Gene de, haklarını yemeyelim, Trabzonspor bu sezon kurduğu kadroyla şampiyonluğu sonuna kadar etti.

Ama işte dön dolaş aynı konu, başarılı olmak ile büyük olmak arasında fark var.

Şunu kabul etmekle başlayabilirler: 2010-2011 sezonunun şampiyonu Fenerbahçe’dir, müze de kulüpte, cüzi bir ücret karşılığında gidip görebilir, çok istiyorsanız bir hatıra fotoğrafı da çektirebilirsiniz.

Başa dönersek, Uğur Dündar, Aziz Yıldırım ile Ali Koç arasındaki gerginliği sona erdirebilirse kulüp adına tarihi bir hizmet yapmış olur.

Ben Uğur Dündar’ın da bu barışı sağlamak istediğine inanıyorum.

Madem bugün bayramın son günü, gelin siyasetin kısır gündeminden uzaklaşalım dedim.

Bu yazı Politik Yol'dan alınmıştır

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.