Faruk Bildirici'ye açık mektup - Umut Özkırımlı

T24 internet gazetesinin Faruk Bildirici'nin "Medya Ombudsmanlığını tanıyoruz” başlıklı duyurusu sonrası, akademisyen Umut Özkırımlı, Bildirici'ye hitaben bir yazı kaleme aldı ve çağrıda bulundu.

Özkırımlı, "Faruk Bildirici'ye Açık Mektup" başlıklığını verdiği yazısında, "Kişilik haklarımı ihlal eden, 1,5 sene boyunca devam eden bir iftira ve karalama kampanyasını daha ileri bir boyuta taşıyan bir yazı dizisinin basın etiği ve profesyonel standartlar açısından incelenmesi talebimi ilettim. Doğan Akın bu çağrıma sessiz kaldığı için talebimi doğrudan size iletiyorum." ifadelerini kullandı. 

Özkırımlı'nın yazısı* şöyle:


Sayın Faruk Bildirici

19 Ocak 2022 tarihinde yaptığınız “Medya ombudsmanlığını kurumsallaştırma” çağrısından dün, yani 24 Ocak 2022 tarihinde T24 sitesinde yer alan “Faruk Bildirici’nin ‘Medya Ombudsmanlığını tanıyoruz1 başlıklı başyazı sayesinde haberdar oldum.

Çağrıda “medya kuruluşları ile anlaşarak, bu kuruluşlar tarafından tanınan, kararları ve okur/izleyici ile yaşanan sorunlarda hakemlik rolü kabullenilen bir özdenetim mekanizması haline” dönüşmek istediğinizi, “Kabul eden medya kuruluşlarına dışardan ve bağımsız olarak ombudsmanlık” yapacağınızı söylüyorsunuz.

T24 sitesi de sözünü ettiğim başyazı ile “T24’ün yanlışlarını da içeren profesyonel standartlar ve etik denetimine saygı göstermeyi, [değerlendirmelerinizi] dikkate almayı ve paylaşmayı” taahhüt ediyor.

Böyle bir sivil ombudsmanlık kurumu, bildiğiniz gibi bireyler ve kurumlar arasındaki sorunları hızlı, etkin ve adilane çözmek iddiasını taşır; bu bağlamda bireysel başvuru yoluyla kendisine iletilen şikayetleri belli ilkeler uyarınca çözüme kavuşturur. Bu nedenle dün Doğan Akın ve T24 sitesine kamuoyu önünde bir çağrıda bulundum ve kişilik haklarımı ihlal eden, 1,5 sene boyunca devam eden bir iftira ve karalama kampanyasını daha ileri bir boyuta taşıyan bir yazı dizisinin basın etiği ve profesyonel standartlar açısından incelenmesi talebimi ilettim.

Doğan Akın bu çağrıma sessiz kaldığı için talebimi doğrudan size iletiyorum.

Söz konusu yazı dizisi Sema Kaygusuz imzasıyla 21 Ekim-12 Aralık 2021 tarihleri arasında “Sessizleştirme Harekatı” başlığıyla yayınlandı. Word dosyasına aktarıldığında tek boşluklu 149 sayfa tutan yazı dizisi 33.940 kelime, 256.863 vuruştan oluşuyor. Bildiğim kadarıyla Hasan Cemal’in yazıları dışında T24’te bu uzunlukta başka bir yazı dizisi yayımlanmadı.

Yazı dizisi başladığında kişisel tanışıklığım bulunan Doğan Akın’a – meslek ahlaklarına saygı duyduğum büyüklerim Hasan Cemal ve Aydın Engin’i de şahit olarak ekleyerek – bir email yolladım ve bu yazılarda iznim olmadan özel yazışmalar paylaşıldığını, bunun Türk Ceza Kanunu’na göre suç olduğunu belirttim.

Doğan Akın 1 Kasım 2021’de verdiği cevapta bu yazışmaların “şikâyet dosyasına girdiğini hem de …’in mahkemede verdiği ifade kapsamında yazışmaların anlatımını da içeren aktarımlar yapıldığını tespit” ettiklerini iddia ederek yayın kararını savundu.

Öncelikle, bu yazışmalar mahkeme dosyasında yoktu; mahkemede yazışmaları içeren “aktarımlar” da yapılmadı. Bu tek bir email ile elde edilebilecek bir bilgiydi. Daha da önemlisi, üniversiteye sunulan şikâyet dosyasına girmiş, hatta mahkemede aktarılmış da olsa özel yazışmaları yayınlamak, özel hayatın gizliliğini ihlal ettiği için Türk hukukuna göre suç.

