Seçimin tektonik analizi 3: Ekonomik imkânsızlık

Erdoğan’ın geçtiğimiz gün iddia ettiği şekilde iktidar bir “ekonomi programı”na, “gerçekçi bir uygulama planı”na sahip mi? Bahsettikleri özgün model tecrübe edilmiş bir teoriye dayanmasa da, hiç olmazsa esnaf mantığıyla da olsa bir hesaba dayandığı ortada. Önlerindeki manzaraya ve imkânlara-ihtimallere bakarak yapılan bu hesabın mantığını kavramak, seçmen tercihlerinde ilk sıraya yerleşen yoksulluk ve hayat pahalılığı parametresinin iktidar tarafından nasıl baskılanacağına dair sağlam ipuçları verebilir.

Enflasyon, yoksulluk ve dar gelirliler için büyük yük getiren ekonomi politikası makro düzeyde servetin dağılımı ile ilgili bilinçli bir tercihe dayanıyor. Kapitalist düzende tasarruf-yatırım ilişkisi, zenginin daha zengin olmasının ekonomik büyüme ve istihdam getireceğini söyler. Fakirin geliri artarsa tüketime yönelir, zengin ise yatırım yapar. Fazladan fiyatların yükselmesiyle iç talebin kısılması ihracatı arttıracağı için ödemeler dengesi açığını da azaltır. İşin teorisi böyle. Şayet güvenilirse TÜİK verilerine göre istihdamda artış var ve ihracata yönelen ve dövizdeki yükselişten çok mutlu olan bir sermaye kesimi de mevcut. Bankaları düşük faizle fonlayan devlet gücü sayesinde finans sektörünün inanılması güç ölçekteki kârlarını da bu tabloya eklerseniz, işin hesap faslının bir kısmı anlaşılır hale geliyor. Ancak bu keskin tablo, yoksul kesimlere popülist söylemlerle hitap eden geleneksel AK Parti politikaları ile çelişiyor ve seçim kazanmayı anket sonuçlarına yansıdığı üzere neredeyse imkânsız hale getiriyor.

Gerçekte bu tablo ekonomik bir tercihin sonucu değil; temerküz etmiş, yani merkezde, tek kişide yoğunlaşmış bir tek adam yönetimi için bir mecburiyet. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ekonomi-politiğinin ürettiği zorunlu bir sonuç. Siyasî güç, kendisi gibi temerküz etmiş, yani çok az sayıda sermayedarın elinde toplanmış bir ekonomik güce ihtiyaç duyuyor. Ne için? Siyasetin çarklarını çevirebilmek için. Devletin ekonomik iktidarının derli-toplu, yani tek elden kullanılması ve paradan siyasî güç devşirilmesi için fakirlerden değil zenginlerden yana durmak gerekiyor. Seçmen adı verilen geniş yığınların rızasını almak için bu zenginlik tek başına bir propaganda gücü olarak devreye giriyor. Rıza veya seçmen desteği de para ile satın alınır hale geliyor.

Devletin zengin yaratma potansiyeli, elindeki ekonomik araçlarla, münhasıran rant araçlarıyla olur. Paradan para kazanmak yani finans sektörü, büyük şehirlerde arazi rantı, devlet garantili ihaleler, enerji sektörü siyasi kararlarla büyük servetler biriktirir. TMSF’nin yönetiminde, el değiştiren büyük sermaye yekununu da hesaba dahil edin. Siyasetin tasarruf ettiği kamusal ekonomi sektörü tarih boyunca hiç bu kadar büyük olmamıştı. Tam karşıda ise bilinçli politikalarla çökertilen Tarım ve hayvancılık, kendi yağıyla kavrulan reel sektör duruyor.

Hesaplar ve bu hesaplara dayanan tercihler yeni değil. 2015’te Ekim ayında hükümet içinde büyük bir tartışma yaşandı. Başbakan Davutoğlu, Babacan’ın hazırladığı reel sektörü destekleyen Orta Vadeli Ekonomik Programı ilan etti. Erdoğan, “inşaat sektörünü ezdirmem” diyerek bu programı kadük bırakmıştı.

Seçim için çıkartacağımız en önemli sonuç şu: Seçmen tercihlerinde ilk sıraya yerleşen ekonomik sorunlar, iktidarın seçim stratejisinde hiçbir zaman merkezî konumda olmayacak. Tanzim satışlar, sosyal yardımlar, ücretlerde iyileştirmeler gibi geçici iyileştirmeler elbette gerçekleşecek; ama asıl İktidar parayı ve propaganda gücünü seferber edebileceği ve ekonomiyi arkasından dolanacağı sarsıcı gündemler oluşturacak.

Seçmen tercihini etkileyecek iki araç var. Birincisi kitlesel terör, ikincisi ise eskisi kadar tesirli olmasa da başörtüsü gibi dinî semboller.

2015’te 7 Haziran ile 1 Kasım arasına yerleşen sarsıcı terör olaylarını hatırlayın.

Siyaset imkân sanatıdır ve ekonomi mucizelere hiçbir zaman imkân vermez. Sadece sizi sınırlar ve belli bir istikamete zorlar. Ekonomi Haziran’da yapılacak bir seçimi, hatta Nisan-Mayıs’a alınmış geç bir erken seçimi bile iktidar için en az kötü tercih olmaktan çıkartıyor. 55 milyar dolar taze para veya Ukrayna savaşının sunduğu fırsatlar değil; dev propaganda gücünün üzerinde tepineceği netameli konular gerekli. Dışarda veya içerde amansız düşmanlar lâzım.

Strateji kabaca sağ gösterip sol vurmaktır. Hesabı olanların mutlaka bir stratejisi de olur. Mesele sadece şartları olgunlaştırmaktan ibaret.

Ekonomi su gibi ekmek gibi zaruri bir dünyayı temsil ediyor; ama seçimin aslî rekabet sathında işte bu ekonominin dışındaki stratejilerin getirecekleri yer alıyor. Bu yüzden ısrarla ekonomi-politik dediğimiz güç alanının politika kısmı üzerinde durmak gerekiyor.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.