Türk halısı öldü, yaşasın çirkinlik

Dünya çapında marka yaratmaktan bahsederken dünya çapındaki bazı markalarımızın öldürülmüş olduğunun farkında mısınız? 

Olmadığınıza eminim.

Yaşadıklarını bilmediğiniz için öldüklerini de duymamışsınızdır.

Yahyalı. Kula. Ladik. Uşak. Bergama. Hereke. Milas. Gördes. Döşemealtı. Yağcıbedir. Çanakkale. Ezine. Kayseri. Küllüce. Kars. Kozak. Yahyalı. Taşpınar.

Bu isimler bir şey ifade ediyor mu?

Hepsi dünyada halıcılıkla ilgilenen herkes tarafından yüzyıllardır bilinen markalar.

İsimlerini yapıldıkları yerlerden aldılar.

Bir zamanlar bu yerlerde dünyanın en iyi halıları yapılırdı.

Artık hemen hemen hepsi silindi.

Klasik Türk halısına kalitesini veren yeni yün, kök ve çiçeklerden yapılan “kök boya,” yöresel motifler ve kadınlarının ustalıklarıdır. 

Önce boyalar bozulmaya başladı.

Yapma boyaların Ondokuzuncu Yüzyıl’ın sonlarından itibaren Türkiye’ye girmesiyle kök boya yavaş yavaş sahneden çekilmeye başladı. 

Kök boyanın yapılması zahmetlidir ama onun halıya verdiği güzellik ve pırıltı, ne kadar kaliteli olursa olsun, hiçbir sentetik boyada yoktur.

Yapma boyayla boyanmış yün ipliğinden yapılan halı kaliteli sınıfına girmez.

Koleksiyonu yapılabilir değildir.

Bir diğer gelişme yeni saf yünün yerini kalitesiz ipliklerin alması oldu.

Yapma iplik veya pamuk-yün karışımı halılar piyasayı doldurdu.

İpek diye insanlara polyester halılar satıldı.

Bir zamanlar her yerde bulunan kök boyalı, yün veya ipek el yapımı halılar artık neredeyse hiç bulunmuyor.

Osmanlı sarayının en güzel halılarını dokuyan Hereke, İstanbul ile İzmit’in varoşları ve pis sanayi bölgeleri arasında kayboldu.

1980’lerde başlayan kitle turizmi ve bunun yarattığı halı talebi, Türk el halıcılığının ölümünü hazırlayan en büyük nedenlerinden biri.

Büyük halı tüccarları turizm merkezlerinde basketbol sahası büyüklüğünde dükkânlar açtılar.

Bunlara halı yetiştirmek için genç kadın veya kızların düşük ücretlerle çalıştırıldığı halı atölyeleri kurdular.

Sanatkârlar proleter oldu, el sanatı fabrikasyona dönüştü, kalite düştü.

Büyük halıcılar turizm acentelerine ve rehberlerine gezdirdikleri turistleri dükkânlarına getirmeleri için yüklü komisyonlar ödüyorlar. Bu komisyonu çıkarmak için halı kalitesini düşür babam düşürdüler. 

Halıcıların kâr marjları artarken el emeğinin bedeli düştüğü için evlerdeki tezgâhlar durdu. 

Türkiye aklı başında bir ülkede olsaydı, hükûmetler, Fransa ve İtalya’da şarapta olduğu gibi, sıkı bölgesel standartlar ve kalite kontrolü getirir, el emeğini teşvik eder ve halıların saflığını korurdu.

Ama aklı başında bir ülke yok, ne yazık.

Düzeysizliğin ve sıradanlığın krallık kurduğu TC’de bütün değerler kolayca dejenere oluyor.

Anadolu’nun doğa örtüsü, kuşları ve hayvanları, envanteri yapılmadan, isimleri konmadan, yok ediliyor.

Türk halısı öldü.

Yaşasın çirkinlik!


(Bu yazı Diyalog Gazetesi'nden alınmıştır)

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.