Doğan Akın email’inde 5 Haziran 2020’de yaptığım bir açıklamada geçen “Israrlı takipten ne kastettiğini açıklamıyor. Israrlı takip, arama, yazışma gibi somut kanıtlara dayanmak zorunda olduğu halde bunları — varsa — paylaşmıyor. Hukuksal başvurusu olmadığı için de beni sosyal medyada linç ettirme yolunu seçiyor” ifadesine de atıfta bulunuyor ve yazıları bu yüzden yayınladıklarını söylüyor. Bu cevap sadece ciddiyetten uzak değil; aynı zamanda Akın’ın ne yaptığının farkında olduğunu, planlı ve art niyetli bir şekilde hareket ettiğini gösteriyor.

Söz konusu açıklama, 1 Haziran 2020’de ortaya atılan iddialardan 4 gün sonra, iktidar medyası ile el ele yürütülmüş yoğun bir sosyal medya linç kampanyasına cevaben yapılmıştı. O süreçte yaşananları daha sonra kamuoyu ile paylaşacağım. Şu kadarını söylemekle yetineyim. O 4 gün içinde Yeni Akit, Takvim, Sabah, A Haber, TRT gibi iktidar yanlısı medya beni “Fetöcü sapık” ilan etti; Bianet, Duvar gibi sözde bağımsız medya kuruluşları beni hedef alan yayınlar yaptılar ve gönderdiğimiz tekzipleri yayınlamayı reddettiler; iddialar sosyal medya aracılığıyla milyonlarca insana ulaşınca 2018 yılında kaybettiğimiz oğlumla ilgili sürmekte olan iki proje iptal edildi; ve çalıştığım kurumlara şikâyet edildim.

Doğan Akın sanki tarih 5 Haziran 2020’de durmuş gibi davranmayı seçti, çünkü öylesi işine geldi. Bu süreçte medya kuruluşları tarafından boykot edildiğim için sonrasında yaşananları çok az kişi biliyordu. Akın da muhtemelen buna güvendi. Sakladıkları şunlar:

  • İddia sahibi hakkında ağır iftira suçlamasıyla İsveç’te ceza davası açtım. Bu dava 13 Ekim 2021’de sonuçlandı ve iddia sahibi 11 suçlamadan 7’si hakkında suçlu bulundu. 3 suçlama ağır iftira değil, sadece iftira olarak nitelendirildiği icin zaman aşımına girdi. Yani iddia sahibi 11 suçlamanın sadece 1’inden (yazıyla bir) aklandı. Tazminat da içeren bu ceza hükmü “koşullu” bir hükümdü. Yani iddia sahibi aynı suçu tekrar ederse daha ağır bir ceza ile karşı karşıya kalacaktı.
  • Hakkımda yapılan yalan haberlerin kaynağı Haber 7 sitesine 1 liralık bir manevi tazminat davası açtık ve bu davayı kazandık. Dava şu an istinafta.
  • 6 Ağustos 2020’de avukatım aracılığıyla bir kamuoyu açıklaması yayınladım ve ortaya atılan iddiaların gerçeğe aykırı olduğunu kanıtlayan sınırlı sayıda belge paylaştım. Bu belgeler arasında iddiaları yalanlayan bir polis raporu da vardı.
  • Mahkeme kararı hem iddia sahibi hem de bizim tarafımızdan temyize götürüldü. Hukuki süreç devam ediyor.

Şimdi size sorularım şunlar:

1. İki kişi arasındaki özel yazışmaları izinsiz olarak yayınlamak basın etiğine uygun mudur? Bu noktada konunun sıradan iki kişi arasında yaşanmış bir ilişki olduğunu, dolayısıyla bu özel yazışmalarının yayınlanmasında kamu yararından, haber değerinden bahsedilemeyeceğini de ekleyelim.

2. İki kişi arasındaki özel yazışmalar hiçbir ahlaki kaygı taşınmadan ve hukuka aykırı olarak rahatlıkla paylaşılabiliyorsa özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğinden nasıl bahsedebiliriz? Bu durumda diyelim bu mektubu size özelden göndersem, mektubu Doğan Akın’la paylaşsanız, T24’ün bu mektubu da olduğu gibi yayınlamayacağını nereden bilebilirim? Sema Kaygusuz’un paylaştığı yazışmaları okuyan okudu. Saklayacak bir şeyim olmadığı için yazılara erişim engeli getirmeye de çalışmadım. Öte yandan başka bir olayda, başka iki kişi arasındaki yazışmalar da bu kural tanımazlıkla paylaşılırsa bunun telafi edilemez zararlar doğurmayacağını nereden bilebiliriz?

3. Madem bu yazışmalar “alenileşmiş”, neden T24 gazetecilik görevini yerine getirmiyor ve benim mahkemeye sunduğum özel yazışmaları da paylaşmıyor? Bu yazışmalara ulaşmak icin iki satırlık bir email yazmak yeterliydi. Bu “gazetecinin” en azından görünürde tarafsızlık sorumluluğunu ihlal değil midir? Kendim bu sorumluluğa uygun hareket ederek tekzip metinlerinde iddia sahibinin özel hayatını ölçüsüz ihlal edecek hiçbir yazışma yayınlamadım. Kaldı ki Doğan Akın iki ekstra tık alacak diye kendisinin kurguladığı arenaya çıkacak ve Kaygusuz’la düelloya girecek de değildim. Ama her konuştuğunda, basın etiğinden, bağımsızlıktan dem vuran birinin bu kadar basit sorumlu gazetecilik ilkelerini uygulaması beklenemez miydi?

4. Daha önce de belirttiğim gibi, üniversiteye sunulmuş yazışmaların basın aracılığıyla geniş kitlelerle taraflı olarak paylaşılması hukuken suça sebebiyet verecek bir durum. Ayrıca üniversite de bu yazışmaların, bırakınız basın ile üçüncü kişilerle dahi paylaşılmaması gerekliliğini kendi iç düzenlemelerinde kurala bağlamış.

Öte yandan yazı dizisinde sadece bu yazışmalar değil, 11 Kasım 2021 tarihinde temyiz mahkemesine sunulan belgeler de kullanılıyor.Sema Kaygusuz’un bu belgeleri kullandığı tarih 29 Kasım 2021, temyiz dosyasına referans verdiği tarih ise 12 Aralık 2021. Bu belgeleri mahkemeden aldığını iddia ediyor. Oysa resmi tutanaklara göre böyle bir yazışma yapılmamış. Yani Sema Kaygusuz yalan söylüyor.

Bu noktada bir parantez açayım. Kendisini tanıyanların söylediğine göre Sema Kaygusuz yabancı dil bilmiyor; belgeleri kendisinin istemesi mümkün değil. Diyelim biri kendi adına istedi; kimi İngilizce, kimi İsveççe bu belgeleri 11 Kasım’da istemiş olsa bile belgeleri alması birkaç gün sürecek. Bu durumda Kaygusuz’un yaklaşık bir hafta içinde bu belgeleri yeminli tercümana çevirtmiş, yazısında kullanacak kadar detaylı incelemiş olması gerekiyor. Bunun imkânsız olduğunu kamuoyu da, siz de takdir edersiniz. Özetle biz bu bilginin doğru olmadığını zaten biliyorduk. Kamuoyunu meşgul etmemek icin gündeme getirmedik. Şimdi elimizde yazılı kanıtı da var.

Soruya dönelim: Doğan Akın Sema Kaygusuz’un alenileştiğini iddia ettiği belgeleri temyiz mahkemesinden talep etmediğini, yani yalan söylediğini biliyor muydu?

5. Henüz görülmemiş bir temyiz davasına sunulan belgeleri yayınlamak hukuki sürece müdahale etmek anlamına gelmez mi?

6. Lund Bölge Mahkemesi Ceza Dairesi tarafından verilen bir hükmü tanımamak ve hukuki sürecin tamamlanmasını beklememek profesyonel standartlara uygun mudur? Bu karakter suikastı değil midir? Başka bir deyişle, Sn. Doğan Akın’ın dilinden düşürmediği iktidar medyası tetikçiliğinden farkı var mıdır? Varsa nedir?

7. İlk iki yazıya tekzip metni yolladık ve iddiaların gerçek dışı olduğunu belgelerle kanıtladıkDoğan Akın tekzip metnini olduğu gibi yayınlamak yerine metne avukatımı zorda bırakacak bir ekleme yaparak yayınladı. Bu basın etiğine uygun mudur?

8. Yalanladığımız iddialar bir sonraki yazılarda aynı şekilde tekrarlandı. Bu yazıların okunmadan yayınladığı anlamına mı geliyor? Tekzip mekanizması ciddiye alınmayacaksa cevap hakkından bahsetmek karşı tarafı aptal yerine koymak değil midir?

Sn. Bildirici. Çağrınızı şu sözlerle bitiriyorsunuz:

Siyasal, hukuksal, finansal zorluklar, kısıtlar, sorunlar ne olursa olsun; gazetecilik herkesten, her kesimden, her şeyden önce gazetecilerin mesleğidir. Mesleğimize ilişkin yanlışları eleştirmekle yetinmeyip, öğrenilmiş/dayatılmış çaresizliklere aldırmayarak iyi/doğru/güvenilir gazetecilik için kurumsallaşma hedefli bir çözüm yoluna, gazeteciler olarak birlikte çıkabiliriz.

Bu bağlamda; bütün medya kuruluşlarına ve gazetecilere çağrımdır; “Medya Ombudsmanlığını kurumsallaştırmaya var mısınız? Gelin ülkemize özgü, yeni, bağımsız bir “Medya Ombudsmanlığı” modeli yaratalım.

Eğer çağrınızda ciddiyseniz, size kamuoyu önünde bir şikâyette bulunuyor, sade bir vatandaş olarak yaptığım ve muhatabı tarafından cevapsız bırakılan bu şikâyeti değerlendirmenizi bekliyorum.

Saygılarımla

Umut Özkırımlı


*Yazının kaynağına buradan ulaşabilirsiniz

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.